Gökyüzümde tek bir yıldız var
Gökyüzümde tek bir yıldız var o da sensin meleğim.
Gökyüzümde tek bir yıldız vardı ve o da şefaatçim olmak için ebedi aleme kaydı, Gözlerimden akan kanlı yaşlarla beraber. Minicik bir yıldızdı benim karanlık dünyamı aydınlatan. Bu ona yetmedi dünyaları aydınlatmaya gitti.
Kendine iyi bak, küçük yıldızım demeyeceğim çünkü sen sadece kaydın, kaybolmadın. Kayan küçük yıldızlara karıştın. Acaba şu gökyüzünde ki yıldızlar kadar ağlamış mıyımdır. Acaba şu gökyüzünde ki yıldızlar kadar minik melek yeryüzünden semaya yükselmiş midir.
Mavi pırlantam yakışmadın bu zalim hayata,yakışamazdın da. Ömrünün heba olmasına izin vermedi Rabbim aldı yanına. Bilmiyordum bir yıldız nasıl kayar gökyüzünden, gözlerimle gördüm, ellerimle tuttum kayan yıldızımı.
Ah sen, ah kızım, saklardın maviş gözlerine lacivert geceler, ne düşünürdün, kiminle hasbıhal ederdin bilmezdim ama senin o halini de severdim. Seninle pırıl pırıl bir ömür yaşadım. Düşünüyorum da ben senin sadece maviş gözlerini, billur sesini, şen gülüşünü ve nazenin bedenini sevmemişim; ben fark etmeden aslında senin yaratanına vurulmuşum, sen bana bunu gidişinle öğrettin.
Emanet …
Emanetim…
“Emanetim elimden alındı” ne acı bir cümle.
Emanetimi çok sevmiştim, emanetimi benimsemiştim, emanetim hani daha çok kalacaktı, ben öyle zannetmiştim. Bana bir sorsaydınız geri vermek ister misin diye, belki bir bedel karşılığı alırdım onu sizden….
Ah neler saçmalıyorum ben? Emanetimdi Dilan’ım benim.
Sadece Dilan’ım mı emanetim? Anam,babam , eşim, yoldaşım, dostum, hatta kendim kendime emanetim. Ben ait değilim bana. Elbette bende birilerine emanetim ve bir gün Dilan’ım gittiği yere gideceğim. Emanetleri teslim edip rahata ereceğimiz yere…
Baskın yedik aniden, bilemedik teslim gününün geldiğini. Kimine haber verirlermiş yıllar öncesinden “hazır olun ha” diye. Bize kimse bir şey demedi…
Sadece bir sabah bir acı inilti duyduk Dilan’ımın canı çok acıyordu. Geçerdi ama, kalmazdı, bir şey olmazdı, doktorlar vardı, hem daha dün evet dün raks ediyordu neşeyle….
Ardı ardına tetkikler , tahliller, boşuna canını yaktılar yıldızımın. Keşke böyle olsaydı, boşuna değildi, boşa gitmemişti yapılanlar, bir şeyler vardı mutlaka.Gözlerinin feri kayboluyordu Dilan’ımın bense karanlıklarda boğuluyordum. Gözlerini kapatıyordu Dilan’ım bense kör oluyordum…
“Ya Rabbi” diyordum “nedir bu hal, ne oldu, daha kaç gün geçti ki üzerinden”
Ellerim, şu işe yaramaz ellerim, şu yaratılmış ellerim, elimden ne gelir?
Ne yapabilirim semaya kaldırmaktan başka? Hangi kelimeler bu yavrucuğu çektiği azaptan men edebilir? Ne gelir dudaklarımdan duadan başka? “Allah’ım, Allah’ım, Allah’ım hangi kapıya varayım Dilan’ıma tüm kapılar kapanırken?”
Geçmedi, günler geçti,bu hastalık geçmedi
Umut etmiyor değildim güler önce lakin tek değişiklik Dilan’ımın sürekli kendinden geçmeye başlaması idi. Beynindeki ur hayatını kesintiye uğratıyordu meleğimin hem de günde kaç kere…
Olsun, yeter ki Dilan’ım kendinde olsun. Yeter ki arada açtığı gözlerini manalı bir kırpsın.
Annesine bir baksın, söyle içten anneciğim dercesine. Konuşmasın ,sussun, ama bir baksın. Geçsin , bu günlerde geçsin….
Bir hayali yaşıyordum sanki.
Birileri kameranın beri tarafında bizi çekirdek çitleyerek izliyordu. Ben böylesi şeylerin sadece filmlerde olduğunu düşünerek yaşamışım. Böylesi şeylerin sadece başkalarının başına geldiği gibi bir gaflete kapılmışım. Açıkçası ben başkalarının hayatını film zannetmişim.
Ben neyim ki; gök yüzünde bir yıldız bana baktığında? Küçücük bir yaratık, bazen ise en muhteşem dünya. Lakin iradesi kendi ellerinde olmayan ve “ben kendime yeterim” zaafında bulunan bir yaratılmış.
Kızım da benim gibi küçücük bir yaratılmıştı ama çok ta büyük ve mühimdi. On beş gün içinde dünyanın tüm nimetlerinden uzaklaşmıştı. Hastahanede bir demir karyolada yatıyor ve sadece serumla besleniyordu. Kırılmaya hazır bir sırça saraydı kızım. Dokunmaya dahi kıyamıyorduk.
Artık bana anneciğim evimize gidelim diyemiyordu, artık anneciğim korkuyorum da demiyordu, arkadaşlarımı görmek istiyorum da…
Sanki dünya ile irtibatını çoktan kesmişti yavrum. Doktorlar gizlemişlerdi bizden yavrumuzun yaşamayacağını lakin tün akrabalarımız biliyordu. Bazen kendine az da olsa geldiğinde sanki ikram edilen bir meyveyi alıp yiyordu. Yavrucuğum bir lokma almamıştı günlerdir ağzına…
İçimden bir ses sürekli bana benim diğerlerinden daha ayrı olduğumu söylüyordu. Ben başka idim, benim gök yüzünde bir yıldızım vardı. Bu mükafatı hak etmek için nasıl hiçbir çaba sarf etmemişsem bu yıldız kayarken de kaybetmemek için kendimi hırpalamamalıydım. Tamam benim bir yıldızım vardı ama onu bana kim armağan ettiyse vakti gelince almaya sözde almıştı.
Yıldızıma hükümranlığım yedi yıl sürdü, yedi gün gibi yedi yıl, yedi saat gibi yedi yıl, yedi saniye gibi yedi yıl…
Her şey çok çabuk bitti. Ben ayrıcalıklıydım bunu biliyordum. Bana, bir yıldız, her kesin mahşeri kalabalıkta kaybolduğu gün yol gösterecek ve kendi yanına gökyüzüne alacaktı. Sadece bu yaşatıyor beni, sadece bu geceleri gökyüzüne baktığımda ürkmeme engel oluyor…
Biliyorum ki ben bu hayata gözlerimi kapattığımda , yeni bir hayata başlayacağım yıldızımın yanında…










4:35 am | Mayıs 20, 2006
Hoş geldiniz…
4:35 am | Mayıs 21, 2006
Yürek ,duygu kokuyor bu yazı…Buram buram içime işliyor okurken.Kalemine,diline,kalbine sağlık…
4:35 am | Mayıs 22, 2006
içim acıdı,yüreğim yandı…önce bir insan sonrada bşr anne olarak. Allah sabır versin demekten başka işlev gelmiyor dilden.Canını gene Canına teslim ediyor olman belki hafifletir yaranı biraz.Orda yıldızına senden daha iyi bakılacak emin ol, bu su serper belki yürek yangınına. Ama eminim ki sözlerin kifayetsiz kaldığı anlar bunlar.Rabbim mekanını cennet eyleyecektir miniğimin.Yıldızının seni hep aydınlatması temennimle…