Hurufat tozları

Tavsiye Et Yazdır 519 izlenim
Hurufat tozları

ٲ
Bu sene içerisinde Ankara’ya üçüncü kez gidiyorum. Orası için ezbere konuşulan birkaç cümle vardır. Genel kabule göre, Ankara beton şehirdir, memur kentidir ve sadece soğuktan ibarettir. Hadiseye biraz daha romantik bakanlar için Ankara, yalnızlığın başkentidir.

Beni en çok üşüten gidişim, birinci gidiştir. Anlatmaya değmeyecek şeyler var bu gidişte. Bunu geçelim.

Ama en keyif aldığım Ankara yolculuğum, 2.sidir. Bunu geçmeyelim.

ب
Kilis’ten otobüse binmeden yarım saat evvel Yunus ağabeye telefon açtım. Ankara’da yüksek lisans başvurularımla ilgili biraz işim olduğunu söyledim. Sizi de görmek isterim dedim. Oraya geleceğimi duyunca beni karşılayacağını söyledi ısrarla ve büyük bir keyifle.

Kendisine karşı yaşayacağım mahcubiyetlerin ilkini Sabah 6’da beni karşılamaya gelmesiyle yaşadım. Birbirimizi çok iyi tanıyor ama ilk kez yüz yüze geliyorduk.

Karşımda yüreği kadar iri bir adam: Yunus Nadir…

ت
Sanırım o da benim bu kadar u f a k t e f e k biri olduğumu tahmin etmemiştir. Bindik arabasına ve Çubuktaki evine doğru yol aldık. Aslında otogardan çıkarken Kızılay’a gidelim mi demişti. Ben de ona zahmet vermek istemediğimden reddetmiştim. Meğer Çubuk, merkezden kırk ve beş dakika sürüyormuş. Asıl zahmeti, onu evine yönlendirerek vermiş ve ikinci mahcubiyetimi de o dakika bütün zerrelerimde hissetmiştim. Oysa beraber Nihat Genç’in yanına gideriz, sohbetine iştirak ederiz diye düşünmüş güzel ağabeyim.

Oldu bir kere diyorum ama defalarca da kendisinden özür diliyorum yolda. Ama o mütevazı tavrı ve iri harfleriyle “YAPMA KARDEŞ NE FARK EDER, AMAÇ BERABER OLMAK DEĞİL Mİ, BİZE GİDERİZ” diyor. Yoldayken Aytül yengemize telefon açıp, geleceğimizi söylüyor. Kahvaltılık bir şeyler almak için bir markete giriyoruz yol üstünde.

ث
Yol başını alıp gidiyor, sohbetimiz de.. Öykü ustası Sadık abiyle dostluklarından bahsediyor. Beraber geçirdikleri günlerden, eskimeyen eskilerden.. Ben Ankara’ya varmadan evvel görüşmüş onunla, yanına gidebilmemiz için. Bu gönül insanıyla tanışmak istemiştim. Maalesef o sıra şehir dışındaymış. Yakın zamanda Yunus abi, onunla bir piknik planlamış. Kendisine benden selam götürmesini istiyorum. Gerçi Sadık ağabey’e ara sıra e-posta atıp selam veriyorum. Onun gönlü engin. Hemen cevap yazıyor. İki gözüm, badesselam diye başlıyor her e-postasına.

ج
Tabiî ki Ankara deyince akla gelecek bir başka isim de Nuri Pakdil’dir. Edebiyat Dergisinin banisi… Yunus ağabey onun için “Belki de mahalle kahvehanesinde maç seyredip, sıkı yorumlar yapıyordur” diyor. Maç izleyen bir derviş, Ferrarisi olsa satacak bir Bilge…

ح
Yol boyunca bahsetmediğimiz pek az kişi kalıyor. Hüseyin Cahid Doğan’la tanışıklığımızı falan anlatıyorum. Puslu Maraş hatıralarından ve yurtlardan… Hüseyin’in saçları, ideaları gibi uzundu o zaman. Rahmetli babası kızınca kestirdiğini hatırlıyorum. Postalları vardı. Gümüş yüzükleri ve yastığının altında sakladığı şiirleri bir de.

Beni Hüseyin’le tanıştıran kişi Âdem Akkaya’dır. Sen ve Hüseyin mutlaka tanışmalısınız demiş ve beni kredi yurdunda kaldığı odasına götürmüştü. Odasına ilk girdiğimizde kalın postalları ve dolabına yazdığı iki satırlık İsmet Özel şiiri karşılaşmıştı bizi.

“gözlerim nemli değil,
gözlerim namlu”

خ
Ben bunları anlatırken Yunus abinin evine geliyoruz bile. Aytül yengemiz ve kızı karşılıyor bizi kapıda. Bir de ufak, bıcırık biri var etrafımızda dolanan: S i n e m .

Tarih 19 Mayıs. Mayıs’ta güneşli bir gün. Güneşli günde güzel bir kahvaltı sofrası. O kahvaltı sofrasında keyifli bir sohbet.

Yunus abi eşine Aytuş diye hitap ediyor. Birbirlerini ilk günlerindeki heyecanla sevdikleri her hallerinden belli. Bir o kadar da saygılılar birbirlerine. Biri diğerinin sözünü kestiği zaman özür dileyerek cümlesini kurmaya başlıyor. Herkes birbirinin sözünü balla kesiyor

Kahvaltı sofrasında söz nerden dönüp dolaşıyorsa Yunus abi bize Fütuhat-ı Mekkiye’den bir şeyler okumaya başlıyor. Okuduğu kısmın bir başka çevirisini de okuyup karşılaştırmalar yapıyor. Cahil olduğum konular. Yengemiz de ona eşlik ediyor. Konuyu tartışıyorlar aralarında. Gıpta ile seyrediyorum.

Kahvaltı sofrasından kalkıp keyif çaylarımızı içiyoruz. Üstüne de Halep fincanıyla acı bir türk kahvesi. Küçük dostum Sinemle sohbet ediyoruz arada. Fotoğraflarını çekiyorum. Pek edalı, pek işveli pozlar sonra. Makyaj yapmaya çok meraklıymış, şimdiden oyalayıp boyalamış kendisini. Çok iyi anlaşıyoruz. Aytül yenge “herkesi sevmez böyle, şimdiye kadar sevgisini gösterdiği ikinci kişisin” diyor. Birincisi kimmiş merak ediyorum.

د
Benim Ankara’daki işlerimi tamamlayıp Bursa’ya geçmem gerekiyor. O yüzden vakit kaybetmeden gitmem gerekiyor. Yunus abiler kayınvalidesine gideceklermiş. Onlar da hazırlanıyorlar. Hep beraber atlıyoruz arabaya. Aytül yenge siyasetten dalıyor konuya. Bu sefer de yol boyunca Yunus abiyle siyaset tartışıyorlar. Eşlik ediyorum. Sol görüşlüymüş üniversitedeyken. Sonra da solun sol değil de solumsu olduğuna kanaat getirince sol görüşünü bir kenara koymuş.

Arkadaşlarına hayıflanıyor halen körü körüne, paslanmış ideolojileri savundukları için. Bize de X Partisine oy vermemiz için teşvikte bulunuyor. Abla senin bu propagandanı o parti bilse, seni kadın kollarına başkan yaparlar diyorum.

Bunca siyasete dalmışken Sinem arada sorular soruyor bana. Hızlı hızlı ve hepsinden derhal cevaplar bekleyerek. Dondurmalarımız Yunus abiden…

Çok neşeli dakikalar geçiriyorum onlarla birkaç saat içinde…

Yazar Hakkında

Cahid Efgan Akgül

Cahid Efgan Akgül

1982 Adıyaman doğumlu. İşletme Fakültesi mezunu. Ürünleri; Vivo, Kavsıkuzeh, Ardıç, Ayvakti gibi dergilerde yayımlandı. Kütahya'da vatanî görevini yapıyor.

4 Yorum alan “Hurufat tozları”

  1. Ankara’ya sadece Yunus Nadir’in demli çayı için bile gidilebilir.

  2. Geldin, evimizi şenlendirdin, soframızı bereketlendirdin; kalmadam gittin… Biraz da utandım.

    Dostlar için çayımız her vakit kaynar. İçmeye yine bekleriz. Muhabbetle…

  3. Kalbini katışıksız sunanlar…
    Bir nefeslik susku kahvesi içmiş gibi..
    Siz hep görüşün e mi? Hep çay için..Uzaktan kokusuna kanalım biz de..

  4. bahsettiğiniz mekan bize çok tanıdık, en çok da Aytül hanımın can-ı gönülden ikram ettiği çayı ve tebessümleri.

    arapça harfleri ayraç yapmak çok hoş ve orijinal bir fikir olmuş.

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>