
Bazı filmler; izlenimci içeriğe sahip “sıradan ” veya basit taklitler ile bir “imitasyon” film etiketine maruz kalıyorlar. Bu artık bilinen bir husus. Ama bir de izleyici rekorları kırmış filmler var. Slavoj zizek’in hayranlarını aptal bulduğu matrix veya yüzüklerin efendisi gibi filmler. Bu filmler kendilerine göre bir felsefe tanımlayıp ve hiçbir ontolojik ve toplumsal temele dayanmadan, [...]

Kendi durumumuzu gizlemenin birçok yolu var. Muhalif olma bunlardan biri. Muhalefetinize bir şeyleri koruma soylu vasfını da eklediniz mi, kimse sizi çıkaramaz artık, tanıyamaz. Gerçek sizle tanışmak kimseye nasip olmayacak demektir. Hakiki olmayanın arkasından gitmeme, izini sürmeme anlamına gelen bu güzelim, asil nitelik böylece yerle bir edilir ve çok yüzlülüğün peşi sıra gitmek olur çıkar.

Aslında kadim bir yanlışa daha parmak basıyor o da şu: Sosyal bilimler ile fen bilimlerinin arasında var olan (örtük bir şekilde) analoji kurulmasının yanlış olduğu fikridir. İki tarafda birbirinden ayrıymış gibi bir analize girişiyorlar. Ama felsefe insanı tanımlarken “kozmosta bir mikro kozmos” diye bahsetmiş.
![Irak'tan kara haber var… [In the Valley of Elah]](http://gokekin.com/yazar/nehar01.jpg)
Hank, karısına oğlunun ölüm haberini verirken onun “İki oğlumda öldü. Hiç değilse Mike’nin gitmesine engel olmaya çalışırken bana yardım etmeliydin…” dediği sahne. Hank, kendini savunmaya çalışır ama nafile: “Askere gitmezsen evde korkak bir tavuk gibi yaşarsın, diyen sen değil miydin?”

Erdem denilen o insani değeri hakkı olana teslim eder. Mecidi, yönetenlere çomak sokma peşinde koşan biri değil, bir yönetmen, sanat adımı, sanatını ideolojisinin emrine vermiş değil insanının gerçeğine, endişesine odaklamış biri…

“Birbirine inanılmaz sağlam dostluk bağlarıyla bağlanan iki arkadaş fikrini öne çıkarttığım takdirde izleyicinin bu öyküyle daha kolay bağlantı kuracağını düşündüm. Bu öykünün kaynağında Irving ile Suskind arasındaki sağlam dostluk bağları vardır” diyor senarist Wheeler…

Olağan Şüphelilerin elbette adından en çok ettiren yönü kapanışıdır. Daha sonraları bir çok filmde de denenecek olan ve meselâ The Prestige’de başarılan mumaileyh final, filmi tekrar izlenemeniz için ister istemez bir baskı unsuru oluyor.

Ölümcül salgının yayıldığı bu topraklar onlar için dönüm noktası olacaktır. Birbirlerini keşfedecekler, duygusal tuzakların kapanından kurtulmayı öğreneceklerdir. Aptallıkları, gururları ile yüzleşip, bağışlamayı, şefkati, sadakati tanımlayıp, tanıyacaklardır.

Yani çok şey kaybetmiş olmayacaksınız bu filmi izlemediğinizde… Wan, bakalım Testere’nin kendine sağladığı şöhreti nereye kadar götürecek ya da ne zaman tüketecek?

22 Aralık 2006 tarihinde gösterime giren “Eve Giden Yol: 1914”e, açıkçası fragmanlarını izleyen herkes gibi ben de ilgi duymuş ve izlemek için bir gün sonrasında sinema salonunda soluğu almıştım.