mil çekilmiş gözüne bir güneştir
bu bahçeme yağan kar göçüne…
i
bir ırmak deltalaşıyor yanağında
bölüşüyor yanağını ve gamzene dökülüyor
pencere, dışarıyı içeriye hapseden
kuş gagalarından kangren bir camda
sigarayı azaltmayı öğütlüyor seher
çay aniden muazzam bir baldıran
kuzguni bir ölümü çağıran dokularında.
düşündükçe kar yağıyor köpeğin ayağına
ayağını bir kamyonla düello ederken
yitirmişti de bulanık cüretine nazire
böylece çöp karıştırma lüksünü de yitirmişti
oysa hep bir şey yitirilsin isteriz
nedense, bu pencereye yanaşabilmek için
ve pencereden uzak durmayı öğütler seher
hiç yaşamaya salık vermeyen pencereden
bakıcı kar ile pekmez karıştırıyor bahçede
bu yatalak sonsuzluğa, bu çağrışıma
bir ateş yakıyor toprağa dekolte olsun
diye karın üstünde ve bu toprak
var ya ne namussuz bir kaltaktır ki
baştan çıkardı da babamı ve kocamı
ağladıkça kar yağıyor köpeğin cesedine
ölmüş orada ve kimse ne necis ne
murdar bir kütle ve Allah’tan kar
var da kokmuyor bir nevi konserve
diyerek tükürüyor beyaz karda kara leşe.
hele gece olsun ben seni nasıl toprak
derin ve ayinsiz ve fatihasız bir toprak
hem deniz varken neden göle dökülesin
ii
seher üşür o beni nasıl mavi üşür
diye deltalaşırken yanağında gözyaşı
bakıcı kar konar-göçer avuntusunda
bir kuru ekmek yokluğunda köpek
seher ağlar o beni nasıl beyaz yaşamak
bu dört yanı plastik cehennemde
sigara ve çamaşır ve ariel, okursun belki
yine gelirim haftaya ve kar kalkarsa
ben yine gelirim haftaya kar kalkmazsa
iii
seher gider, seher öyle nasıl gider?
seher’e kar yağar, rodin’e kar yağar.