Hepimiz Gogol’ün paltosundan çıktık

Yazan: Hüseyin Cahid Doğan Tarih: Ocak - 19 - 2008

Nikolay Vasilyeviç Gogol; 1809 yılında orta halli bir ailenin çocuğu olarak bugünkü Ukrayna’nın sınırları içinde kalan Paltova’da doğdu. Ailesi Rusya’daki yaygın dinsel mezhebin aksine Katolik kilisesine bağlıydı. Diğer Hristiyan mezheplerine göre nispeten daha sert olan Katolik mezhebine intisap etmiş bir çevrede büyüyen Gogol, yazın hayatının ilk dönemlerinde kiliseye karşı olmasına karşın, son dönemlerde dindar denilebilecek bir raddeye gelecektir. Babası Vasili Afanesyeviç’in de edebiyatla uğraşmasından mütevellit, Gogol küçük yaşlarda iken edebiyata merak salmıştı. On dokuz yaşına kadarki süreçte bolca köy hayatı konusunda izlenim edinen ve başından bir de sorunlu bir eğitim dönemi geçen Gogol, Saint Petersburg’a gider. Fakat tabir yerindeyse bir şöhretler kenti olan Petersburg Gogol’e yaramaz, sinirsel hastalıkları başgösterir. Yirmi dört yaşında iken ilk eseri Dikanka’da Bir Akşamüstü Toplantısı’nı yayımladı. Elbette başarısız oldu. Ancak tam bu sırada Gogol’ün karşısına şair Vasili Andreyeviç Jukovski çıktı. Gogol hem ekonomik hem de sözel bir destek edinivermişti birdenbire. Gogol bundan daha iyi bir açılım edinemezdi. Ama edindi. Karşısına bu sefer de Aleksandr Sergeyeviç Puşkin çıktı. Bu yeni payanda ise genç hikâyeciye Tarih profesörü ünvanını kazandırdı. Bütün bunlara bir de her cümlesi altın değerinde olan Vissarion Belinski’nin övgüleri eklendi. Gogol sert bir şekilde zirveye çıkıyordu.

Şu ötelerde usul usul ağaran ev benim evim mi? Ya pencerenin önünde oturan kadın… annem mi? Anacığım, kurtar bu perişen oğlunu! Onun ağrılı başcağızına gözyaşlarını damlat!
Nikolay Vasilyeviç Gogol
Bir Delinin Güncesi

Yirmi yedi yaşındaki Gogol, Puşkin’in Sovremennik adını uygun gördüğü dergisinde yazmaya başlar. Bu dönemin meyvelerinden biri olan Burun, Gogol’ün bütün bir yazınsal hareketlerini özetleyecek ölçüde önemlidir. Hikâye Rus cemiyetindeki çarpıklıklara ve bu çarpık düzen içindeki insanların büründükleri yapıları sert, gerçekçi ve alaycı bir anlatımla işler. Berber İvan Yakovleviç’in bir sabah ekmeğinin içinde müşterisi Kovalev’in burnunu bulmasıyla başlar Burun. Ve iki karakterin buruna ulaşma/burundan kurtulma çabalarını, işin içine elbette bir kayıp vakası ile ilgilenmesi muhtemel olan aygıtları da katarak sürdürür. Denilebilir ki Gogol, Burun gibi toplumsal eleştiri barındıran metinlerini yazarken az önce saydığımız payandalarının hoşgörüsünden ve statülerinden cömertçe faydalanmıştır. İyi de olmuştur. Aynı zamanda Gogol, Kazak halkının yaşayış biçimini, geleneklerini ve esatirlerini de zaman zaman eserlerinde işlemiştir, ki bu durumun en belirgin örneği Taras Bulba’dır.

Nikolay Vasilyeviç Gogol
Nikolay Vasilyeviç Gogol
Aynı yıl Müfettiş adlı komedisini yayımlayan Gogol, Rus bürokrasisinin yalınkılıç saldırısı ile karşılaşır. Bu baskı Gogol’ün Rusya’yı terk etmesiyle sonuçlanır. Almanya, İsviçre, Polonya ve Fransa’yı dolaşan Gogol; Roma’da karar kılacak ve burada en önemli eseri Ölü Canlar’ı, Puşkin’in de yönlendirmesi ile beraber yazmaya başlayacaktı. Ancak Ölü Canlar’ı yazmaya başlamasından hemen sonra Rusya’dan Puşkin’in öldüğü haberi gelecek ve Gogol Ölü Canlar’ı yazma serüvenine tek başına devam etmek zorunda kalacaktı. Ölü Canlar’ın ilk cildi Gogol otuz iki yaşında iken tamamlandı. On dokuzuncu yüzyıl Rusya’sı Ölü Canlar’da muazzam bir yergi altındadır. Çiçikov’un daha önceden ölmüş ancak kayıtları henüz deftelerden düşülmemiş olan toprak kölelerini sahiplerinden satın alması, satın alma işlemleri, Çiçikov’un bir halde iletişime geçtiği toprak sagipleri, devlet görevlileri, yargı adamları, vb. karakterler; yani Rusya bürokrasisi ve aristokrasisi mizahî bir anlatımla işlenir. Roman sansürle tanışır ve Gogol artık sert eleştirilerle yaşamayı öğrenmek zorundadır. Bununla birlikte Ölü Canlar; Dante’nin İlâhi Komedya’sının da etkisi altındadır. Ölü Canlar’da da Çiçikov için bir cennet ve bir de cehennem durakları tasarlanmıştı. Ancak romanın ikinci bölümü yoktur. Çünkü Gogol, son dönemlerinde dine yaklaşmış olması hatta Filistin’e de giderek hacı olmasının da etkisiyle ve Matyev Konstantinovski’nin Ölü Canlar’ın günahkar bir kitap olduğu ve bu sebeple yazarını cehenneme yollayacak bir niteliğe haiz olduğu gibi telkinlerinin etkisiyle Ölü Canlar’ın ikinci bölümünü yakmıştır. Ardından Ölü Canlar’ın bir hata olduğunu da açıklayan Gogol, takip eden dokuz gün boyunca büyük acılar içinde kıvrandı ve delirmenin eşiğine gelerek kırk üç yaşında iken Moskova’da öldü. Dindarlığı göz önüne alınarak Danilov manastırına defnedilen Gogol’ün naaşı 1931 yılında Novodeviçi mezarlığına nakledildi. Ölü Canlar Gogol için neredeyse Rusya’yı ahlakî sorunlarından kurtaracak bir misyon taşıyordu. Bu kapsamda Çiçikov’un dolandırıcı hali ile sonradan erişeceği faziletli hali ile Rusya arasında bir köprü kurmuştu.

Nikolay Vasilyeviç Gogol
Nikolay Vasilyeviç Gogol
Gogol her ne kadar Puşkin’in gerçekçiliğinin bariz etkisi altında olsa da, özellikle Puşkin’in ölümünden sonraki dönemde sivrilmiş; özellikle hikâyelerinde oldukça özgün konuları işlemiş, sıradan insanların günlük yaşamlarını anlatmış, Turgenyev, Tolstoy, Dostoyevski gibi ardıllarını derinden etkilemiştir. Öyle ki, Dostoyevski Gogol’ün Akaki Akakiyeviç’in yeni yaptırdığı paltosunun başına gelenleri işlediği Palto adlı hikâyesine atıfta bulunarak; ‘Hepimiz Gogol’ün Palto’sundan çıktık’ demiştir. Ayrıca Turgenyev’in kariyerinde de Gogol’ün ölümü üzerine kaleme aldığı makalesi önemli bir yer işgal eder. Gogol Puşkin’in gerçekçiliğini takip eder; bununla birlikte eserlerinde kesif bir ironoloji hakimdir. Yine Gogol’ün kendi karakterini de eserlerindeki karakterlerine yansıtmaktan kaçınamamış, doğallıkla eserlerinde kimi zaman abartıldığı izlenimi uyandıran sahneler ortaya çıkmıştır. I. Nikola’nın istibdat rejimi hüküm sürerken kırılgan ve çabuk öfkelenen Gogol’ün heccav kaleminden taşanların bir çoğu Rus Altın Çağı’nın aşmış ve dünya klâsikleri arasındaki değişmez yerini almıştır.

Şu ötelerde usul usul ağaran ev benim evim mi? Ya pencerenin önünde oturan kadın… annem mi? Anacığım, kurtar bu perişen oğlunu! Onun ağrılı başcağızına gözyaşlarını damlat! Bak, neler çektirdiler oğulcuğuna! Zavallı oğulcuğunu bağrına bas, anacığım! Ona bu dünyada yer yok! Her yerden kovup kovalıyorlar onu. Anacığım! Şu zavallı yavruna acı! Birden aklıma geldi… Cezayir Beyi’nin tam burnunun altında koca bir beni olduğunu biliyor muydunuz?

Yazar hakkında

Hüseyin Cahid Doğan

Hüseyin Cahid Doğan

1980 İzmit doğumlu. İşletme Fakültesi mezunu. Ürünleri; Martı, Genç Adım, Mefkure, Vivo, Toplumsal Asabiyet, Kavsıkuzeh, Renkli Dergi, Ardıç, Serseri, Etika gibi dergilerde yayımlandı. Kocaeli Üniversite'sinde çalışıyor. Elif Bilge ile evli. | Yorumları

3 Yorum

  1. Altın çağda bir tatar demiş ki,

    [...] Ivan Sergeyeviç Turgenyev, belki de bu isimlerin en başında gelenlerden biridir. Turgenyev; Gogol, Dostoyevski ve Tolstoy’un olanca ağırlığını hissettirdikleri bir dönemde edebiyat [...]

    Yazı Tarihi Ocak 19, 2008 at 6:59 pm

  2. Babalar Ve Oğullar demiş ki,

    [...] olmasıdır. Nispeten Alman Deha Çağı‘nda olduğu gibi (Ki kimsenin Goethe ile Tolstoy’u, Gogol ile Schiller’i veya Herder ile Dostoyevski‘yi karşılaştırmak gibi bir niyeti yok!) Rus [...]

    Yazı Tarihi Ocak 19, 2008 at 7:02 pm

  3. Şairin ölümü demiş ki,

    [...] bütün içtenliğiyle emzirdiğini de, bu noktada, belirtmekte yarar var. Lermontov; Puşkin ve Gogol‘le birlikte dönemim troykası olarak anılır. Etiket: Aleksandr Sergeyeviç Puşkin, Mihail [...]

    Yazı Tarihi Mart 3, 2008 at 1:53 pm

Yorum ekle