Buz gibiydi Beyazıt! Yağmur iğne iğne inerken birden bir sağanak başladı .Sanki sadece Beyazıt Camii ağlıyor, sadece avluya Kubbenin,minarenin, güvercinlerin gözyaşları boşalıyordu.Kalabalıkta şehadet parmakları havada, minarelere eş ,dimdik havadaydı. Tıpkı Filistin’de çiçeği burnunda polislerin yemin töreninde Senin adaletini yeryüzünde devam ettirmek için söz veririm derken başlarına inen bir bombanın ardından yere yığılan vücuduna inat dimdik havaya kaldırdığı şahadet parmağını parmaklarının ucuna ekleyip minarelere taşımak ister gibi dimdikti kalabalığın şehadet parmakları. Evlatlarına ağlıyordu Beyazıt camii. Yağmur damlaları dua taşıyordu Rabbin katına ,güvercinler merhamet dileniyordu gözlerinden korku dolu yaşlar akıtan Filistinli bebekler için.Ağlıyordu Beyazıt Camii…
Uzun zaman aradan sonra Beyazıt’taydım yine. Tanıdık yüzler, dost gözler vardı. Gülümseyemiyorduk. Sarılamadık gülümseyerek. Bilenen bir öfkenin ivmesi soluk alıp verişlerimize işlemiş, soğukla daha bir keskin, daha bir hırçın karışıyordu yağmura…Keşke yine kitapçıları avare dolaşma için çıkıp gelmiş ve bir vakit namazı için uğramış olsaydık aşinası olduğumuz avluya.Keşke gözlerimde yaşlar, kalbimde öfke birikmeseydi…Keşke dişlerim de ,tırnaklarım da kenetlenmeseydi birbirine…ve Filistin’in umut çiçekleri bir anda solmamış olsaydı keşke…
Evde…
Uykuyla uyanıklık arası bir hal. Alt kattan burnuma irmik kokusu geliyor…Dolapta duran birkaç paket irmiğe dokunmak içimden gelmiyor bu yıl…Önce İstanbul’da bitişik evde çeyrek asırdan fazla eşine rastlanmayacak bir merhamet timsali olan manevi dedemi,ardından anneanne dediğimiz eşini yirmi gün arayla yitirip bir de araya aynı anda iki amcamın kaybı girince irmik helvası çağrıştırdıklarıyla zihnimde hiç de sıcak olmayan bir kimliğe bürünüvermişti artık.Gelen koku bir anda beş yavrusunu bombardımanda şehit veren kadını getiriyor gözümün önüne Beş yavru birden başlar üzre çıkıyor enkazdan. Beş narin beden birer poşuyla sarılı.Mutfaktaki helvanın Filistin’e düşer mi kokusu….
Acı kaplıyor hücrelerimi…
Kavruluyor bedenim her irmik tanesiyle beraber.Çocukların hatırı olmasa mümkünse pek de çakışmasın yolum irmik helvasıyla…Keşke anlayabilseler beni…Yutkunduğum anılar tadını acıtıyor helvanın..Her şey çocukken tatlıymış.Ama bu kez başka…Gün yanlış,zamanı yanlış.Zihnim isyanda…Helva yanlış,bomba yanlış.Bu dünya yanlış,Ya da bu ne ağır imtihandır ya Rab!
Bir taziye çadırı, oğulları sarmış etrafını. Boyunca oğlu yok, öylece oturmuş dua ediyor, dağ gibi kavi, oturmuş çadırın önüne…
Gelen bir haber şaşırtır kalabalığı bir anda,belki doğumu bile böyle sevindirmemişti anacığını.Uçarcasına yanına varıp yatakta gerçekten yatan oğlunu görünce anası döner kıbleye şükür secdesine kapanır.İşte o an donar kanı dünyanın…Ya donar mı ekranda bu sahneyi gören İsrail Dostluk grubu üyesi vekillerin???Dost kime denir ya da?
Tabaktaki üç kaşık helva sanki yutuyor beni. Yutkunuyorum ağzımda büyüyor her lokma. Hatır için çiğ tavuk yenir belki ama beş çocuğuna feryad eden ananın göz yaşlarının tuzu karışan irmik helvası durur boğazımda mevsimsiz koparılıp ısırılmış bir lokma kekre ayva gibi….Boğulur gözyaşlarında çaresiz annenin.
Ev sıcak…Buz gibiydi Beyazıt…Yardım et Ya Rab!



Son Yorumlar