Dörtyol, portakal kokusu, Beşikgöl ve Ali abini alabalıkları 2
Kapı çalıyor. Kargodan geliyorlar. Halı, yolluk tarzı eşyalar var. Anne ve babası göndermiş. Telefonlaşmalar. Hediye imiş. Ali abi çok seviniyor. Babasıyla çok hürmetkar konuşuyor. Teşekkürler ediyor. Yüzünde güller yuva yapmış. Tebessümle sulandıkça büyüyorlar. Seviniyor. Seviniyorum.
***
Akşama doğru Ali abinin öğrencileri geliyor eve. Hepsi okumuş çocuklar. Onlar hakkında hafızamda kalan tek ayrıntı bilgisayar donanımı ve yazılımı hakkında gayet donanımlı olmaları. Benim bilgisayarla tanışıklığım henüz yeni olduğu için pek de anlayamıyorum konuştukları şeyleri.
***
Meğer ne planlar yapmış Ali abi. Bal rengi arabasına doluşuyoruz ben ve birkaç kişi daha. Güzergahımız; Beşikgöl.
Arabadayken keyifli sohbetler başlıyor. Hangi şarkıcıları sevdiğimi soruyor bana. Net bir isim vermiyorum.
-İbrahim Tatlıses?
Sevmediğimi söylüyorum bu da kayıtlara geçiyor. Daha sonra popüler bir iki isim daha söylüyor. Sorduklarının arasında hazzettiğim bir şarkıcı çıkmıyor. Şimdi sorsa Sezen Aksu ve Nazan Öncel derdim kesin bir dille. Belki de Son Bakış’ı mırıldanırdım içimden. Olmadı “vazgeçtim gözlerinden / vazgeçtim sözlerinden/ bir ah de yeter/ sessizce gönderdim dudaklarımı/ öpme! al yeter” diye başlar ya da Hasret parçasıyla kara bir sükuta yuvarlardım sarhoş başımı.
***
Ağaçlar arasından akıyor araba. Her taraf yeşil. Resmen ve alenen doğanın göbeğindeyiz. Duruyoruz. Tek tek iniyoruz. Kulağımda Beşikgöl’ün su senfonisi. Kırık dökük bir köprüden karşıya geçip, kıyısında masaların olduğu bir yere oturuyoruz. Şırıl şırıl akan bir muhabbet ve alabalık tarlası.
Sadık abinin “Beşikgöl’de ırmağın aktığı derin, kayalık ve ağaçlık vadi boyunca gezindiğim, bağıra bağıra Sözler’i okuduğum bir hayal dünyası gibi…” dediği yerin tam ortasındayım.
***
(geridönüş)
Kazma kürek yaktıran bir mart kadar soğuk değilse de şakacı bir nisan yağmuru gibi yürek serinleten bir mayısın kıyısındayım.
Anneler günü. Bende hediye bulma telaşı. Böyle günlerden pek hazzetmiyorum ama bugünü fırsat bilip “hediyeleşiniz” niyetiyle çarşıda turluyorum güzel bir hediye bulmak için. Dikkatle tarıyorum bütün camekanları.
İşte bu en uygunu diyorum. Paketletiyorum.
Eve doğru giderken memur bir arkadaşla karşılaşıyorum. Diyarbakırlı. Adı Felemez. Gördüğü her mekanda sahip çıkıyor bana. Turlayalım mı diyor caddede. Olur diyorum.
Kilis’in tek bir caddesi var. Cumhuriyet caddesi ya da taktığımız adıyla “mecburiyet caddesi”. Sohbet ederek yürüyoruz. Felemez birkaç arkadaşıyla daha karşılaşıyor. Onlar da katılıyorlar yürüyüşümüze. Kalabalığız. Aralarında Adıyamanlı olduğunu öğrendiğim bir öğrenciyle tanışıyorum. Felemez ve birkaç arkadaşı önde yürüyorlar ve aramızdaki mesafe uzuyor. Ben de Adıyamanlı gençle beraber yürüyorum.
Yine belanın geliyorum demediği bir anda karşıdan gelen Takım Elbiseli, Karanlık Birkaç Adam yanımdaki çocuğa omuz atıp geçiyorlar. Kasıtlı olduğunu anlayıp yanımdakini uyarıyorum susması konusunda. Ama Takım Elbiseli, Karanlık Adamlar sataşacak bir yüz arar gibi üzerine yürüyorlar yanımdaki çocuğun. Tekmelemeye başlıyorlar. Karın boşluğu, burun farkı, belden aşağı demeden yere seriyorlar birkaç saniye içerisinde onu.
Ben Felemez’e ve yanındaki çocuklara bağırıyorum yardım etmeleri için. Uzaktalar. Duymuyorlar beni. Benim bu tavrımdan hoşlanmayan Takım Elbiseli Karanlık Adamlar bu sefer de beni tekmelemeye başlıyorlar. Yolun ortasına yuvarlanıyoruz. Asfaltta didişiyorum onlarla. Birkaç kişi oldukları için bir türlü doğrulup kaçamıyorum yediğim dayaktan. Karın boşluğumda büyüyor tekmeler. Nefes alamıyorum. Son bir gayretle karşı kaldırımdaki dükkanlardan birine atıyorum kendimi.
…sayfa…
Nedense esnaf sahip çıkmıyor bana. Herkes kepenk kapatmaya başlıyor.
Ve polisler..
Ve sokaklara kaçışlar..
Ve iki el silah sesi..
Ve onlarca parçaya ayrılmış, üzerinde ayet-el kürsi yazılı camdan hediye..
İşte o zaman yazmıştım kağıda “gözümdeki morluğa sahip çıkıyorum” diye..
Bütün bunları Ali abiye anlattığımda Cahit Zarifoğlu’nun da başından geçen olayı ima ederek:
- “Cahit sen de filozof olmuşsun” diyor.
***
Alabalık ve muhabbet ziyafetinden dönüp, uykunun serin kollarına yatıyoruz.
***
Sabah yine, yeni bir kahvaltı sofrasında buluşuyoruz Ali abiyle. Ama ben bu sefer gardımı almış durumdayım. Yasak kelime: “fark etmez”. Her şey artık fark ediyor benim için. Evren pek bir umurumda o sabah. Bütün alıcılarım açık. Fark etmeyi, fark ediyorum.
***
İşte burası da Ali abinin çalışma odası. Camdan masasında machinetosh. Tanışıyoruz. Çok önemsiyor bilgisayarını. Özelliklerinden bahsediyor. Ne zaman ve nasıl aldığından. Gözleri parlıyor. Bütün dünyayı saraydaki odasından yöneten bir kral edasında. O da web’deki bütün harikalarını bu makine vesilesiyle ve bu odadan yönetiyor.
Benim için en büyük jestlerinden birini yapıyor. Daha o zamanlar çok az kişinin bildiği bir video kaydını izliyoruz beraber. Hafif flu bir görüntü; Cahit Zarifoğlu ve ailesi. Sanırım Almanya’dan gelen bir misafirinin 1985’te kayda aldığı bir video. Onu ilk kez böyle görüyorum. Sesini.. hareketlerini.. yürüyüşünü.. çocuklarıyla konuşmasını.. hanımıyla şakalaşmasını.. yani İnsanın bütün hallerini.
Buruk bir hava esiyor odanın ortasında.
***
Emekler sarf ederek çıkardığı çalışmalarını görüyorum Ali abinin. Hizmet dergisi, okuldaki öğrencileriyle beraber hazırladığı Beşikgöl Dergisi. Müstearı da var: Ali Öncel. Bazı sayılarından veriyor bana da. Yanında da birkaç kitap hediye ediyor. Halvet der encümen, Çağa tanıklığım vs. Babam için de İbn-i Arabi’den bir kitap imzalıyor. Ben de onun için imzalattığım, babamın şiir kitaplarını veriyorum. Gül alıp, gül satıyoruz.
***
Ayrılık denmese de gitmek vakti geliyor. Yürüyerek otogara gidiyoruz. Tekrar gelirsem evi nasıl bulacağımı anlatıyor.
Dörtyol ve Ali Abinin bana armağan ettiği şiiri mırıldanarak eve dönüyorum.. Burnumda portakal kokusu..



Ölüm bize ne uzak bize ne yakın ölüm





7:59 pm | Haziran 26, 2007
Burnumuzda portakal kokusu ağzımızda alabalık tadı,
göğsümüzda tekmelerin buruk acısı..
ne yani döndük mü şimdi Dörtyol’dan?
8:04 pm | Haziran 26, 2007
[...] II. Bölüm Etiket: Ali Ömer Akbulut, Hatay (Henüz Oylanmamış) Loading … [...]