‘Hiç Usanmamış Uzlaştırıcı’: Lale Müldür

Tavsiye Et Yazdır 352 izlenim
‘Hiç Usanmamış Uzlaştırıcı’: Lale Müldür

‘Gerçekten bir şey oluyor burada
Gizemli bir şey
Bir denizaltı kadar görkemli ve garip’

Herhalde şu an burada olanları, hiçbir söz Lale Müldür’ün bu dizelerinden daha güzel anlatamaz.
Perihan Mağden’in ifadesiyle “dünyanın en büyük şairi” olan Lale Müldür, yine o öyküsünü anlattığı Qutb’a benzer biçimde, bir çekim kutbuna dönüşerek, bizi burada topladı.
Şimdi O’nun merkezindeyiz.

“Bir çoçuğumuz olursa, portakal sandığında uyur demiştin” diyen portakal ödüllü şairin devri yeniden açıldı, tarih, başa dönüyor.

“Artık elmas sertliğinde soruları sormanın zamanı gelmiştir”

Lale Müldür
Lale Müldür
Mağripli büyük bilge Muhyiddin İbnü’l-Arabi, hakiki şiirin, şairlerin kalbine Yusuf Peygamberin oturduğu, aşk gezegeni Venüs’ten indiğini söyler.

Lale Müldür, şiirini oradan alıyor gibidir.

Bizim şiir tarihimizin altın şairi Niyazi Mısri , ölümsüz bir nefes’inde şöyle der :

Mantıku’t-Tayr’ın lugat-ı mutlakından söyleriz
Herkes anlamaz bizi bizler muamma olmuşuz

Lafz ve suret ve cism ile anlamak isterler bizi
Biz ne elfazız ne suret cümle mana olmuşuz

Ten gözüyle Mısri’yi surette görsem deme kim
Zira biz ol Kaf u suret içre Anka olmuşuz…

Lale Müldür’ün şiir evrenine girebilmek için bu dizeler bize kılavuzluk edebilir. Müldür de, bu gramerin içinden konuşuyor gibidir.

O, bir şiirinde dediği gibi, bazen ‘başımızı kaldırdığımızda, (ansızın) bir deniz gibi geri çekilir…’ Bazen, ‘gözlerini büyük büyük açarak’, ‘gece rüyasında kaçak bindiği bir trende deniz tuzu’ arar. Bazen de, ‘bir kuğunun sürmeli gözlerinde yazan şeyin ne olduğunu merak’ ederek, ‘elinde tuttuğu bir buz parçasından’ yolu izler, ‘meryem’in inci doğumu’na çıkar…çünkü o ‘kalbinin kenarından geçen bir duman battaniyesi ile’, bize, bir meleği çoğaltmak için yazmaktadır.

Modern Türk şiirinin uzak ve yakın fırtınası olan Müldür, metinlerarasılık alanının en seçkin örneği Divanu Lugati’t-Türk’ün bir yerinde şöyle der :

‘Bir kadın olmak
Yağmur gibi güzel
Çekici esrarengiz
Bir kadın olmak’

Burada anlattığı kadın kendisidir ve okundukça bizi sonsuz tecellilerin içine çeken şiirleri, ‘kadın şair’ tartışmasını da yürürlükten kaldırmış, onun büyük bilge Rabia gibi cinsiyeti aşan ruhuyla karşılaştırmıştır.

Voyıcır’dan Bizansiyya’ya, bize armağan ettiği büyük eserleri ile, Eşrefoğlu Rumi’nin dediği gibi, hep ‘kendi derdin söylemiş/gayrı hikayet etmemiş’tir.

Çünkü, o, bir şairin, ancak, bir meleği çoğalttığını en iyi bilen mustarip ruhlardandır.
Rilke, Duino Ağıtlarını nasıl büyük meleklerden aldıysa, Lale Müldür de hikmetleri kelimelerin kalbine indirenin nefesiyle konuşan bir çiçektir.

Bu çiçek, ‘Himalaya dağları üzerinde doğar’ ve biz onu asla unutmayız!

Müldür’ün şiirlerini sanki, ‘Derrida’nın deyişiyle, ‘görünmez bir el’ yazmaktadır.

Lale Müldür
Lale Müldür
Melankoliye iyi gelen delinmemiş, bakire incilerin, toprağa düşünce mısır, denize düşünce inci olan damlaların, bazen suyun üzerine çıkan ve göksel bir tohum gibi yağmuru içine çeken istiridyelerin, bir zikr seansında aşktan ölenlerin, önünde sürüklendiğimiz adına kader denen o kudurmuş atın, biteceği bilinerek başlatılan şeylerin, Angelus’un nedensiz açan gülünün, gözyaşı büyüklüğünde dökülen doluların, o gururlu yalnızlıklarında şah ve mat diyen gerçek kuğuların, Türk kırmızısı düşüncesini yapan şairlerin, abdalların ve gezgin aşıkların, Selçuklu çinilerindeki kırmızılara bakarak ağlayan çocuk sultanların, Yeniçeri Rönesans seferlerinin, mika flüt çalan melekli Kamil’lerin, yaşayan taş olun çünkü ben yaşayan taşım diyenlerin, bu dünyaya yabancı ama filiz veren, sürgünler arasında sürgün ama umutlu, kusursuz Kuzu’nun kanıyla satın alınan dervişlerin, Kudas ayininden geçen kızın, hermetik haç yollarının, aşık veya çocuk olmayan, maksadı güzel söz söylemek olanların, ateşle denenen, acı köklerle temelleri atılanların, gümüşi meleklerin, kesintisiz mutlulukların, ölüm gibi acı sevgilerin, bütün toplumların üzerindeki evrensel Ödip hayaletinin, Ağzında kedi kırılan yakut mühürlü arketipik Ahmet’lerin, korkunç alfabesi bedeninde başlayanların, delilik ülkesindeki sessizliğin, özetle dünyada oturmanın tuhaflığının büyük hikayesi’ni anlatan Lale Müldür, şiirin hakikatle ilişkisini yeniden kurmuştur.

Dil varlığın evi, şiir, ‘mülklerin en tehlikelisi’ ve ‘uğraşların en masumu’ ise, Lale Müldür de, şiir ülkesinin ölümsüz prensesidir. Bize, şiirin, varlık içinde seyeran etmenin en esenlikli yolu olduğunu yeniden göstermiştir. Felsefe yoluyla düşünmenin imkanları kapanmış, sadece şiirle böyle bir şans kalmışsa, O’nun şiirlerinden öğrendiğimiz en büyük sır, ‘insanın yeryüzünde şairane oturduğu’dur. Hakikate açık ve hazır hale gelebilmek için, insanın kalbini, kendi düşüncelerinden ve bilgilerinden arındırması gerektiğini hatırlatmıştır.

Lale Müldür’ün Saatler ve Geyikleri, bize, ‘gül’ün nedensiz açtığını kuğunun son şarkısı olan Şeyh Galib Dede üzerinden anlatan muhteşem bir kitaptır.

İkinci Yeni’nin imkansız aşkını Lale Müldür yeniden tanımlar.

‘Almıştır ama en güzel yerlerini almıştır’, sonra bize, duygu tarihimizin en hazin hikayesini yazmıştır:

“Ormanda bir kuş hızla dönüyordu/aşık olduğumuz zaman/yürek denen ormanda/ya da orman boşluğunda/bir kuş anormal bir hızla döner/ve kaçmamız gerektiğini söyler bize/çünkü herşey çok fazladır/kendi etrafında nefes kesici bir biçimde/dönen bir kuş kendini ve etrafındakileri/yaralar; tehlikedir onun adı/bunun için aşkı hiç kimse/insanın kendi arkadaşları bile/istemez/kumrular sakindir bir tek/ben kumru değilim/sen de/bunun için birbirimize yaklaşamayız.”

Hölderlin haklıdır, ‘kalıcı olanı şairler kurar’…Lale Müldür bunun en güzel tanığıdır.

Onu okuyunca, Neşati’nin mücella aynasına bakmış gibi oluruz.

Nıetzsche’nin pazaryerinde bağırarak dolaşan Meczubu’unu hatırlarız : ‘Size söyleyeceğim. Öldürdük onu, siz ve ben…Hepimiz onun katilleriyiz. Ama bunu nasıl yaptık? Denizi nasıl içebiliriz ki! Yeryüzünü güneşinden ayırırken ne yapıyorduk ki bizler? Nereye gidiyor şimdi yeryüzü? Bizler nereye gidiyoruz? Bütün güneşlerden uzağa. Sonsuz bir hiçlikle sapkınlığa düşmüyor muyuz? Gece sürekli olarak üzerimize kapanmıyor mu? Tanrıyı gömen mezar kazıcılarının gürültüsünden başka bir şey işitmiyor muyuz? Tanrının çürümesinden başka bir şey koklamıyor muyuz? Tanrı öldü, gitti. Onu biz öldürdük. Bütün katillerin katili olan bizler, nasıl yatıştıracağız kendimizi?’ diye bağıran meczup Lale Müldür’dür.

Saatler/Geyikler’den beş yıl sonra (arada toplu şiirler Anemon’u saymazsak) Lale Müldür bizi o güzelim şiirsel haberlerinden yoksun bırakmaktan vaz geçti ve yapacağını yaptı.

Adı: Utra-Zone’da Ultrason. Soyadı: kız kız kızıl kızılderili şiirler…

Lale sarıdır ama onda kızılkan, kızıl toprak ve kızılderi vardır.

Adama(h), kırmızı toprak demektir. Hayır hayır ilk insanın Kızılderili olduğunu savlamayacağım ama, o daima haksızlığa düçar olanlar adına, tek başına bir vicdan ve erdem ordusunun komutanı olarak şiirsel savaşımını sürdürüyor.

Ultra-zone’da Ultrason, sadece Müldür şiirinde değil, modern Türk şiirimizde de bir aşamanın adıdır. Beynine uğrayan uyarı meleğinin kendisine fısıldadığı korkunç sırları bünyesinde taşır.
Kitap, sekiz menzilde, farklı bir varoluş sırrı anlatır bize. Menzil, insanın Varlık’a gittiği, Varlık’ın insana indiği yerdir, bu gelişlerde bir yarıyol karşılaşması gerçekleşir, buna menzil denir. Menzil uğraktır ve sır odasıdır. Şairler giz koruyucu olanlarla sır teatisi edebilen, bununla ödevlenmiş insanlardır…Şairlerin, filozofların, delilerin ve azizlerin ruhları kardeştir. Onlar bize, göremediklerimizi gösterir, yapamadıklarımızı yaptırırlar. Onlar bizim korku ve cesaretimizdir. Onlar, korkuların ve cesaretlerin ortadan kalktığı menzillerdir. Şair paratonerdir, belalar üzerine dağ gibi gelir ama onları o kalem tutan, muazzam eliyle havada bir topaç gibi yakalar ve geri fırlatır. ‘Gri eğrilerin içinde uçan ve belki de bir kara delikten geçen’ Lale Müldür’ün şiirleri bunun kanıtıdır.
Lale Müldür’ün, bu ödüle konu olan Ultra-Zone’unu okurken hep o deliyi, filozofu ve azizi düşündüm. Evet evet bu bir bilgelik şiiri aynı zamanda. Mavi bir şey bu…Burada sınır yok, sonsuz ihtimal var…Sanki Wıttgenstein Müldür’ün şiirini okuyunca söylemiş gibidir bu değiniyi : ‘Nedensel bakış biçiminin baştan çıkarıcılığı, kişiyi, ‘tabi ya-bu böyle olup bitmiş olmalı’ demeye götürmesindendir. Oysa kişi şöyle düşünebilmeliydi : ‘bu, böyle ve başka birçok farklı biçimde de olup bitebilirdi.’ Hakiki şiir bu değil midir?

Adamı tarif ederken de Müldür, Wıttgenstein’ı doğrular : ‘Tam patlamadan önceki hali gibi’
Bu cinsel patlama da olabilir volkanik patlama da, Bağdat’ta Qutb-ı Azam Geylani’nin türbesinin yakınlarındaki bir evde çocukların üzerine düşen USA patentli bir bomba da…Lale Müldür’ün özgünlüğü ve cesaretidir bu.

‘Muhteşem bir kedi-fare oyunu’nun deşifre edicisidir o çünkü. Varoş’a uzaylı diyen tek şair Müldür’dür. Varoş da bu yüzden Müldür’ü varoş sanmaktadır ama diğerleri ona uzaylı demektedir. Şair uzaylı değil de nedir? Uzaylının biricikliğini ancak Müldür bu denli yalın ifade edebilir: ‘bizim uslanmaz ruhlarımız
hiç kumrulaşabilir mi?
suskuyla yanyana oturan iki kumru…
iki sevgili yanyana oturarak
uzun süre hiç konuşmadan
yani kumrulaşabilinir mi?’
‘Ben galiba senden ayrılmayacağım/Çünkü sen her halimi kabul ediyorsun.’

Kendisini çok sevmediğini bile bile, kendisiyle oynandığını fark ede fark ede, farelerle oynayan bir kedi olduğunu göre göre aşkın ‘çok uzakta olduğunu bundan’ ayırt edebilen bir şair olarak Lale Müldür, aşkı en saf yalınlığı içinde yeniden tanımlar : ‘Aşk aynı anda aynı şeyi düşünebilmektir.’

Aşk, iştiyaktır. Parça bütüne kavuşmak ister. Bütün kendi parçasına vasıl olmayı diler. Buna romantik mitolojinin saçmalığı diyenler de bunu yaşamaktan kurtulamaz. Adlandırmak önemlidir ama, Müldür’ün dizeleri okundukça bir meta-felsefenin fırdolayı atmosferine girilir ve ‘aşkın büyülü bir kaptan su içmek’ olduğu görülür. Korkarız bundan, büyülü kaptan su içmekten. Bunu söyleyecek cesaretimiz yoktur. Bunu ancak Nükhet Duru’ya ‘karışık diva’ diye seslenen bir şair itiraf edebilir.

Şiir şuurla da akrabadır. Şuur, bulanık bir alandır. Bu gizdendir ki, ‘biz sana şiir öğretmedik’ denilmiştir. Çünkü orası, şuurun üstünde, bulanıklığın olmadığı bir dildir. Orada dil, mülklerin en tehlikelisi değildir. Oradan inince tekin olmayan bir alana geçilir. Burası erkekler dünyasıdır. ‘O yüzden kadınlar şimdi atakta’dır, Müldür, şöyle bağırır : ‘Kadınlar şimdi atakta, atakta, atakta…’ Bu çağrışımlı, şıkır şıkır dize, içinde afazi bulunan bir beynin sesidir: Afazi şiire yol açan bir hastalık’tır. Şiir eğer İbn Arabi’nin dediği gibi Venüs’ten iniyorsa, afazi, Venüs’ün beyindeki üssüdür. O üs bir faninin beynine kurulmuşsa, kelimeleri kurucu bir sanatın ağırlığını yüklenmiştir. Şair bu yüzden beyninin Türkçe bölümü yok olunca suçlanmaktan kurtulamaz. Oysa Türkçenin sırlarını bize ancak o öğretebilir. ‘Yarabbi sabır!’ deyişine şaşmamalı, şiir sabır ister, sabır şiirle öğrenilir. Gerçek şiirin olduğu yerde okula, öğretmene, dersliklere gerek kalmaz. Pasolini’nin önerisi şöyledir: Televizyon ve ilk-orta öğretim tümüyle yürürlükten kaldırılmalı! İnsana aylak saatler olarak sinema yeter!

Bunun Müldürceye çevirisi şöyle yapılabilir: ‘Şiirin yazıldığı ve okunduğu yerde Pasolini’ye gerek yoktur. Afazi’li beyinler şiir için Türkçeye yeter. Bunun için de ancak ‘çocukluğu bin sene süren’ bir şaire ihtiyaç vardır. Bu durumda psikanalize de gereksinim duyulmaz. Şair yapısöküme uğratır her şeyi. Düşünürlerin yapıbozamadığı ‘iktidar’ ve ‘adalet’ olgusunu da şair deşifre edebilir ancak. Onlar kökene inmedikçe rahat etmez. Kadim ve nihayet ezeli olana doğru sızmaktır onların kaderi.

Bu yazgıyı en güzel şu dizeler anlatır :

‘Ey halklar! Biliyor musunuz ki ben
uzun zamandır tahta kaşıkla
yemek yiyorum. Metalden daha
iyi geliyor. Ahmet bana dedi ki
T.S.Eliot da yerde bir sinide
tahta kaşıklarla yermiş yemeğini’

Şairler bize doğruyu söyler, yaşamın bir yalan olduğunu en iyi onlar bilir çünkü.
Yüreği lime lime eden alzheimerlı annenin ‘elinde bir altın tuttuğunu’ onlar görebilir.
Müldür’ün Önüne Bakıyorsun Önce’si, şu dizeleriyle birlikte okunsa sezadır : ‘Bazen bir şey görünür gibi oluyor/bazen bir şey görünmüyor/bazen bir şey görünür gibi oluyor/bazen bir şey görünmüyor/bazen bir şey görünür gibi oluyor/bazen bir şey görünmüyor’

Schuon’dan öğreniyoruz: Külli imkan olarak mürekkep sırların tümüdür. Aynı şekilde harflerin üstün anlamı da noktadır. Harfler ancak Varlık’a bağlı olarak anlaşılabilir. İbn Abbas der ki : Kalem yarıldı ve kalkış gününe değin ondan mürekkep akar. Kalem varolunca, ona buyrulmuştur: Yaz! O, ‘ne yazayım?’ diye sormuştur. Ona, ‘kalkış gününe değin olacakları yaz! Öğrettiklerimi yaz! İlmimden bağışladıklarımı yaz. Sırları yaz!’buyrulmuştur. Bu yüzden kalem sırların en büyüğünü, merhamet’i yazmıştır ilkin. Bunu Lale Müldür şöyle anlatmış da olabilir: ‘Ağlıyor hüngür hüngür yağmur gibi/Ağlamak en güzel şey yağmur gibi…’

Kimileri kalkıp, ‘ne aşkı ya, hangi aşk?/ Aşk olsaydı onunla benim aramda olurdu/Var mı peki?’ diye sorabilir. Bunu Müldür şöyle yanıtlar : ‘Var ya göklerdeki!’

Doruğa sıçrandığında ironi çatısı çıkar karşınıza. Sonra o da yıkılır, kule yükselir. Oradan ancak şöyle seslenilebilir: ‘Sen mavi bir şeysin/O mavi bir şey…’

Çünkü, Heidegger’in dediği gibi, ‘Gökyüzü, Güneşin arabasını sürdüğü yoldur, bir evreden diğerine geçen Ay’ın yoludur, Yıldızların gezinen ışıltıları, Mevsimler ve değişimleridir, Günün ışığı ve kararması, Gecenin karanlığı ve aydınlanmasıdır, Havanın yumuşaklığı ve sertliği, Bulutların göçü ve mavileyen Esirin derinliğidir. Gökyüzü dediğimizde, diğer üçünü de düşünürüz zaten, ama Dört’ün sadeliğini hiç dikkate almayız. Ölümlüler, insanlardır. Onlara Ölümlü denir, çünkü ölebilirler. Ölmek, ölümü ölüm olarak ölebilmek demektir. Sadece insan ölür; yani Yeryüzünde, Göğün altında ve Tanrısal olanların önünde kaldığı sürece o sürekli ölür. (…) Kurtarma sadece bir şeyi bir tehlikeden sakınmak değildir, kurtarmak aslında, bir şeyi kendi özünde özgür bırakmaktır. Yeryüzünü kurtarmak, onu sömürmekten ve sonuna dek kullanmaktan ibaret değildir. Yeryüzünü kurtarmak, onun efendisi olmak ve onu boyunduruk altına almak değildir, böyle bir şey onun yıkımına yol açacak son adım olacaktır.’

Ultra-zone’da Ultrason, savaşın kara günlerinin tanıklığını da yapar. ‘Irak savaşı başlar, dünya savaşı mıdır bu? Amerika’nın dünya imparatoru olduğunu kim söylüyor. Irak, İran, Türkiye, sonra bilmem kim…Bush dünya prensi olmak istiyor…’Bütün bunları anlatır Müldür. Sonunda şöyle der: ‘Ama bir şeyi unutmamak lazım/Savaşan melekler de var.’

Lale Müldür, Türkiye’nin en büyük anti-emperyalist gücüdür.

Kapitalize edilemeyen tek madde olarak şiiri kuşanmış, ölümsüz bir savaşçıdır.

Wittgenstein haklıdır, ‘insan filozoflardan daha çılgın olmalı ki çözebilsin onların sorunlarını…’ Lale böylesi bir çılgındır işte.

Edebiyatın, bir tür ‘estetik yöneticilik başarısı’na dönüştüğü bu karanlık günlerde ruhumuzu bir kandil gibi ışıtan şiirlerin sahibinı, Türk ve dünya şiirinin bu büyük çılgınını huzurlarınızda muhabbetle selamlıyorum :

Evet Lale Müldür,

“Korkuyoruz senden
Sensizlikten korkuyoruz”

Yazar Hakkında

Sadık Yalsızuçanlar

Sadık Yalsızuçanlar

1962 Malatya doğumlu. TRT'de çalışıyor. Yayımlanmış kitapları; Şehirleri Süsleyen Yolcu, Gerçeği İnciten Papağan, Kuş Uykusu, Televizyon Ve Kutsal, Halvet Der Encümen, Yakaza, Güzeran, Geçen Gün Ömürdendir, Varlığın Evi, Öyküler Kitabı, Sırlı Tuğlalar, Bir Yolcunun Halleri, Hiç, Gezgin.

Bir Yorum alan “‘Hiç Usanmamış Uzlaştırıcı’: Lale Müldür”

  1. Lale Müldür’ü ilk olarak, Milli İstirahat dergisinde tanımıştım. Bir röpartajı çıkmıştı, ne kadar zaman oldu tam hatırlamıyorum. Lale Müldür’ü orada okuduğum zaman, ona ve şiirine karşı bir ön yargı oluştu bende. Çünkü röpartajın bir çok yerinde, kendisini öven bir kadın modeli sunuyordu ki ben bundan haz etmem ve bir şaire de asla yakıştırmam. O röportajında şairliğin bir düşüş, kutsal bir düşüş olduğunu söylerken, diğer yandan kendisini hep bir adım öne sürme isteğini, yükselme isteğini, üzerinde ki ilginin başkaları tarafından engellenmek istenmesi düşüncesini..vs.durmadan ifade etmesini.açıkcası samimiyetsiz buldum. Ve yazınızda, Perihan Mağden’in söylediği ” dünyanın en büyük şairi” etiketini de açıkcası abartılı buldum….

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>