Görsel şiir marifet ve hüzer sahibi şairlerin işidir

Tavsiye Et Yazdır 286 izlenim
Görsel şiir marifet ve hüzer sahibi şairlerin işidir

Görsel Şiir’e ne zamandan beri ilgi duyuyorsunuz?

Bazı tahassüslerim oldu tabii. Şiir okumaya başladığımı zannettiğim günlerde şiir iddiasıyla ortaya konulan şeylerden çok hiç şiir iddiası olmadan yapılan “işler”in ilgimi çekmesi gibi…Hat sanatında da harfleri aşan bir şeylerin varlığını hissediyordum. Adını koyamasam da bir cümle ya da bir kelimenin anlamını vermekten ya da bir anlamı ifşa etmekten fazla [artık] bir şeyler vardı hat’ta sanki. Hemen şurada ama ele geçiremeyeceğiniz bir şey. Üstelik bunu tutulabilecekmiş gibi, onu elde edebilirmişsiniz gibi somut bir şekilde yapması epeyce karıştırıyordu kafamı. Hem bunu sanatla zanaatı ayırmayan bir işçilikle yapıyordu. Hasan Aycın’ın çizgilerinde de buna benzer şeyler hissediyordum. Aycın her nasıl, neyle, niçin.. başladı bu işe bilemiyorum ama yaptıklarının şiirle ortak bir “çizgi”den çıkmış olabilecekleri hissi güçleniyordu bende. Bu nedenle o zamanlar “şiir çizgisi[çizgi şiir]” demeye dilim sürçüyordu onlara.

Benim için hayli ilginç olan bir şeyi söyleyeyim burada. Bütün bu tahassüslerin asıl kaynağı Mevlâna’nın Mesnevî’sinde okuduğum meşhur bir hikayeye dayanıyordu. Çoğunuzun malumu olan şu Çin ve Rum ressamlarının hünerlerini sergileyişlerini anlatan hikaye.** Rum ressamlarının yaptıkları zanaatkarane bir sanat işini temsil ediyor gibi geliyor bana. Yalnızca sanat değil, sanattan daha “artık” bir şey. Hem sanat olan, hem sanatın ulaşamayacağı yerlere uzanan [hatta, belki; inemeyeceği yerlere de inen] bir iş. Sanat bir imkanlılıksa bile onun temsilinde ortaya çıkabilecek istismarlardan da tümüyle azade. Oraya ehli dışında kimsenin eli uzanamaz, namahrem eli dokunamaz. Ne ise o olanı olduğu gibi gösteren bir şeydir [yansıtan değil, olduğu gibi gösteren]. Kısaca sanat denilen şeyin yapamadığını yapan, istismar edilebilir; vehmedilebilir olmaktan azade bir yol, bir imkanlılık. Sanat ve zanaat ayrılmaz bütün olarak bir arada icrayı sanat ederler burada. Marifet ve hüner ister bu. [“Ayinesi iştir kişinin / Lâfa bakılmaz” hesabı.] Şiir için de benzeri bir durumun inşası imkanı o gün bugündür beni meşgul eden bir şey. Varlık bilgisi ve soruşturmasından uzak, maddenin de mananın da bilgisine, ergisine sahip olmadan [yine bilgisine ve ergisine sahip olmadan gelenek deyip dururken bile gelenek dışı] ödünç kavramlarla birşeylerin “öte”sini vehmedip metafizik kuruntularla “şiir söylemeye” çalışıldığı bir zamanda “şiirden öte” bir şeyler aramak elzem olsa gerektir. Nasipsizin cehalet ve hamakatini örtme çabasıyla istismar etmeye cür’et ettiği, hiçbir tecrübeye dayanmadan kelimeleri yerlerinden oynatıp çelişik sözlere bürünerek anlamlar devşirmeye kalkıştığı [hatta mistifike ettiği] bir şiir söylenirken şiirden azade bir şiir aramak kaçınılmaz olsa gerektir. Yalnızca estetik ya da sanatın konusu haline ge[tiri]lmiş bir şiir varken ortada, şiiri aşan, şiirden artık bir şiir aramak haktır. Hem şiirin tahammülü nedir, nereyedir? İşte somut şiir bende böyle bir karşılığa sahip. Böyle bir inşa imkanı somut şiirle mümkün görünüyor. Marifet ve hüner sahibi şiir fetasının işidir somut şiir.

Bu tahassüslerin düşünmeye ve uğraşa açılması, somut şiiri keskin bir şekilde farkediş ise Zinhar’la birlikte oldu ve birlikte sürüyor.

[Bunların açılması gereken ifadeler olduğunun farkındayım. Ama bunun için düşünüyor, yazıp duruyoruz zaten. Bu soruşturma için bu kadarıyla yetinmem gerektiği zannındayım.]

Okuduğunuz şairler kimlerdir? Bu şairler ile işleriniz arasında bir geçişme var mı?

Hafız, Yunus Emre, Şeyh Galip, Rilke, Hölderlin, Robert Bly, Behçet Necatigil, Cahit Zarifoğlu, Ece Ayhan, Cahit Koytak, İsmet Özel…

[Bunlar dışında da okuduğum şairler var elbet. Adını, şiirini görünce bigane kalmadığım, ya da arada dönüp okuduğum...]

Tamamen geçirgen…Yunus Emre örneğin, somut şiirin ustasıdır bence. Şeyhimdir.

İşlerinizde kullandığınız özel teknik, araç var mı? Varsa bunlarla işiniz arasındaki ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?

İşlerinizde gözettiğiniz, üzerine düştüğünüz ve üst başlık olarak belirtebileceğiniz konular var mı?

İşlerinize neden ve nasıl isim / başlık veriyorsunuz?

Bu üç soruya birlikte cevap vereyim.

Somut şiirle ilgili düşünmeyi ve uğraşmayı sürdürmekle birlikte “iş” konusunda çok yetersizim. Bu sorulara vereceğim net karşılıklar yok bu nedenle. Zinhar’da somut şiirleri yayımlanan şairlerin işlerini gıptayla ve kıskançlıkla takip ediyorum şimdilik. Tabii kendimce eleştirmekten de geri durmadan.

Hazır isim vermekten sözedilmişken ilgili bir noktayı dile getireyim. Somut şiir ifadesinin görsel şiir ifadesinden daha isabetli olduğunu düşünüyorum. Somut şiir ifadesi şu imkanlılıkları taşıyor gibi:

Yazar Hakkında

Ali Ömer Akbulut

Ali Ömer Akbulut

1964 Aksaray doğumlu. Zarifçe ve Dergibi editörü. Öğretmen. Ürünleri; Merdivenşiir, Zinhar, Gece Yazısı, Vivo, Kavsıkuzeh gibi dergilerde yayımlandı.

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>