
Sorun büyük oranda teolojik bir nitelik ve kurumsallık kazanmış resmî ideoloji bağlılığıyla ilgilidir. Türkiye’de bilinçaltımızda ‘Ermeni dölü’ imgesi uçuşup durur, kimi kurumlar kutsanır, ‘devlet’in yüce şahsiyetine saygı duyulur, bürokrasinin dokunulmazlığı vardır, ama siyasetçilere her türlü laf edilebilir, ‘fikriyatı’nı beğenmediğimiz bazı siyasal gelenek ve örgütlere ise belden aşağı vurulup durulur.

Herkes bir mecaz söylemeye gelir, diyorlar ya; hayat bir kıssa, baştan başa bir hikaye ve geçmiş gelecek, ay- yıl denildiği gibi hepsi aynı şey . Zaman , zamansız zaman.öyleyse romanın başından sonuna anlatılan şey bu dünyada tüm arayışlara rağmen mutluluğu bulmanın imkansızlığı değil mi?

Uyanıklık durumu birçok biçimde kendini gösterebilir. Yaşadığı hayatın, içinde bulunduğu durumun farkındalığı anlamında “varlık bilinci/kendilik bilinci” olarak uyanıklık hali bunlardan biridir. Bu durumda şiirin her şeye katlanabileceğini düşünmek pek mümkün görünmüyor. İçinde bulunduğu durumun farkında olmak (yani şiir halinin) onun tahammül sınırlarını keşfetmeyi de beraberinde getirir; bir tecrübedir o.

Guenon’dan öğrendiğimize göre, ‘kral’, klasik Arapçada ed-dünya olarak ifade edilen, üzerinde yaşadığımız ve Kutsal Kitap’ta, ‘esfelisafilin (aşağıların en aşağısı)’ olarak nitelenen arzda; el-alem denilen yüce alemlerin gölgesi, temsilcisi ve hakikatlerinin tecellisidir.
İrfani gelenekte veli sultanlara yapılan secde, modernlerin sandığı

Sevim Burak derinlerde bu düşmanlığın ve şüphenin kaynağını oluşturan bir esas düşmandan, “gizli düşman”dan söz eder ki, bu ölümdür.

Çünkü vahiy, saf ve katışıksız hakikat olarak, aklı aşan, aklı öteleyen ve çevreleyen bir kaynaktır; böyle olduğu kadar, insanın şuurundaki muhtemel bulanıklıkları da gidererek, onu daima kesrete karşı teyakkuza çağırır ve İlahi Merkez’de tutunabilmesinin imkanlarını işaret eder.

Sözünü ettiğimiz Türk şairlerinde yapıları gereği, bütünleşmeden, belli noktalardan yakalanan şiir, Zarifoğlu’nda hayatın her noktasında yakalanıyor ve yekpare bir bütün çıkıyordu ortaya. Bu yüzden varoluşun her boyutuyla örtüşüyordu şiiri. Hayatla birlikte akışın ritmini tutturmuştu birkez: “Tanıkol / Yer sahibi gök sahibi / aktığımıza / içimize koyduğun sesle ”.