Filiz çocuklar
Şubat 13, 2009 tarihinde Hikâye dizini altında Hatice Kınık tarafından yayımlandı ve 940 kere okundu
Yüzümü çevirmek de mümkün değil, gözümü kırpmak da!
Görmeyeli ne çok zaman olmuş nazlı çiçeğim! Seni kanadı kırık bir serçe olarak mı bulacaktım?
Zihni karmakarışık sorularla dolu genç adam konteynırla gelen ambulansa işaret etti. ‘Bu tarafa !’ Yaralı diyemedi Sınırdan getirilenler var dedi, durdu. Henüz ambulanstan hiç sağ çıkan olmamıştı… Bomba parçaları vücutlarıyla hemhal olmuş yığınlardan ibaretti gelenler adeta… Gözü çocukluğunun geçtiği toraklara kayıyor, ister istemez bir hayal denizinde yüzüyordu zihni. Önünde iki çocuk vardı şimdi. Tozlu okul yolunda itişerek geliyorlardı. Çantaları havada uçuşuyor, kahkahaları göğe karışıyordu. ‘Bak ne gördüm rüyamda, dinle: Doktor olmuşum, ne çok yer görüyorum.’ Lafı bitmeden atladı diğeri: ‘O benim rüyam!’ Kısa bir boğuşmanın ardından barış sağlandı. Birlikte gidilecek, ikisi de doktor olacaktı…
Bir fren sesi genç adamı irkiltti. Biri bağırıyordu: ‘Acele edin, nefes alıyor!’ Doktor daldığı rüyadan hızla silkindi, ambulansa seğirtti. Getirilen bir çocuktu. ‘Oğlum kadar’ dedi içinden. Yüzü yanmış, elbiselerinde kan lekesi. Şoföre seslendi. Çocuk hastanesine!’ Yazık ki kendisi
kapıdaydı mıh gibi! ‘Sen gelenleri alıp diğer tarafa transfer etmelisin, oradan ayrılamazsın, demişlerdi. Durmuştu günlerce çivilenmiş gibi. Duracaktı da! Hiç değilse uzaktan gör biliyordu vatanını İşte bir ambulans önündeydi. Hastanede yüzlerce kez yaşamıştı bunları, şimdi ne oluyordu. Niye bu kadar sarsılmıştı? Adam yetişip itiraz etti. Çocuk
hastanesine yetişemez, acele edin… Konuşan adamın üzerindekinin– beyaz önlük-daha doğrusu kana bulanmış bir önlük olduğunu yakına gelince fark etti. Doktorun yüzü tanıdıktı sanki. Seslendi doktora: -Muhammed! Telaşlı adam önce alınmadı üstüne, sora döndü baktı
dikkatle. Tanır gibi tanımak ister gibi. Sonra –Ahmed! Dedi,sarıldı, döndü, sedyeyi işaret etti, oğlum, evdeymiş, şimdi getirdiler!!!’ Çocuğun göğsünde gül açmış sanki, baba ellerini öpüyor yavrunun. Bu sırada bir şeyler söylemekte çocuk. Gözlerini kırpıştırıyor. ‘-Baba şehitlik böyle mi olur?’Doktor yutkunuyor… Şimdi iki doktor, bir çocuk bakışıyorlar… Hayır, üç çocuk var orda. Yıllar öncesinin tozlu yollarında dolaşan iki gülen yüz ve gülümseyen bir şehit! Bir ambulans daha geliyor sınıra, sireni beynini deliyor sanki… Adamın telefonu çalıyor, eşi arıyor, bir başka ülkeden, ta uzaktan. Oğlu özlemiş, konuşmak istiyormuş. Hastaneden doktorlar yardım toplamış, göndermişler. Oğlu soruyor: -‘Baba ne zaman geleceksin?’ Doktor yutkunuyor, -geleceğim oğlum, uyu sen diyor. Uyuyor çocuk annesinin göğsüne yaslanarak, göz kapakları bir serçenin göz kapakları kadar kıpırtısız. Doktorun gözleri sedyeye kayıyor. Onunkiler de kıpırtısız şimdi. Bir serçe kadar… Yazık ki sabah güneşinde cıvıltısı olmayacak…
Bir çocuk büyüyor şimdi gözümde,
Bir çocuk büyüyor içimde
Bin nazla geliyor kalabalığa
Ben Filistin
Nazlı çiçeği Ortadoğunun
Ne çabuk kırdılar filizlerimi
Suvarmadı kimse beni
Filistin’in çocukları filiz filiz toprakta şimdi
Her şehit bire bin veriyor
Her ana yeniden gebe
Tanklara inat
Bombalara inat
Gülüyor çocuk yüzleri
Yarın yine güneş doğacak Rafahta, Han Yunusta
Ve okulun zili yine çalacak Cebaliyede
Ve çocuklar bir kez daha check pointlerde toplanacak
Okul şarkısı söyleyerek geçecek namluların önünden
Gün doğmaya devam ettikçe
….
İki doktor küçük bedeni bir poşuya sarıp hastanenin yakınında yeni
kazılmış bir torağın başına geliyorlar. Yavaşça incitmeden toprağa bırakıyor can paresini, gül yüzünü öpüyor, kokluyor bir kez daha… Şimdi taze bir tümseği kucaklıyor kolları. Bir tahtaya adını yazıyor can paresinin: Murteza. Yavaştan okşuyor tahtayı başını okşar gibi…
Ve doğruluyorlar yeniden duydukları bir ambulans sesiyle, İkisinin de dudakları kıpır kıpır: Bu kez olsun geleni kurtarabilsek Allahım!

O malum gerilimi, o şiddetli ve malum gerilimi; sadece hikayenizde yaşamayı da mümkün kılmışsınız. Hikayenin de bir ritmi vardır evet.
Bereketle…