Gök Ekin Sahaya İndi!

Tevellüd m.s.1982
Hısn-ı Mansur’lu.
Ayıntap’ta mukim.
Evli.

[ Cahid Efgan Akgül ]
[ Cahid Efgan Akgül ]

3.650 kere okundu

“Gök Ekin Sahaya İndi!” için 22 yorum yapılmış

  1. Yunus Nadir Eraslan

    Mahallede kimse beni takıma almazdı. Bana defans görevi – umarım doğru söylüyorumdur , zira şimdiye değin doğru düzgün maç yaptığımı hatırlamıyorum- verilmiş. Şimdi ben gelen topa şöyle hııh deyip kuvvetli bi tekme atacağım değil mi? Canım olmadı şöyle yavaşça Adem ağabeyin önüne de bırakabilirim ya da Hüseyin sağ yandan bir koşu gelirse yanıma kadar ona da veririm. Olmadı bi Efgan’a taaa orta sahaya bi orta yaparım diyeceğim ama hiç gözüm kesmiyor… Neyse abiler bu alan bize verilmiş bir kere; koruyacağız başka yolu yok…

  2. cisimsiz

    Allah m.celepin yardımcısı olsun. Hem defans hem sol kanatı götürecek…

  3. Hüseyin Cahid Doğan

    Hücum hattında mıyım? Saç baş yoldurmaz mıyım :) Top filan da toplayabilirdim ben?

  4. Adem Turan

    bütün yük m.oğuz’un üzerinde orta sahada. forvet iyi, beğendim. önümüze çıkana 5 çakarız her maç; bu böyle biline! teknik direktör de iyi; ali ömer akbulut: ağır ağabey. hele ki kalecimiz!!! hanzala, ey hanzala! biz nice severiz seni!.. neyse, bakın bir vakitler gol kralı olmuş idim de bir turnuvada, ilçe kaymakamı diğer takımların mızık çıkarmasına sinirlenerek bitmiş olan turnuvayı iptal etmiş idi. olan benim ödüle olmuş idi… hey gidi hey!… neydi o günler be!

  5. Adem Turan

    ha, bir de efgan var hem forvet arkası oynuyor (delgado misali!), hem de takımın kurucusu! muhteşem efgan. koç delikanlı, antep’in kartalı!…

  6. Adem Turan

    m. celep’in soldan bindirmelerini de unutmamak lazım a dostlar! deli ibrahim de öyle değil mi BJK’de. adam bir de gol ile süsledi geçen çarşamba fortis kupasındaki o güzel oyununu. y. başak da sağdan bindirir. her ne kadar tanımasak da kendini, iyi ortalar yapacağını ve yunus nadir hocanın ya da hüseyin cahid’in bu ortaları gole çevireceğini adım gibi biliyorum. simurg (i. karakurt olsa gerek!) geri dörtlünün (pardon, geri üçlü diyecektim!) en güven telkin eden isimlerinden olduğunu artık biliyoruz.. yulun eke ile k. göçer de ismail karakurt’a müdafaa durumunda yardım edecek olan iki demir oyuncular… toraman’la zapotcny misali…

  7. Yavuz Başak

    Bir rakip çıkar mı bu takıma? Adem Bey pek iyi sayılmam sahada, yedek kulübesine razıydım.

  8. Adem Turan

    şimdi; 70′li yıllara geri dönecek olursak, benim o kartal pençesi topa vuruşlarım ve de müthiş kavurucu çalım ve top sürüşlerim birçok futbol adamının dikkatlerini çekmiş olmalı ki, bir gün bir de baktım büyük büyük adamlar beni takımlarına transfer için ikna turlarına çıkmamışlar mı! aman yarabbi! bende müthiş bir şaşkınlık! babamsa merhum (ali baba olarak bilinirdi ve öyle nam yapmıştı civardaki komşu köylerde) bir elinde kahve diğer elinde sigara, nasıl da kasılıyordu haklı olarak! çünkü biricik oğlunu bir belediye başkanı, bir avukat ve bir öğretmen “gümüşçay-demkospor’a” transfer etmek için gelmişler idi… babam haklıydı yani hava atmakta… ama ondan bir yıl öncesine gidecek olursak…

  9. Adem Turan

    yavuz bey, amman efendim! yedek kulübesi mi dediniz! lütfen! bizim takımın bütün futbolcuları çünkü (abartmıyorum kesinlikle): “zıpkın” gibidirler… hepsi de şıkır şıkır oynar bu futbolu… o bakımdan, yedek kulübesi diye bir deyim sokmayalım lügatımıza katiyyen!

  10. İsmail Karakurt

    ne güzel şeyler bunlar arkadaşlar… futbol sahasındaki birliktelik mecazen bir şiir dergisindeki birliktelik haa!… bazen öğrencilerle maç yapardık, hep defansta görev verirlerdi bana… efgan da olsa olsa simurg defansta görev yapabiliri uygun görmüş. eyvallah derim ama bu yaştan sonra ne yapabilirim bilmiyorum… bir de ben gözlüksüz oynayamam, yoksa sahada topu çok ararım. efgancığım bu özelliğimi bilmen gerekir… bütün arkadaşlara selam ve muhabbetler…

  11. Adem Turan

    nerede kalmış idik sevgili dostlar? ha! evet… 70′li yıllarda idik. (bakıyorum ismail karakurt da dayanamayıp sağ kanattan bindirmelere başladı bile!) son cümlemiz, “bir yıl öncesine gidecek olursak..” idi. evet; yaş 17. haftada üç antrenmanın beni kesmediği günler yani. bu üç antrenmanın dışında ayrıca iki gece ve üç sabah kros yapıyorum. kros.. yani uzun uzun koşuyorum eşofmanlarımı çekip. yani anlayacağınız ‘zıpkın’ gibiyim! fakat gelin görün ki, oynadığım (antrenmanlarına çıktığım demem daha doğru aslında!) takım (adını yukarıda zikretmiş idim: “gümüşçay-demkospor” ) oynanan naçlarda bana bir türlü oynama şansı tanımıyordu. karizmam nasıl sarsılıyor, o delikanlı yüreciğim nasıl eziliyordu bilemezsiniz bütün bunların karşısında! yılmıyordum ama yine de! elbet gelecek o güzel günler mutlaka diyor idim! artık, sezonun bitmesine üç maç kalmış, bizim takımsa orta sıralarda gezinip duruyor. bir cumartesi günü, ezinespor’la maçımızın olduğu gün yani, biraz isteksizce de olsa valizimi hazırladım ve maça gitmek için araba bekleğe başladım. köyde kalıyorum o yıllar. çanakkale-bursa yolu üzerindedir köyümüz; biga’ya 15 km. uzaklıktadır. neyse geçelim bunları… maçın oynanacağı stada geldiğimde yine kadroda olmayacağımı hatırlayınca (çünkü hep böyleydi ve psikolojim giderek bozuluyordu artık.) o an gerçekten gerisin geri dönüp bir daha hiç gelmemecesine çıkıp gitmeyi düşünüyor idim. işte bu yaralı duygularla takım arkadaşlarımın yanına vardım. kaptanımız ‘kıl fehmi’ (aslında, avukattı kendisi ama herkes onu böyle bilirdi.) beni bir kenara çekip, “bak, aslanım” dedi. (o an “bak, kartalım!” demesini ne kadar çok isterdim.) “bu gün oynuyorsun ama ismin ‘mustafa bircan’ olacak, adem turan değilsin! anladın değil mi? lisansın çıkmadığı için bu isimle oynayacaksın.” bir yandan da mustafa bircan’ın lisansını ve lisanstaki fotoğrafını gösteriyordu bana. gerçekten de baktığım
    fotoğraf bana çok benziyordu! aldı mı beni bir heyecan! işte gelip çatmıştı dünyalar kadar istediğim fırsat! neyse.. lisans konrolünden bir yara almadan geçtikten sonra öyle bir çıkışımız vardı ki sahaya, (en azından benim için öyleydi!) …

  12. Adem Turan

    imdi, bazı dostlarımın, “bir dakika adem turan, lisans kontrolünden öyle ‘tereyağından kıl çeker gibi’ nasıl sıyrldın! bu kadar kolay mı bu işler?!” der gibi itiraz ettiklerini duyar gibiyim! evet, evet! gerçekten de tam öyle, ‘tereyağından kıl çeker gibi’ olmuştu lisans kontrolünden geçişim. üç kişiydi lisans kontrolüne gelenler. birisi kırk yaşlarında filandı, kaptanlarıydı. ellerindeki lisanslarla futbolcu arkadaşları karşılaştırarak ve de lisans onay tarihlerine bakarak yapıyorlardı kontrolleri. sıra bana gelince, “mustafa bircan” ismin söylediklerinde, ben eğilmiş ayakkabılarımı bağlıyor (gibi yapıyordum. tıpkı kaptanımız kıl fehmi’nin tembihlediği gibi yani) dum. hafiften başımı kaldırıp elimle işaret ettim. bir bana bir de ellerinde tuttukları lisanstaki
    fotoğrafa bakarak bitirmişlerdi kazasız belasız kontrollerini. tamamdı işte! artık kimse tutamazdı bu “zıpkını!” o yüzden sahaya çıkışım hem beni, hem de takımı müthiş ateşlemişti! maç başladığında, tribünlerdeki seyircilerin beni işaret ederek “bu da kim ya hu! bu 7 numara da nereden çıktı böyle!”dediklerini, (evet, 7 numarayı giymiştim. gök ekin stadına bakarsanız, şimdi orada hüseyin cahid’in oynadığını göreceksiniz) 32 yıl sonra, bugün söylenmiş gibi kulaklarımda ‘çınladığını’ duyarım hep. neyse, geçelim. maçın sanırım ilk çeyreğini filan oynuyoruz. efgan’nın oynadığı bölgeden bir top açılmıştı sağ kanada doğru. biraz hızlı gidiyordu top. koştum koştum, lâkin yetişemiyordum bir türlü topa. artık, neredeyse herkesin korner noktasına yakın bir yerden auta çıkacağını sandıkları top tam da aut çizgisi üzerinde kalmasın mı? tamam işte, ok fırladım hemen. topu kaptığım gibi kaleye doğru son sürat inmeğe başladım. bu arada kontrpiyede kalan rakip savunma ne kadar koşsa da bana yetişebilmeleri söz konusu bile dğildi. tam altı pasa girerken, orta sahadan kopup gelen bizimkiler (özellikle, kıl fehmi’nin adeeeeeeeemmmmmm!!!!!!! diye bütün gücüyle haykırdığını nasıl unutabilirim! güya adım, mustafa bircan’dı! ama kimse anlamadı bunu tabii ki.) benden topu penaltı noktasına kesmemi haykırıyorlardı. işte onların bu feryadı sonrası, doğal olarak benim önümün bir an boşalmasını sağladı ve kaleciyle beni çapraz da olsa karşı karşıya bırakıvermişti! işte o an müthiş bir ‘BAZUKA” ile topu ağlara göndermiştim: gooooollllll!!!!!

  13. Adem Turan

    yaptığını gördün mü efgan kardeşim! madem ki indirdin gök ekin’i sahaya; işte ben de döktürürüm böyle, tüm mârifetimi bu sayfalara!….

  14. efgan

    Adem Ağabey süpersiniz, zevkle okudum hepsini. bunu bağımsız bir yazıya döküp gökekin’e armağan etmelisiniz bence :)

  15. Adem Turan

    bakıyorum, efgan kardeşim hemen hareketlendi; durma can kardeşim, bak hüseyin cahid sağ kanatta top bekliyor senden! ya da celep’le bir ver-kaç (duvar pası yani!) yapıp topu yunus hocaya aktarabilirsiniz rakip oyuncular bastırmadan. biraz çabuk lütfen! ilk yarı bitmek üzere ama hâlâ 0-0 devam ediyor maç! ah, golü bir bulsak! otuz iki yıl önceki gibi!… ha, evet. isterseniz o maça dönebiliriz yine. işte, ben liglerdeki ilk golümü muhteşem bir vuruşla attığım an, beni görmeliydiniz o an sevgili dostlar! ama sanırım bir çoğunuz leyleklerin yanındaydınız henüz o yıllarda. bizimkiler ise önce bir şaşırdılar, beklemiyorlardı çünkü böylesine çömez bir çocuktan bu kadar güzel ve artistik bir gol. hele kıl fehmi, topu ona atmadım diye gol oluncaya kadarki o kısacık sürede önce öfkeyle üzerime doğru gelirken, topun kaleye girdiğini görünce 180 derecelik bir dönüşle (sevinçle yani) hemen kucaklayıp sürüklemeğe başladı beni. tam bir yumak olmuş idik takım arkadaşlarıyla birlikte. rakip ise hakemin başında yoğun bir itiraz hâlindeydi; nedendi itirazları kimse anlayamamıştı doğrusu! sanırım, çok fazla ölü bir noktadan gidip topu alışım ve gol ile süsleyişim ağırlarına gitmişti adamları. hazmedemedikleri oydu işte! en nihayet kabullendiler benim o dünyalar harikası golümü. kaptanları (ki, adama helal olsun!) geldi ve başımı okşayarak tebrik etti bu gencecik delikanlıyı! tertemiz bir pozisyon ve akabinde de buz gibi bir gol olmuştu. derken, sevgili dostlar, maç onların santra vuruşuyla tekrar başladı. ben yine fırtına gibi esiyorum sağ kanatta. yaptığım harika ortalara bizim santroforumuz cici yusuf (çok artist biriydi. olumsuz anlamda değil tabii ki. yakışıklı ve karizma bir orta yaş delikanlısıydı yani. kimbilir kaç kez gol kralı olmuştu!) bir türlü çerçeveyi bulduramıyordu. baktım olmayacak bu iş böyle. tam ben bu türlü düşünceler içerisindeyken birden ceza cizgisinin sağ köşesinde topla buluşmayayım mı! allah ne verdiyse sol ayağımla önümde sekmekte olan topa sert bir yarım vole çaktım! top yere iki karış yükseklikte gitti gitti ve kalecinin şaşkın bakışları arasında ikinci kez filelerle buluşmasın mı! anam yarabbi! nasıl seviniyorduk o an. bense çıldırmak üzereydim. bu ilk maçımdı benim ve iki golle süslemiştim muhteşem oyunumu! yan gözle de bizim kaptanı, kıl fehmiyi süzüyordum. adam benim bu güzel oyunumdan kendisine ‘pay’ çıkarıyordu çünkü. “gördünüz mü beyler! işte ben böyle bir futbol adamıyım. takıma aldığım genci görüyor musunuz? iyi bakın ona bugün! ‘o geleceğin kara gölü zalimlerinden olacaktır.’ yakacaktır bir çok takımın canını, alacaktır bir çok kalecinin fiyakasını!” işte bunları söylüyor gibiydi kaptanımız kıl fehmi. aradan kaç dakika geçmişti, tam bilemiyorum ama, henüz ilk yarıyı oynuyorduk. yine sağ kanattan, sıfır denilen yerden yaptığım bir ortaya bizim ön libero bankacı rıdvan harika bir yükselişle topu üçüncü kez ezinespor ağlarına göndermişti. tabii gözler yine bendeydi. “kimdi bu çocuk kardeşim! nereden gelir ve nereye gider? hangi yolun yolcusudur da gelip burada döktürüyor böyle!” bunlar tribünlerdeki şaşırmış olan seyircilerin hayret nidalarıydı! işte 3-0 aldığımız bu maçın ardından, ezine’ye uğurladığımız rakibimiz, bayramiç’ten geçerken (ki, bayramiçspor da önümüzdeki haftanın rakibiydi bizim takımın ve en azından berabere kalarak şampiyonluk turu atacaktı biga ilyas bayram stadında; bir beraberlik yetiyordu onlara.) durdurup ezinesporlu futbolcuları, sormuşlar maçın skorunu. üç yediklerini öğrenince de kulaklarına inanamamışlar. ezineli topçular da şöyle karşılık vermişler: gidin de gümüşçay-demkospor size de 4 çeksin!.. şimdi tahmin edin bakalım ey dostlar! bir hafta sonra oynayacağımız bu maç kaç kaç bitecektir acaba?…

  16. efgan

    Valla Adem abi skor çok belli ama bişey demeyeyim yine de.. top yuvarlaktır hatta maç doksan dakikadır :) heyecanla diğer maçı bekliyoruz. sizin tsubasa ruhlu bir şair olduğunuzu bilirdim de, bu kadarını tahmin etmezdim. cahit koytak şiirini yazdı futbolun siz de hikayesini anlatırsınız artık.. :)

  17. Yunus Nadir Eraslan

    Ah keşke bir anım olsaydı; paylaşmaz mıydım hiç… Ama gökekin için sahaya inmem gerekiyorsa inerim abiler:)

  18. Adem Turan

    bence hiç bir mahsuru yok güzel kardeşim. gök ekin inmiş mi bir kez sahaya! ben oyunuma bakarım artık, takımın galip gelmesine bakarım. lâkin bakıyorum da, takımın diğer elemanlarından ve de teknik direktörümüzden bir ses çıkmıyor! halbu ki, takım sahaya inmiş, maça başlamış, biz futbolculara ‘güzel bir oyun ve gol atmak’ düşüyor. hattâ öyle ki, “şiir gibi” bir oyun oyunamalıyız; seyirciler desinler ki, bir cahit koytak vardı şiir gibi oynayan (pardon, yazan!) bir de bizimkiler oynasın (yazsın!)! ve böylece edebiyat (gök ekin) sahası da şiir gibi futbol, şair gibi topçular kazanmış olsun. işte böyle sevgili efgan kardeşim, işte böyle diyorum…

  19. Yunus Nadir Eraslan

    Teknik direktörümüz Irak’a gitti abi. Bugün dönecekti; yol yorgunudur şimdi:)

  20. enes selim odabaş

    çok zamandır böyle güzel muhabbetle rastlaşmadım … :)

    sanıyorum mesajımı “gök ekin farkı” deyip bitirmeliyim …

  21. ali ömer akbulut

    ırak; çok hüzünlüydü….

Yorum bırak