“yoksa ben sensiz bu sessizlikle?”
kuyuya indiğimde
kana bürüyerek çok’dolaşık gökgölgesini
muhtelif atlar ihtişamla
taylıyordu
gelip geçiyordu ekşi bir rüzgar
bütün saçaklardan tenha
bütün ekinlerden süngülenmiş…
uzakta, yaşlı bir böceğin
kamburunda batıyordu güneş
sen bilmiyordun
ben kuyuya inerken
şakağımda biriken yağmurdan
muhtelif atlar görkemle
suvarılıyordu
kendimi kuyuladığımda
toynakları mukavva göğüslerde eprimiş
muhtelif atlar müdebdeb
köhne bulvarlarda çürüyordu.
azalıyordu ellerim
bütün saçlarından düşüyor
bütün parmaklarında ufalanıyordu
sen bilmiyordun
ben kuyuya inmeden
demir yılkı mutantan
sahapsız kalası bir scania’nin
korkunç ayakları altında
kahroluyordu.
’08, girne.
Biyografi yerine: “Şunu da yaz bedeli olsun / Sabırla titreyerek öyle yalın / Ve kimsesiz olmadan oturacağız / Kıyısında ayrılığın”



Kıbrıs ve askerlik şiirler yazdırıyormuş demek ki? sabırla bekliyoruz gelişini..
Atının toynaklarında dünya hıçkırıyor. şaire; kıbrıs’a selam…