İstanbul seni unutmadım

5

‘Burnu fındık ağzı kayfe fincanı
Şeker mi şerbet mi bal Acem kızı’

Eskiden yaptığı gibi yatağının hemen başındaki masasını dergilerin eski sayılarından seçtikleriyle, okumak için ayırdığı kitaplarla ve aldığı notlarını yazdığı üç adet ciltli defterle doldurdu. Portatif küçük radyosunu fişe taktı. Kulaklarına inanamadı. Radyoda o türkü çalıyordu.Yıllar önce sevdalısı ona güzel olmayan sesiyle hep o türküyü mırıldanırdı.

‘’Burnu fındık ağzı kayfe fincanı/Şeker mi şerbet mi bal Acem kızı’’

Aradan geçen onca yılın yüreğindeki acıyı dindirmemiş olmasına şaştı. Nerdedir ne yapar gibi kaygılarını kısa süre önce dindirmişti. Sadece ona olan sevdasının sürmesi dışında uzaklardan bir karşılık gelmesi, dünyada yaşarken dünyasal bir birliktelik (ev, araba, çocuk) yaşayamayacak kadar çılgınca sevdalanmaları onu yine korkuttu.

Ona dair bir rüya defteri bile vardı. Evet evet bir rüya defteri, onun rüyalarından çıkmayacağını anladığı yıllarda tutmaya başlamıştı. Tarihi, günü yazılarak onun içinde olduğu rüyalara dair notlar düşülüyordu bu deftere.

14.12.2004

‘’Başlangıcını hatırlamıyorum. Öldüğünü ya da ölmek üzere olduğunu görüyorum. Mezardasın, bırakıyoruz… Fakat sonra aradan geçen süreye rağmen ölmediğin ihtimali beliriyor ve senin mezarını açıyoruz. Üzerindeki topraklar nefesinle beraber dökülüyor. Bana bakmadan ilerliyorsun. Ağlıyorum, bir süre sonra bana şurada diye işaret ettiklerinde koşuyorum. Sarılıp hıçkırıklarla ağlıyorum. Zor oluyor ama oturuyorsun. İçim sızlıyor, ağlıyorum, ağlıyorum… Neyin var????’’

Rüyalar onunla arasındaki bağın kuvveti ve zayıflığı ölçüsünde seyr-i endam ediyordu.

Rüya defterini düşünürken türkünün çoktan bittiğini farketti. Radyonun düğmesini kapattı. Elindeki kitabıyla yatağa uzandı. “İstanbul Seni Unutmadım”

Daha önce de İstanbul aşığı yazarın kitaplarından satın almış ve okumuştu ama bu kez kapak resmindeki “Kız Kulesi” ve Üsküdar manzarası hatıralarındaki, unutamadığı İstanbul’u daha bir canlı kılıyordu.

İstanbul Üsküdar demekti, Üsküdar da İstanbul….

Kapısından geçtiği evlerin içinde yaşamayı hayal ettiği yıllar artık çok gerilerdeydi. Yokuşları, dar sokakları, minareleri ve meydanıyla hep yaşanılası gelirdi. Ama o yıllar sonra gittiğinde Üsküdar’dan Harem’e gün batımında geçmiş ve Kız Kulesi’ni seyretmişti. Bakmış bakmış bakmış sanki hafızasına kazımak ister gibi gözlerini alamamıştı .Buna rağmen artık vazgeçilmez değildi. Mekanlarla ilgili saplantısının yok olduğunu fark etti (onsuz ne anlamı vardı ki). Hep kalmak istediği yerlerin içi boşalmıştı. Onsuz gidilen her yerde olduğu gibi ne Konya ne de başka bir yer…

Ne garip terk edip gitmek eskisi kadar zor gelmiyordu. Ne de olsa ayrılık acısı kanayan yarasıyla her an beraberindeydi. Nerede olduğu ne fark ederdi ki. Gönlü yaşamak istediği mekanlardaydı, bedeninin varlığı iyice anlamsızlaşmıştı.

Mırıldandı…. Burnu fındık ağzı………. Şeker mi…… bal Acem…………. yutkundu.

İçindeki keşkelerin tümünü ard arda sıraladı.

Keşke ……

Keşke…….

Keşke…….

Yutkundu,derin bir nefes aldı, bağırmak için birkaç deneme yaptı, sesi çıkmadı, çıktığı kadarıyla olabildiğince yüksek seslendi.

“İstanbul seni ve onu hiç ama hiç unutmadım.”

“İstanbul sen unutmadım.”

“İstanbul seni………..”

Yazar Hakkında

Arzu Ayan

Arzu Ayan

1975 ankara doğumlu ama hep bir yere bağlanamamın bir yerde kalamamanın ve yerli olamamanın acısını yaşıyor yüreğinde/ tek bi cümleyi ödünç almış yedeğine onu taşıyor gittiği gidebildiği her yere /acılardan büyük yer yoktur/ | Yorumları
5
Adet Yorum Listeleniyor...
  1. 1a.cevahir
    8:14 am | Nisan 22, 2008

    hoşgeldiniz..

    …Hep kalmak istediği yerlerin içi boşalmıştı…

  2. 2Arzu Ayan
    5:17 pm | Nisan 22, 2008

    teşekkürler
    a.cevahir

  3. 3gülden aras
    10:42 pm | Nisan 22, 2008

    Bu yazın belki de hepsinden samimi hepsinden içten.Yaşanmadan yazılmadığı için midir nedir bilmem ama insanın rüyalarına smsıkı tutunası geliyor.Ve yüreğine kazıdığı,yudum yudum içtiği türkülere.

    “telli turnam selam götür sevgilimin diyarına
    üzülmesin ağlamason belki gelirim yarına cananıma

    hasret kimseye kalmasın sevdalılar ayrılmasın ayrılmasın
    ben yandım eller yanmasın sevdanın aşkın narına cananına…

    gönüle hasret yazıldı sevgiye mezar kazıldı
    iki damla yaş süzüldü gözlerimin pınarına

    hasret kimseye kalmasın sevdalılar ayrılmasın ayrılmasın
    ben yandım eller yanmasın sevdanın aşkın narına cananına…”

    Onsuz gidilen her yerde olduğu gibi ne Konya ne de başka bir yer…
    Canım Konyam. bu türküde Meram bağlarında gözlerimden inci inci yaş döktüğüm yıllarım geldi oturdu göz bebeklerime.yeniden ağlamak istedim ama..şimdi yıllar,şimdi yolar,şimdi koskoca yaşanmamışlıklar kursağımda,gözlerimin ağında bir koca düğüm.
    Ben de rüyalarımda ağlarım.Ağlayamadıklarıma yanarım.Yandıklarımı yazarım.Yazdıklarımı da yakarım.Yanıp dururum kokup duran kalbimin yanıkları.Yine de ben yandım eller yanmasın sevdalılar ayrılmasın.işte bu ne güzel bir dua oldu,yanık sevdalılara..

    yüreğine sağlık.

  4. 4Mavi Çocuk
    2:47 pm | Nisan 23, 2008

    gerçekten müthiş bir yazı olmuş tebrik ediyorum..

    -yaş melenkoliye mani değildir.ancak yaş gittikçe melenkoli komik bir hal alır-

  5. 5arzu ayan
    10:56 pm | Nisan 23, 2008

    Nietzsche’nin dediği gibi ‘sürülere özgü zevkler herkes için değildir’ çünkü zaten/ Melankoli, hüzünlü olma mutluluğudur

    sağol mavi çocuk

Yorum Ekleyin