Hollywood’da Tarantino etkisi

Tavsiye Et Yazdır 647 izlenim
Hollywood’da Tarantino etkisi

Günümüz sinemasının miladı olarak kabul edilen Griffith’in 1914 yapımı Bir Ulusun Doğuşu adlı çalışmasından bu tarafa değin, salt ABD coğrafyasıyla sınırlı kalmayıp, dünya sinemasına da içkin olan Hollywood sinemasının klasik normlarına estetik, biçim, politik, vb nedenlerle hem iç hem de dış müdahaleler olmuştur. Mumaileyh müdahalelerin tasnif ve tavsifi Hollywood sinemasında meydana getirdiği değişikler baz alınarak alenî ve hafî olarak nitelendirilebilir.

“Zed’s dead baby, Zed’s dead…”
Butch Coolidge
Pulp Fiction

Millestone’un 1930 yapımlı çalışması All Quiet the Western Front, Coppola’nın 1978 yapımlı çalışması Apocalypse Now, Kubrick’in 1957 yapımlı çalışması Paths of Glory, Scott’ın 2001 yapımlı çalışması Black Hawk Down gibi filmlerde gişe başarıları, sanatsal izdüşümleri, oyuncu performansları gibi izleksel unsurların önüne çıkan bir Pentagon müdahalesinden söz edilebilir. Bu durumun, Amerikan iç kamuoyu ve dünya kamuoyuna verilmek istenen mesajların sinema kanalıyla ilgili replik ve sekanslarla kotarılması olarak telakki edilebilir. Her ne kadar ilgili filmler -özellikle Batı Cephesinde Yeni Bir Şey Yok- sinema açısından göz ardı edilemez başarılar elde etmiş olsa da, bu durum filmlerin üzerine çöken menfi Pentagon bulutuyla anılmaktan da kurtulamamıştır. Siyaset ve sinemanın zirve yaptığı söz konusu müdahaleleri yapan erk aygıtı bunu oldukça sofistike yapar ve yönetmen açısından bakıldığında mazur gösterilebilir bir özellik taşır. Söz gelişi Kara Şahin Düştü’de ordunun yönetmene sağladığı olanaklar, filme fazladan bir görsellik katmış, Scott’ın usta yönetmen olma serüvenine sağlam bir basamak olmuş, doğallıkla bu jestin sonucunda Scott’da vatanperverlik güdüsü gölgesinde Pentagon’a istediği şeyi vermiştir. Kaldı ki böylesi bir durumda yönetmenin etik bir duruş sergilemesi büyük olasılıkla yönetmenin yerini fazlasıyla daraltacaktır. Bu tür bir duruş sergileyip ayakta kalabilen yönetmenlerin başında ise şüphesiz Oliver Stone gelir. Yönetmen, 1989 yapımlı çalışması Born on the Fourth of July’da bahsedilen müdahaleyi reddetmiş ve doğallıkla Pentagon imkânlarına da burun kıvırmıştı. Şüphesiz bu popular film/ticarî film için gözetilen başarı için önemli bir kelepçedir. Ve bu yüzden Stone filmleri daima bir marketing eksikliğiyle vizyona çıka gelmiştir.

Quentin Tarantino ve Daryl Hannah, Kill Bill'in çekimlerinde
Quentin Tarantino ve Daryl Hannah, Kill Bill'in çekimlerinde
Her ne kadar politik müdahale kadar etkili olamasa da sinemanın kendi içinden çıkan müdahalelerin tedricen de olsa Hollywood sinemasını yönlendirdiği bir gerçek. Bu tepkileri de mutlaka ama mutlaka iki farklı kategori içerisinde değerlendirmek lazımdır. Siyasal çalkantılar bakımından oldukça zengin bir dönem olan 1960-‘970 tarih bandı arasında Hollywood sinemasının kullana geldiği kapalı uçlu anlatım, görüntü devamlılığı, karakterle özdeşleşme gibi sinemasal anlatım elemanlarına karşı itirazlar artmış, sisteme muhaliflik çoğalmış ve bu durum farklı bir sinema serlevhası altında doğan New Hollywood akımını tetiklemişti. Akımın söylemi; bugüne kadar sinema kanalıyla izleyiciye verilen şeylerden daha fazla ve daha farklı şeyler de verilebilir şeklindeydi. Özelikle siyasal sinema türünde onulmaz kopuşlar doğuran Yeni Hollywood anlayışının en önemli örnekleri, Penn’in 1967 yapımlı çalışması Bonnie and Clyde ve 1970 yapımlı çalışması Little Big Man ile Pollack’ın 1969 yapımlı çalışması They Shoot Horses, Don’t They gibi sisteme eleştiriler getiren filmlerdir. Söz konusu filmlerin eleştiri yelpazesinde Kızılderili katliamı, polis-FBI yolsuzlukları, yozlaşan toplum gibi Amerikan Rüyası için aşil topuğu arz eden konular vardır. Her ne kadar sistem yanlısı sinemanın bu duruma Neo Conservatism kanalıyla; The Russian House, Rocky, E.T., Missing in Action, ilh filmlerle cevap vermeye çalışsa da, mezkur çalışmalar sinema tarihi açısından bir önceki filmler kadar etkin olamamıştır.

Ayrıca Rosselini ve Fellini ile anılan İtalyan Yeni Gerçekçiliği, François Truffaut ve Jean Luc Godard’la anılan Fransız Yeni Dalga akımı, Tony Richardson ve Karel Reisz ile anılan İngiliz Özgür Sinema akımı ve Glauber Rocha ile anılan Brezilyalı Yeni Sinema akımı gibi avantgarde söylemler kısmen de olsa Hollywood sinemasını ve doğallıkla Holywood menşeli yönetmenleri etkilemiştir.

TARATİNO ETKİSİ

Samuel L. Jackson ve John Travolta. Pulp Fiction'dan bir sahne.
Samuel L. Jackson ve John Travolta. Pulp Fiction'dan bir sahne.
Yukarıda değindiğimiz müdahalelere her ne kadar sinema çevrelerinde henüz kabul görmüş bir fenomen olarak durmasa da, getirdiği yeni soluklar göz önüne alınarak Quentin Tarantino ve Tarantinesk kavramını da eklemlemek kabil-i mümkün. Tarantino sinemasında ilk göze çarpan unsur, Hollywood’un Griffith’den bu yana yerleşmesine öncülük ettiği klâsik (conventional) sinema kapalı uçlu anlatı, görüntünün devamlılığı, karakterle özdeşleşme, röntgenci nesnelleştirme (voyeuristic objectification), birbirini izleyen kurgu, nedensel mantık, dramatik motivasyon, dengeli çerçeveleme, gerçekçi anlaşılabilirlik gibi kemikleşmiş elemanlara taban tabana zıt bir anlatım biçimi izlemesidir. Sözgelişi yönetmenin 1994 yapımlı Cannes en iyi film ve Akademi en iyi kurgu taltifli çalışması Pulp Fiction açık uçlu bir anlatımı takip eder. Bu yüzdendir ki Ucuz Roman filmi hakkında birçok gayr-ı resmî tespit yapılmıştır. Bu tespitler arasında 999 rakamı, Jules Winnfield’ın (Samuel L Jackson) Pumpkin’e (Tim Roth) vermemek için direndiği çantanın esrarı, Vincent Vega’nın (John Trovolta) ölmesi ve fakat Butch Coolidge’in (Bruce Wills) ölmemesi gibi bir çok sorunsal hakkında birçok farklı yorum yapılmıştır. Ha keza Ucuz Roman’da film boyunca, 1992 yapımlı çalışması Resorvoir Dogs ve 1997 yapımlı çalışması Jackie Brown’da ise kısmen; birbirini izleyen kurgu yerine geriye dönüş’lere (flashback) rağbet etmiştir. Özellikle Jackie Brown adlı çalışmasında yer verdiği Pam Grier, Robert De Niro, Michael Keaton ve Bridget Fonda arasında geçen oldukça karmaşık hava limanı sahnesi söz konusu flashbacklerin kullanımı açısından oldukça zengindir. Hem bu yönüyle hem de gürültülü müzik seçimleriyle Tarantino, çağdaşı Darren Aronofsky ile anlatım zaviyesinden bir paralellik gösterse de, Aronofsky’inin henüz rüştünü ispat edememiş olması göz önünde bulundurularak bu durum mukayese kabul etmez, en azından şimdilik tehir edilmesi elzem olan bir karşılaştırma olabilir. Bir diğer kullanılan biçimsel aygıt olan karakterle özdeşleşme ise Tarantino izleyicisi için asla gerçekleşmeyecek olan bir olgudur. Her ne kadar (Kill Bill –volume i ve volume ii’yi tasnif dışı tutarsak) Tarantino filmlerinde standart bir positive ve/veya negative hero ırası görülmese de, var olan karakterle de kimsenin kendini özdeşleştireceğini, daha sarih bir ifadeyle kendini karakterin yerine koyacağını düşünemeyiz. Meselâ, Rezarvuar Köpekleri’ni izleyen birinin kendisini ne Mr. Orange’la (Tim Roth) ne Mr. Pink’le (Steve Buscemi) ne de Mr. Brown’la (Quentin Tarantino) özdeşleştirmesi düşünülemez.

Tarantino sinemasında Godard’ın Yedi Günahı ile Wollen’ın Yedi Erdemi arasındaki keskin uçurumda yaşanan gel gitler de oldukça fazladır. Sözgelişi Çok Anlatım, Açık Uç, Rahatsız Olma, Yabancılaşma gibi Erdemleri çalışmalarında kullanan yönetmen, bunun yanında Geçişli Anlatı, Yapıntı gibi Günahları da kullanır. Bu bağlamda denilebilecek olan, Tarantino’nun aslında tepkisel olarak takip ettiği biz çizgi yoktur ve doğallıkla izinden gittiği söylem kendisine özgü ve fakat somut bir söylem değildir.

Her ne kadar Pulp Fiction adlı çalışmasında Vincent Vega (John Travolta) ile Jules Winnfield’ın (Samuel L Jackson) patronları Marsellus Wallace’ın (Ving Rhames) emanetini almaya giderken sergiledikleri performans sinema tarihinin en uzun konuşma sahnesi olarak gösterilse de Tarantino filmleri cut (geçiş) açısından da oldukça zengindir. Bunun yanında Tarantino sineması yükselirken kullandığı basamaklardan birinin de ‘dialog’ ve/veya ‘monolog’ basamağı olduğunun da altını çizmeliyiz. Özellikle Ucuz Roman çalışmasında Captain Koons’un (Christopher Walken) ile küçük Butch arasında geçen saat sekansı, film boyunca Vincent ile Vega’nın oldukça geniş bir alanda ve oldukça gülünç bir durumda sunulan konuşmaları Tarantino’nun dialog gücünü ortaya çıkaran konuşmalardır.

Bunun yanında denilebilir ki Tarantino filmlerinde çalınan müzikler de fevkâlade etkindir. Ucuz Roman’daki Neil Diamond ve Urge Overkill çalışması olan Girl, You Will be a Woman Soon ve Rezervuar Köpekleri’ndeki Joe Egan ve Gerry Rafferty çalışması olan Stuck in the Middle With You müzik seçimindeki kaliteyi göstermesi bakımından sadece iki örnektir. Hatta The Delfonics grubu neredeyse Jackie Brown ile üne kavuşmuştur.

Rezervuar Köpekleri Film Afişi.
Rezervuar Köpekleri Film Afişi.
Tarantino sinemasında bir diğer öne çıkan özellik şiddet unsurunun rafine edilmiş bir şekilde izleyiciye alımlandırılmasıdır (rezeption). Senaryosu Quentin Tarntino’ya ait olan ve Oliver Stone ile arasına kara kedi sokan, birçok sinema otoritesi tarafından 90’lı yılların en iyi filmi olarak kabul edilen 1994 yapımlı Natural Born Killers’da bu durum bir derece ileriye götürülmüş ve film içindeki figüranların ağzından şiddet ve dolayısıyla şiddeti gerçekleştiren kişiler Olumlu Kahraman (positiver held) olarak lanse edilmiştir. Bonnie and Clyde adlı 1967 yapımlı Arthur Penn çalışmasıyla kurgu (fiction) olarak benzerlikler gösteren film, sisteme karşı sistem karşıtı bireyleri övmüş, “siz merak etmeyin sistem her zaman sorunu çözer” şeklindeki Hollywood normunun tam aksini işlemiş ve film kötü bireylerin zaferiyle sonlanmıştı. Aslında burada değinilmesi gereken en önemli husus, Tarantino’nun filmlerinde asla ama asla bir iyi-kötü çatışkısına –en azından iyiler lehine sonuçlanacak- rastlanmamış olmasıdır. Daha da önemlisi Tarantino filmlerinde bir iyi objesine nadiren rastlanır. Söz gelişi Resorvoir Dogs filminde tek iyi karakter (köstebek rolünde) Mr. Orange (Tim Roth) olarak gözükür ancak onun da sonu çetenin diğer üyelerinden pek farklı olmaz. Yani iyi adamın kaderi ile kötü adamın kaderi bariz bir biçimde ayrılmamış, iyiyse her zaman ayakta kalır; yıpranır, ezilir ve fakat sonunda kazanır şeklindeki genel geçer Hollywood anlatım biçimi uygulanmamıştır.

Yine Tarantino filmlerinde Tarantino ismiyle beraber anılan ve sıklıkla kullanmaktan doğan bir takım fenomenler meydana gelmiştir. 666 numaralı karayolu, Knoxville, Teksas aksanıyla konuşan figüranlar, bagaja kapatılan şahıslar, ayak fetişizmi vb kavramlar da Tarantino filmlerinin özelliklerinden sayılabilir. Ayrıca Pulp Fiction’daki

“- Whose chopper is this?
- Zed’s
- Who’s Zed?
- Zed’s dead baby, Zed’s dead…”

veya Natural Born Killers’daki

“- Hey, Jack! Mickey’s back!” gibi kafiyeli replikler de Tarantino filmlerinde klasik hâle gelmiş kullanımlardır.

Tarantino sinemasının sinema düzleminde bu denli sağlam bağlarla tutunmasının belki de en önemli gerekçesi mimetik anlatıma yer verilmemesidir. Mimetik anlatımda anlatım göstermeye, alımlama algılamaya eşittir. Bu bağlamda Tarantino işleri taklit edilebilirlik zaviyesinden düşük bir olasılık taşır ve taklit edildiğinde de bu bir halde kendisini belli eder. Doğallıkla Tarantino’nun açtığı çığırı bir avant-garde olarak kabul etmek mümkün olmayabilir. Zira Tarantino işleri salt Tarantino’ya özgüdür ve Tarantino’nun eylem alanı ve sonuçları ile sınırlıdır.

Beri taraftan Kill Bill ikilemesinin kemikleşmiş Tarantino seyircisi için bir düş kırıklığı olarak tezahür etmesi, Orson Wells-Citizen Kane durumu ile ilişkilendirilebilir. Yani ki, Tarantino Kill Bill’de ne yeni bir şey söylemiş ne de popular/ticarî film algısına ters düşmüştür. Bu dönemden sonra Tarantino adı bir Spielberg adı ile aynı halet-i ruhiye ile telaffuz edilmeye başlanmış, bağımsız söylemden çıkarak Miramax ekseninde değerlendirilir olmuştur. Hatta Tarantino adı ile hiçbir şekilde bağlantı kurulması mümkün olamayan Yimou Zhang’ın 2002 yapımlı çalışması Hero “Bir Tarantino Yapımı” serlevhası ile görücüye çıkmış, Tarantino adı bir marketing unsuru olarak kullanılmış ve bu sayede ekstra bir gişe başarısı sağlanması düşünülmüştü.

Tarantino sinemasının buraya kadar değindiklerimiz ışığında Film Noir akımıyla da ilişkilendirilmesi olasıdır. Kara Film’in sıradan karakter seçimi, karanlık mekan tercihi, kan ve şiddetin sıklıkla kullanılması gibi başat özellikleri Tarantino filmlerinde de kendisini gösterir. Bu bağlamda Tarantino’yu Noir Film’in hiç olmazsa onunla bağlantılı olarak gelişen Neo Noir ve Future Noir ile beraber anabiliriz. Ancak bu durum, Tarantino’nun özgünlüğü içinde zikredilmesi gereken bir savdır ve sağlam payandalara sahip değildir.

Öyle ya da böyle, bir akım içinde veya bütün akımlardan bağımsız; ardında kemikleşen bir izleyici kitlesi ile Tarantino, sinemanın son 15 yılı içinde en önemli sinema adamlarından biri olmuştur. Hep daha iyisini yapmak zorunda olması, ultra kapitalizmin çarkları arasında kalmadan devam etmek mecburiyetinde kalması veya en azından izleyiciye böyle bir beklenti aşılaması Tarantino’nun önünde biriken büyük engellerden sadece birkaçı. Ancak buna rağmen yönetmenlerin sinema için ne denli önemli bir faktör olduğunu herkese hatırlatması babından hem film sektöründe hem de kaliteli film arayışında olan izleyicide derin şükran duyguları uyandırdığı da bir gerçek.

EtiketAçıklama
Film:Pulp Fiction
Yönetmen: Quentin Tarantino
Gösterim Tarihi: 14 Nisan 1995 (Türkiye) / Diğer Ülkeler
Tür: Crime / Drama
Etiket: Girls like me don't make invitations like this to just anyone!
Seyirci Puanı: 279,018 seyirci, 10 üzerinden ortalama 8.9 puan verdi
Süre: 154 dk. / ABD:168 dk. (special edition)
Ödüller: Won Oscar. Another 43 wins&40 nominations
Oyuncular: John Travolta, Samuel L. Jackson, Tim Roth, Amanda Plummer ...
Diğer: Eklentisel Bilgiler
EtiketAçıklama
MPAA: Rated R for strong graphic violence and drug use, pervasive strong language and some sexuality.
Ülke: USA
Dil: English / Spanish / French
Renk: Color (DeLuxe)
Görüntü Oranı: 2.35 : 1
Ses Formatı: Dolby SR
Şirket: A Band Apart
Sertifikalar: Brazil:18 / Australia:M (TV rating) (cut) / Mexico:C / Singapore:R21 (re-rating) (uncut) / Italy:VM18 (original rating) / Finland:K-18 (original rating) (1995) (uncut) / Finland:K-16 (video rating) (1995) (cut) / Canada:18 (Nova Scotia) / Canada:R (Manitoba/Ontario) / Italy:VM14 (re-rating after appeal) (1997) / Hungary:18 / Australia:R / USA:R / Argentina:18 / Australia:MA (cable rating) / Canada:16+ (Quebec) / Chile:18 / Denmark:15 / France:-12 / Germany:16 / Hong Kong:III / Iceland:16 / Ireland:18 / Israel:18 / Japan:R-15 / Netherlands:16 / New Zealand:R18 / Norway:18 / Poland:15 / Portugal:M/16 / Portugal:M/18 (Qualidade) / Singapore:R(A) (original rating) (cut) / South Korea:18 / Spain:18 / Sweden:15 / Switzerland:16 / UK:18 (original rating) / UK:18 (video rating) (1995) (cut)
Imdb Etiketi:IMDBTag içerik desteğini, imdb.com sağlamaktadır.
Ses Formatı, Görüntü Oranı gibi bilgileri içerir
Filmden Sahneler:
Pulp Fiction
Pulp Fiction
Pulp Fiction
Pulp Fiction
Pulp Fiction
Pulp Fiction
Pulp Fiction
Pulp Fiction
Pulp Fiction
Powered by IMDBTag

Yazar Hakkında

Hüseyin Cahid Doğan

Hüseyin Cahid Doğan

1980 İzmit doğumlu. İşletme Fakültesi mezunu. Ürünleri; Martı, Genç Adım, Mefkure, Vivo, Toplumsal Asabiyet, Kavsıkuzeh, Renkli Dergi, Ardıç, Serseri, Etika gibi dergilerde yayımlandı. Kocaeli Üniversite'sinde çalışıyor. Elif Bilge ile evli.

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>