Çokça Çöl Kokan Bir Şair: Adem Turan

Kasım 27, 2008 tarihinde Hatıra, Seyahat dizini altında Cahid Efgan Akgül tarafından yayımlandı ve 2.775 kere okundu

“Bu kente gelirsen unutma beni ara

Sana bir çay ve temiz yaralar ısmarlarım”

Ne zaman telefonlaşsak, Osman Konuk’un bu dizelerini söylerdi bana Adem Turan. İstanbul’a gidince, telefon açıyorum hemen kendisine, Üsküdar’da buluşmak üzere sözleşiyoruz. İstanbul’un hıncahınç kalabalığında önce Avcılar’dan dolmuşa biniyorum, sonra seksek oynayan bir çocuk edasıyla metrobüse, metrobüsten, tramvaya zıplıyorum. Eminönü’nden vapura kement atıyorum ve Üsküdar’a martıların eskortu eşliğinde varıyorum.

“Leylâââ sen neredeydin, Üsküdar neredeydi?

Üsküdar’a gider iken

Yağmurlar almadı beni.” 1

ب

İndiğim iskele ile Adem Turan’ın beni beklediği iskele karışıyor önce. Kızılay çadırının olduğu yerde karşılaşıyoruz. Sarılmalar..

Karşılıklı hal hatır sorduktan sonra: “Bir Üsküdar yazısı yazarsın artık” diyor daha ilk görüşmemizde. Sanırım daha önce yazdığım, Dörtyol ve Ankara anılarına atfen söylüyor bunu.

Hem Üsküdar’la, hem Adem Turan’la ilk buluşmamız bu, ama ikisini de evvelden tanıyorum. Çok yakınımızda Boğaz’ın büyülü manzarası ve özgürlüğün kokusu var. Çınaraltı’nda oturuyoruz. O, ağzı infilak edecekmişcesine sigarasını tüttürüyor, bense, çocukluğumun oralarda, anıları halen taze duran, Kuzguncuk hatıraları eşliğinde çayımı yudumluyorum.

/ve sonra herhangi bir çayevinde yürek gibi yerlerime vuruyor bir şarkının ayrılıklara dair sözleri ve ağlıyorum ve diyorum ki infilâk edebilir ağzımın içi birgün çok sigara içmekten/ 2

ت

Kötü bir huyum var benim, yanımdaki kişi, bir şair bile olsa konuyu şiirden açmam hiçbir zaman. Yazdıklarımdan da konuşmam, saklarım. Sebebini bilmesem de şiirden ve şiirlerimden bahsedilmesi bana tedirginlik verir. Yabancısı olduğum bir konuymuş gibi davranırım. Yanımdaki insan Adem Turan olunca, işin rengi değişiyor biraz. Her görüşmemizde konuştukça konuşuyoruz. Kötü huyumu terkedip her seferinde konuyu şiire çekiyorum.

Şiirle derdi olan/dertlenen bir şair Adem Turan. Şiirin çilesini, yükünü çeken, onu ciddiye alan bir kalp taşıyor. Şüphe yok ki şiiri ciddiye aldığı kadar, şiirlerinin muhatabı tarafından da ciddiye alınmasını bekliyor.

Şairler alıngandır, kim ne derse desin şiirlerinin beğenilmesini, konuşulmasını isterler. Dolaba saklanmış bir çocuk gibi, kendileri hakkında söylenecek şeyleri merakla, kulak kabartarak beklerler. Adem Turan salt övgü beklemiyor tabiki, ama birilerinin onu ve şiirini görmezden gelmesine çok kızıyor.

ث

Sanırım Adem Turan ismini duyunca çoğumuzun aklına ilk gelen şey: “Artık Kuşlarını Uçur” kitabıdır. Bu kitap, kendisini tanımadan önce de döne döne okuduğum bir kaç şiir kitabından biridir. Eğer ki Adem Turan ilk kitabından sonra başka bir kitap çıkarmasaydı ve yeniden şiirler yazmasaydı, “Artık Kuşlarını Uçur” kitabı tek başına, onun şiir tarihinde yerini almasını sağlardı. Aynı şekilde Osman Konuk’un “Seni Yalnız Ben Anlarım”ı, İsmail Karakurt’un “Simurg”u, Murathan Mungan’ın “Yaz Geçer”i, Cafer Turaç’ın “Sessiz Redifleri” gibi kitaplar, tek başlarına şairine ün verecek sağlamlıktadır.

Bu düşüncemi Adem ağabey’e biraz da korkarak söylüyorum. Yanlış anlaşılabilir çünkü. Diğer kitaplarını gözardı eden bir bakış açısıymış gibi durabilir bu söylediğim. Sert ve hızlı bir şutla atılan topu, göğsünde yumuşatıp, önüne koyan bir futbol

virtiözü gibi karşılıyor tespitimi. Biraz da yakınıyor tabiki, haklı olarak.

Selim İleri’nin de buna benzer bir yakınması vardı: “Onca kitabın yazarı olarak, Selim İleri denince, neden aklınıza “Her Gece Bodrum” geliyor sadece” şeklinde. Nitekim Dağlarca da öyledir, yüzü aşan şiir kitabı vardır, ama sorulduğunda akla ilk gelen “Çocuk ve Allah” kitabıdır. Bunun sebebini Dağlarca’nın şiirlerini hep aynı “biçim”de yazmasına bağlayanlar da var.

Şu satırların arasında Adem Turan şiirini sorgulamaya kalkmayacağım tabiki . Zaten bu benim yapabileceğim bir iş değil. Ben sadece iyi bir Adem Turan okuyucusuyum. Şunu da söylemeden geçmemek lazım, Adem Turan şiiri “Artık Kuşlarını Uçur”dan ibaret değildir, nitekim diğer kitaplarında da çok sağlam, ilk şiirlerinin söyleyiş gücünü aşan şiirleri vardır.

ج

Bir ara oğlu geliyor yanımıza, onunla da tanışıyoruz. Bir süre durup ayrılıyor yanımızdan. Bir baba, bir şair olarak çocuklarına kitap okuma alışkanlığını yeterince veremediğini, çok içerlenerek anlatıyor. İyi bir baba olduğu kadar, iyi bir oğul aynı zamanda. Babasını anarken gözleri doluyor.

“Bense çok uzaklardayım; yürümüyor kervan bir türlü

Dilimde yangın, yangında cânım

Babam öldü, artık yok!Nûr içinde yatsın.

“İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun” 3

ح

Bir ara biz habire çay içerken arkamızdan bir gürültü geliyor. Bütün gözler, bir baraja su toplanması gibi, aynı noktaya toplanıyor. Yaşlıca bir adam yerlerin ıslaklığından kayıp düşmüş. Yardım ediyorlar. Kalkıyor. Üstündeki çamurla mahcup, mahzun, devam ediyor yoluna, yürüyüp gidiyor.

خ

Adem ağabeyle birçok kereler Çınaraltı’nda buluşup halleşiyoruz. Mehmet Fidan’ı da yanıma alıyorum diğer gidişlerimde, istiyorum ki o da tanısın bu güzel şairi. Ali Ayçil’i de görüyoruz. Adem ağabey takdim ediyor beni, “bu kardeşimiz Cahit, kendisi şairdir”. Ali Ayçil seviniyor. “Sen de bizdensin” diyor. “eyvallah” diyebiliyorum sadece. Ayrılıyor yanımızdan. Sonra Adem ağabey Mehmet’le uzun uzun taşlar’dan konuşuyorlar. Ben konuyu korku’dan açıyorum bir ara. Mehmet hiçbirşeyden korkmuyorum ben diyor. Adem ağabey dedesini ve vişne bahçelerini hatırlıyor. Ben korkuyorum, bu sohbet bitecek, bu İstanbul bitecek diye korkuyorum. Sonra bize delikanlıyken katıldığı bir şairler toplantısını ve Lale Müldür’le aralarında geçen diyaloglardan bahsediyor.

د

Bir keresinde Mehmet’i yine yanıma aldım. Hadi görmeye gidelim onu dedim. Çınaraltı’nda Adem ağabeyi beklerken. aldığımız sıcacık pideleri, çayımızla yuvarladık. Mehmet bir yandan kedileri de doyuruyordu. Şuna bak ne kadar da şişman. Mehmet’le deneysel bir şiir yazmaya çabaladık oturduğumuz yerde. Beceremedik. Kelimeler dağıldı, bir türlü bir araya gelemediler. Sonra Adem ağabey geldi, biraz da onun simitlerinden ısırdık. İşte huzur budur dedim: bir yanım deniz, bir yanım dostlar halkası. Konu şiir. Dağılan bütün kelimeleri Adem ağabey toparladı.

Bir ara bana, keşke İstanbul’a daha erken gelseydim diyor Adem ağabey. Sanırım onun talihsizliği biraz da bundan kaynaklanıyor. Daha önce içinde bulunduğu “Yöneliş” grubundaki şairler İstanbul’dayken, onun Bursa’da olması şiirinin farkedilmesini geciktirmiş olmalı. Ben böyle düşünmüyorum. Yönelişler Dergisi şairlerinin adları, hep birarada söylenirken, Adem Turan isminin başka isimlerle zikredilmemesi onun farkını ortaya koyuyor.

Yalnızsa eğer, bir şair yalnızlığı onunki.

“siz bana bakmayın ve bekleyin

Kendi hâlinde biriyim ben; yalnızım, yapayalnızım

Pirinç ve seramik satarım çarşılarda, insanlara bakarım

Kapılarda duranlara bakarım, telefon edenlere , terkedenlere

Yağmurda ıslananlara, aklını kaçıranlara, yumruğunu ısıranlara” 4

Notlar:

1- Artık Kuşlarını Uçur, Sayfa:16 (Yediiklim Yayınları, 1988)

2- a.g.e, sayfa 15

3- Ateşte Yıkanmış Atlar, Sayfa 42 (Ebabil Yayınları, 2007)

4- Hayal Defteri, Sayfa 10 (Beyan Yayınları, 1997)