Haklısın dostum

0

Kaldırımda yürüyor adam. Bakıyor: beton. Taşları özlüyor, parke taşlarını, ağaçları, kuşları…Rüzgar garibandan yana esiyor sanki. Arada saçlarını uçuruyor, gözüne giriyor. İkide bir elleriyle düzeltiyor. Adam kararsız ama yürüyüşünü bozmuyor yine de. Kuruyemişçinin önünde bir tanıdığıyla karşılaşıyor, zoraki gülümsüyor ona. Bayramlaşıyorlar. Adam yoluna devam ediyor. Omuzları biraz daha düşüyor. Öylece yürüyor usul usul. Bir yandan da düşünüyor. Tanıdığının ona ayak üstü söylediklerini: “Ne rüzgarına ne de kızlarına güven olur bu şehrin. Ayağını denk al azizim. Buranın çatık kaşlı bir şehir olduğunun unutma. ” liyle umursamaz bir işaret yapıyor. “Daha neler, abartıyorsun canım.”

Siftahsız simitçiler doldurmuş dar sokakları…Adamın büsbütün neşesi kaçıyor. Tanıdığının elinde paketlenmiş çikolata ve şekerlemelerle sokağı terk edişini izliyor göz ucuyla. Durakta yaşlı bir adamın yanına oturuyor, çocuklu bir kadın bankın diğer ucunda. Derinlere dalıyor. Eskiden her şey güzeldi. Ya şimdi? Yorucu. “Kaç yaşındasınki daha? Umutsuz olmak için çok gençsin daha” Bu dahalar bitmiyor. “Off…! Çıldırmamak elde değil. Çok yaşamak mı, az yaşayıp çok görmek mi karlıdır? “Beriki cevabı yapıştırıyor: “Yaşamadan bilinmez ki, yaşa ve kendin gör. Kolayına kaçma.” Sonsuz didişme, tüketmeler…

“Bir şeylere başlamak için düğmeye basmak gerekiyor. Külrengi bir akşam daha. Uykulu, direngen, güneş yok olmak üzere. Herşey otomasyona geçmiş, haberimiz var mı yok mu önemli değil. Zihnim de öyle. Huzurdayken bilinçaltım çalışıyor durmaksızın. Yoğunlaşamıyorum. Oysa göğe daha yakın olmalıyım.” Adam otobüsün penceresinden bakıyor şimdi de. Kirli camlar yol yol oluyor. Demek ki yağmur başlamış ve o fark etmemiş. “Hayret nasıl da…Şemsiyesiz, hazırlıksız yakalanmıştı yine.” Umutsuzluğumu yağmurun altına tutuyorum. saf bir damara dönüşüyor kıymetli bir madene. Parıltılarıyla gözüm kamaşıyor. Hayranlıkla bakıyorum… Bir an sadece. Sonra büyü bozuluyor.

Sonra geçiyor…

Bayram…Biriktirilmiş iyi duyguların, çoşkuların, dışavurumu gibi duruyor takvimde. Posta posta hüzünler ve onları özenle üst üste koyan yaşlı yüzler gördüm. Yüreklerle tanıştım. Işıdım. Halime şükretmek için ağzımı açtım. Cümle kurdum. El öptüm, çoğaldım. ”

Bugün:Değerlidir. Eksik yüzlerin içimizdeki izleri artıyor. O eksik ama anlamlı yüzlerin boşluğunu kimse dolduramıyor bayram sabahlarında. Buruk, kederli, uzamış yüzler, çökük avurtlar, ağlamaktan kızarmış, şişmiş gözler…

Sarılıp avutmak istiyorum her birini. Umutsuzluğumdan utanıyorum bu kez. Yeni yüzler topluyorum caddelerden bu bayram.

İkram edilen şekerleri önüne gelene dağıtıyor adam. Uzaktaki çocuklarının yerine pis sokak kedilerine el uzatıyor sevmek için. Kediler bu gereksiz ilgiden rahatsız, sağa sola kaçışıyorlar. Yoldan gelip geçenler “Kaçık mıdır nedir?” diyerek birbirlerine gösteriyorlar adamı. Gülüşüyorlar. Delikanlılar ileri geri lef atıyorlar. Adam umursamıyor bütün bunları. Rüyada gibi yaşıyor aslında.

Saatlerdir yağmurun altında dolaşıyor adam. Sahici delilere taş çıkartırcasına. Sırılsıklam olmuştu. Giysilerinden sular damlıyordu, evine vardığında.

Üşüyordu. Üzerindekileri çıkardı. Yenilerini giydi. Hırkasını geçirdi en son sırtına. Bir köşeye oturdu. Büzüldü. Zaman çabuk geçiyordu. Tepkisiz, sabırlı, yarınlara dair umutlarını soldurmadan yaşamak zor. Salt bu kadarı bile olmadan dümdüz yaşamakta zor. İçinde çıkamadı bu işin. Susuyordu.Ne yenilgi ne de zafer…Arafta kalmıştı. Uzatmaları oynuyordu o.

Üşeniyordu. Kalkıp şuradan şuraya adım atmaya mecali yoktu. Adam günlerdir işsizdi. Morali bozuktu. Paketteki son sigarasını yakmaya kıyamıyordu. Kendini zor tutuyordu. Bir yandan da içindeki kışkırtıcı sesin yankılarını duymazlıktan gelemiyordu. İkincil bir sesti suskunluğunu bastıran, bir palet gibi ezip geçen.Adeta bir çığlık…

Ürperdi .Şu an,uçurumun kenarında aşağıya bakan, bakarken içi giden, atlamaya can atan o adama ne kadar benziyordu. Bilmiyordu adam.Kurtuluş muydu? Kurtulmamışlığın, çaresizliğin ta kendisiydi. Sefaletin resmi çizilebilir miydi ? Hayır, elbette çizilemezdi. O hali yaşamadan, karanlıklara düşmeden bilinmezdi tabii ki.

Adam susuyordu. Yalnızdı ve bekliyordu…

Yazar Hakkında

Meral Afacan Bayrak

Meral Afacan Bayrak

1976 Çanakkale'de doğdu. Mesleği seramikçilik... Kadın ve Aile, Sağduyu, Kökler, Yediiklim, Eylül Öykü, Bir Nokta, Ay Vakti gibi adreslerde şiir, öykü, denemeleri yayımlandı, yayımlanmaktadır. Ayrıca e edebiyat olarak gökekin, dergibi, edebiyat mezunları sitelerin de de yazıları, ara sıra görülüyor. Evli, bir oğlu var. Eşinin görevi dolayısıyla bir ara Ordu'daydı. Şimdi Bingöl'de yaşıyor. | Yorumları

Yorum Ekleyin