Güldanur

Tavsiye Et Yazdır 116 izlenim
Güldanur

O gün öğlen üzeri, günlük yürüyüşlerimden birindeydim. Yaz tatillerimin vazgeçilmez yeri bu köyün bir yanı sıra dağlara bir yanı denize bakıyor. Mezarlığın yanından geçip beyaz topraklı yolda yürüyorum. Yol boyu bodur ağaçlar… Yabani böğürtlenlere ulaşmak uğruna, ellerime batan dikenlere aldırmadan canhıraş çabalıyorum. Onlara ulaşmak için epeyce cebelleşmem gerekiyor. Yerler papatya desenli basma ile döşenmiş sanki. Zaman zaman kıpırdayan çalıların hışırtısı ürkütüyor beni. Bir süre sonra çalının altından ağır aksak hali ile sevimli bir kaplumbağa çıkıveriyor. O da en az benim kadar ürkek. Birbirimize bakıyoruz, hangimizin ne yapacağını kestirmeye çalışarak. Kabuğuna girmeye her an hazır haline gülümseyip yanından uzaklaşıyorum. Yürüyüşlerimin son durağı olan incir, dut ve zeytin ağaçlarının olduğu yerdeyim. Ağaçların altında oturup bembeyaz, tombul dutların patır patır yerlere dökülmelerini seyrediyorum. Çobanlarla rastlaşırız genelde. Sürülerine su içirmek için gelirler. Buradaki çeşme çok eski olmalı. Şu an sürü yok. Ancak biri var çeşmenin yanında. Yaklaştıkça bir kadın olduğunu görüyorum. Tuhafsıyorum. Çünkü gün içinde kadınlar pek dolaşmaz, yapacakları birçok bağ bahçe işleri vardır. Kadın, yanında biri varmış gibi hararetle konuşuyor ve gülüyor. Ama yanında kimse yok. Kolunun altında siyah bir çanta… Eteğinin altında giydiği mavi desenli siyah pijamasının paçalarını çorabının içine sıkıştırmış. Ayağında yeşil lastik ayakkabılar… Arkaya doğru bağladığı kırmızı yaşmağının altından saçları çıkmış. Konuşmaları ve gülmeleri hararetle devam ediyor. Öyle hızlı konuşuyor ki tek kelimesini seçemiyorum. Olduğum yerde kalıp merakla izliyorum. Bir eliyle topladığı böğürtlenleri diğer elinde biriktiriyor. Avucunu sıkıyor, parmakları kızıla boyanıyor. Varlığımı fark etmiyor. Belli ki başka bir boyutta yaşıyor. Tepkisinden çekinip uzaklaşıyorum, aklımda onunla alakalı birçok soruyla birlikte. Kim olduğunun merakındayım. Daha önce neden onu hiç görmedim? Bahçede fidanları sulayan halamın yanına koşuyorum.— Hayrola sen böyle erken dönmezdin. Ne oldu, dedi halam.—Hani dutların altı var ya oraya gittim yine. Bir kadın vardı. Koltuğunun altında bir çanta, kendi kendine konuşuyordu.
—Güldanur’ u görmüşsündür, Allah’ın bir garibi işte, dedi.

Sonra bir ağaca bağladığı ineğin ipinden sıyrıldığını görünce, söylenerek telaşla yanımdan uzaklaştı. Oysa soracaklarım vardı, soramadım. Demek adı Güldanur. Bu isimde birini de hiç duymadım.

Halamın misafirlerinin geldiği bir gündü. Çardağın altında oturmuş konuşuyorlardı. Çay bardaklarının karıştırılma sesi geliyordu. Birisinin “Güldanur, ” dediğini duydum sanki hemen kulak kabarttım. Yakınlarında ki erik ağacına tırmanıp dinlemeye koyuldum. İstanbul’dan gelmiş Güldanur. Evliymiş ve iki çocuğu varmış. Sara hastasıymış gençliğinden beri. Zamanla akli bir rahatsızlığı da başlamış. Sanırım akıl hastanesinden ziyade bu köye yerleştirmeyi daha uygun görmüş ailesi. Çocukları durumu anlayacak kadar büyük değilmiş. Bu köyde adı çoktan deliye çıkmış bile. Tek odalı bir evde kalıyormuş yaklaşık bir yıldır. Evini ziyaret ediyormuş kadınlar. Erzak bırakmak vs için. Tertemizmiş evi. Düğün resimlerini gösteriyormuş gelenlere. Geceleri köy mezarlığında dolaştığını görenler varmış. Korkmuyor muydu acaba? Sanırım o çoktan korku kavramını yitirmişti. Daima kolunun altında sıkı sıkıya tuttuğu çantadan bahsettiler. “Galiba içinde çocuklarının resmi var,” dedi birisi. Öyle içime işledi ki Güldanur, tatillerde gelip gittikçe hep ondan bir şeyler duymak istiyordum. En son gelişimde ise, köyde epeyce dolanıp durdum. Ne O’nu gördüm nede onunla alakalı bir şey duydum. Sanki Güldanur’ u hayal dünyamda kendim ürettim. Buralarda hiç öyle biri yaşamadı, bu toprak yolda yürümedi, şu mezarlıkta geceleri görülmedi. Yürüyüş dönüşü halamı avludaki taş fırının yanında hamur yoğururken buldum.— Hala, Güldanur vardı ya, hani ben de görmüştüm bir kez. Niye hiç gözükmüyor, nerede O? Halam beni işitmedi sandım önce. Önünde bir süre bekledim cevap almak için. Gözlerinin dolduğunu fark ettim. Güldanur hayatının deliliğini yaptı, dedi. Halamın tabiri ile ‘o olmayası gün’ , köy kahvelerinin olduğu meydana gitmiş. Kahvedekiler onunla eğlenmiş, çantasını almakla korkutmuşlar. Meydandaki elektrik direğine çıkamayacağı konusunda onunla iddiaya girmişler. Kendilerince şaka olan bu dalaşma Güldanur için öyle olmamış. Durumun vahametini kestirememişler. Güldanur olanca ciddiyeti ile çantasını koynuna sokup tırmanmaya başlamış. Kahvedekiler şaşkın, hiçbir şey yapmadan bakakalmışlar. Çıkmış direğe Güldanur. En tepesine… Feci bir ses duyulmuş. Direğin dibinde Güldanur’ un cesedi yatıyormuş. Gözleri açık, yüzü ifadesiz, kırmızı yaşmağı saçının ucunda takılı kalmış. Elinden hiç bırakmadığı çantasından ise bir oyuncak çıngırak, bir emzik, bir de Güldanur’ un kucağında iki çocuğuyla çektirmiş olduğu fotoğrafı çıkmış. Hepsinin yüzü gülüyormuş.

Editörün Notu: Güldanur, daha önce Yedi İklim’de yayımlanmış olup yazarın ilk öyküsüdür.

Yazar Hakkında

Ayşe Cevahir

Ayşe Cevahir

1970 Trabzon doğumlu. Kimya mezunu. Ürünleri Yedi İklim'de yayımlandı.

2 Yorum alan “Güldanur”

  1. Bu öyküyü hatırladım…Elinize sağlık…Umarım kitabınızda çıkar.selam ile…

  2. çok teşekkürler sevgili Meral hanım..

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>