
karanlık bir kareyi
hırslı haykırışlarla astılar şafakta,
yere düşürüldüğünde tinsel tutkularıyla üçgen
binbir köşeli daire parçalandı birden
şimdi kim çizebilir ki alemi yeniden…

örümcek ağından bir salıncak uzanıyorken
baş parmağımdan serçeye;
gecenin sütunlarından yonttuğum prangaları
sultan eyledim beynimin bileklerine,
tüm hamlığımla karşındayım işte…

baba ayakkabılı nice çocuk gölgesi
mor paltolu hıçkırıklarıyla
gökyüzüne sessizce göç etti

biz bir de saça düşeriz.
varsın sormasınlar rengimizi
aşkın da yoktu deriz.

İlle iğde kokusu,
İlle iğde kokulu sevgili,
İğde kokulu günlerdi çocukluğum ille.

bu limana uzaklardan selam veren bir çok gemi geçti de buralardan
bu yakınlardan senden ırak yıllar hiç geçmedi, hiç geçmeyecek sanki

yaz kâtip
vurulsun boynu ekinlerin
harman günüdür
bir nefes ömür dediğin

Beyaz bir ezan çağırmasıyla
Kör sabahları dağıtan
Gürlek bir gök sesi
Ve yalımlı ateşinle
İnerek şehrin kulağına

denizin dudağında bir parça kan
denizin tadını kaçıran
öpmüş gibiydi
mavi gözlü bir kadını yanağından

gizil bir güç bendeki
çekip de çıkaran saçlarından toprağı