Edebiyatta beat kuşağı
Haziran 9, 2009 tarihinde Deneme dizini altında Celal Güneş tarafından yayımlandı ve 1.139 kere okundu
Beat kuşağını tek kelimeyle özetlememi isteseler, seçeceğim kelime; şüphesiz “isyan” olurdu. Var olan düzeni reddetmişlik ve isyan; aslında o dönemin ruhuydu ve sadece edebiyat değil; bilim, felsefe ve sanat gibi birçok alanda etkili olmuştur. Felsefede; Derrida’nın Avrupa’daki “logos” merkezci (logosentrik) yaklaşıma karşı açtığı savaş, Foucault’un iktidar çözümlemeleri ve bilimde Thomas Kuhn’un açtığı yolda, Paul Feyerabend’in anarşist yaklaşımı (yönteme karşı) ile devam eden pozitivizm reddiyeleri; dönemin ruhunun farklı alanlardaki yansımalarıdır. Edebiyat’a gelmeden, bu dönem ruhunun, günümüzde nostaljik bir yanı olduğunu düşünmüyorum. Zira günümüz yapıtlarında bu açıkça görülmektedir. Buna en son değineceğim.
Beat kuşağı; başta Jack Kerouac, Lawrence Ferlinghetti, William S.Burroughs ve Allen Ginsberg gibi muhalif kimlikler öncülüğünde sesini duyurmaya başladı. Bu insanlar Batı’nın kendini beğenmişliğine, mülkiyete, tek eşliliğe, meta fetişizmine ve daha birçok şeye karşıydılar. Çünkü savaştan çıkmış, toplu katliamları görmüş ve dolayısıyla bu sistemin insanı mutluluktan uzaklaştırdığını görmüşlerdi. Sistemin insanlar tarafından konulduğunu ve yine insanlar tarafından yıkılabileceğini ve yıkılmasının gerektiğini söylüyorlardı. Nasihatleri; beynine ve ruhuna tecavüz etmelerine izin verme!”. Amaçları ise doğu ile batıyı birleştirebilmekti. Yazılarında ise hep gitmek hâkimdi ( Jack Kerouac’ın yolda romanı). Ait olduğun yere gitmek…
Uyuşturucu müptelalığı, homoseksüellik ve içki bağımlılığı bu kuşağın önemli bir özelliğiydi. Banliyöler, keşhaneler, suç yuvaları ise eserlerine mekân teşkil ediyordu. William S.Burroughs bir uyuşturucu müptelasıydı ve eserlerinde bu tema hep işlenmiştir. Filmi de yapılan “the naked lunch” buna iyi bir örnek. Kitaptaki Hamamböceği takıntısı, ayaklanan daktilolar ve daha bir çok halüsinasyon; kitabın uyuşturucu müptelalığının etkisinde olduğunun göstergesidir. Yine bu kuşağın günümüzde daha fazla dikkat çeken siması: Alexander Trocchi. “Young Adam” isimli romanı ile tanınmış ve bu romanın günümüzde filmi de çevrilmiştir. Filmi de roman kadar başarılı olan bu yapıt benim Beat kuşağından en beğendiğim yapıttır.
Günümüzde ise bu kuşak kendini edebiyatta; yeraltı edebiyatında, müzikte; punk ve punkrockda ve sinemada “ film noir” türünde göstermektedir. Edebiyatta Chuck Palahniuk bunun en önemli ismidir. Palahniuk’un gösteri peygamberinde geçen, uyuşturucu bağımlılığının nedeni üzerine olan kısmı aynen alıntılıyorum:
“insanların neden uyuşturucu kullandıklarını anlamaya başlıyorum. Çünkü zamanın sınırlı olduğu, kanunlar ve emirlerle dolu ve mülkiyete dayalı bu dünyada insanların yaşayabileceği tek kişisel macera bu.” (syf. 143)
David Lynch’in kayıp otobanı ile “the naked lunch” arasındaki ilişki, zizek’in de işaret ettiği üzere oldukça önemlidir. Film ile arasındaki yakınlığa uzun uzadıya girmeyeceğim ama ciddi bir paralellik var.
Kriz fikrinden beslenen ve krize tepkisel olmaya çağıran bu kuşak; özellikle genç yaştaki insanlarda etkili oluyor. Sistemi eleştirse de yerine yenisini koyamıyor ama en azından perdeyi aralıyor.
