Garip

0

…sayfa…

Ağlıyorsun. Sessizce ağlıyorsun şimdi. İçim yanıyor sana bakarken, o iri, ela gözlerinden sızan yaş kızgın bir kurşun eriyiği gibi göğsüme akıyor, yakarak yarıp geçiyor.
Yarılmış bir nar gibiyim karşındaki bambu koltukta…saat beşi geçiyor…kulaklarım çınlıyor, uykusuz ve yorgunum. Tanelerim saçılıyor. Parmaklarına bakıyorum şimdi. Nasıl’ı ve niçin’i olmayan bir lütuf gibiler. Yanına sokuluyor, onlara dokunuyorum. Parmakuçlarımız birbirine dokunuyor usulca. Öpüşür gibi. Sende Kuddüs isminin tecellisi görünüyor. Tecelli cilvedir biliyorsun, cilve gerdek gecesi gelinin duvağını açmasıdır. Sana baktıkça, nesneler yok olup ruhun belirdikçe, bedeninin kıvrımları dağılıp kırıldıkça perdeler açılıyor, ruhunun gizleri saçılıyor birer birer. Şimdi bir sırrına bakıyorum. Onu kokluyorum. Seni her an farklı bir gözle görüyorum. Her an yeni bir yüzüne bakıyorum. Kesintisiz bir tecelli var yüzünde. Halin değişiyor, o sükunet ve edebin değişmiyor. O yorucu güzelliğine bakıyorum. İyi ki geldin. Gülümsüyorsun yine. Kelimelerin beni okşuyor sanki. Ne söylediğimin farkında değilim. Gerçekten mi? Evet. Hissediyorum. Gözlerin gülümseyince karaeriğin çiçeklenişini hatırlıyorum. Susuyoruz.

Susunca ince bir şeyin içinden geçiyoruz.

Öncekiler ve sonrakiler, sözün gelişi, lafın geçişidir.

Buradasın ya, bu bana yetiyor. Benim için tek gerçek bu. Buradasın. Yanımda. Karşımdasın. Sana dokunabiliyorum. İçimdesin ya hayali bile cihana değer bir sırrın içindeyiz işte. İyi ki geldin. Seni bekliyordum, yıllardır seni gözlüyordum. Geldin sonunda.

Şafak söküyor.

Yorgunsun, uyumak ister misin?

Hayır, oturmak istiyorum.

Hep böyle kal e mi. Yanımda ol. Beni bırakma nolur. Seni bırakmayacağım söz. Beni terk etme. Sensiz yaşayamam. Şiişşşşt…suss lütfen…biraz sessizlik. Gözbebeklerine bakıyorum, senden başka bir şey yok artık, her şey sensin. Hepimiz sendeniz. Sen nursun, keşifsin sen. Seni keşfediyorum, sana baktıkça bir yönünü açıyorsun bana.

Bakıyor, bir gülünü deriyorum. Bakıyor, bir kokunu alıyorum. Bakıyor, bir sesini duyuyorum. Bakıyor, bir sözünü görüyorum.

Bir acın diniyor. Bir yaran iyileşiyor. Parmakuçlarını öpüyorum, usulca çekiyorsun.

Dokunma lütfen… Sakin ol lütfen, ağlama nolursun, dayanamıyorum yapma bunu. Bak buradayım. Bu dünyanın dışındayım, senin koynundayım. Suretin ve gerçeğin bir değil görüyorum.

Hadi Kurosawa’nın Düşler’ini seyredelim.

Peki.

Böyle yap evet, bana hep peki de, bak iç ve dış bir olunca alemin manası beliriyor. Alem uzlet demektir. Şimdi, bu odada, güneşin camlardan yerdeki kilimlere düştüğü alemde ikimiz uzletteyiz. İki değiliz, biriz. Bir’leyiz, birbirimizi birliyoruz.

Nolur öyle bakma. Utanıyorsun. Sen edepsin, edebin kendisisin. Nasıl böyle zarif olabiliyorsun? Sana bakınca nur görüyorum. Sen keşfediyor, keşfettiriyorsun.
Sen benim dileğimsin, ama tuhaf değil mi benden kaçmıyorsun?

Düşler’in en güzelini, su değirmeni düşünü seyrediyoruz. Çark dönüyor, su akıyor, yaşlı kadın ölüyor, sevgilisi onu neşe içinde uğurluyor, sen karşımda oturuyorsun, sana sürekli bakıyorum, ben baktıkça sen yenileniyor, büyüyorsun; içinin parıltısı artıyor, bir fanus gibi görünüyorsun, için yanıyor, yandıkça beni yakıyor, bize bir kez bakmış olmalı, bizi yaratıp bırakmamış, bize nazar etmiş olmalı ki bizi perdeliyor.

Perdeyi açsana. Gün ışıyor.

Hadi uyuyalım artık.

Yazar Hakkında

Sadık Yalsızuçanlar

Sadık Yalsızuçanlar

1962 Malatya doğumlu. TRT'de çalışıyor. Yayımlanmış kitapları; Şehirleri Süsleyen Yolcu, Gerçeği İnciten Papağan, Kuş Uykusu, Televizyon Ve Kutsal, Halvet Der Encümen, Yakaza, Güzeran, Geçen Gün Ömürdendir, Varlığın Evi, Öyküler Kitabı, Sırlı Tuğlalar, Bir Yolcunun Halleri, Hiç, Gezgin. | Yorumları

Yorum Ekleyin