Cinnet vaktinde şiir

2

Kırışmış bir çocuk yüzü şiirin soğuk izi
Kan ve revan içinde kopmaya hazır boynum
Herkes kendi dilinde söylesin cinnetini
İnlesin aşüfteler şair şiir söylesin

Gidemem bu cin düğününe, bana bir frak lazım
Şizofren bir tebessüm ellerimde Leyla var
Bakın bakın Leylada can alıcı haller var.
Gelin olmuş heceler, duvaksız harfler çıplak
Sabaha çıkmam için bana bir merak gerek
Büyülerle büyüyen küçük gelinler için
Kurşun döktüm duayla bez bebekler üstüne
Saralı ve salyalı bir şiir benimkisi
Leyla’ya söz söyledim bu garip şair çünkü
Doğurdu şiir diye cinnetinden bir şiir

Kesik baş, paslı jilet, satırlanmış heceler
Balerinler hep aynı melodiyle dönüyor
Kan sızıyor çatlamış damarlarından anın
Bir sığır ortalık yerde çıldırıyor
Ve şair heybesinde taşıyor cinnetini.

Ağzımda çürük et, kabuk bağlamış yara
Sinirlerimle gerdim kendimi bu çarmıha
Karanlıkta yağlı bir dil yalıyor sözlerimi
Oyuk gözlü kadavralar saklambaç oynuyor
Kesik dilli, ak saçlı ihtiyar bir perinin
Kulağıma fısıldadığı şiir
Ölüsü yok mezar, delik deşik işkembe
bir cinnet bulmalıyım, hemen saklanmak için
önüm arkam, sağım solum sobe
önüm arkam, sağım solum şiir
saklanmayan ebe, saklanmayan ebe….

Yazar Hakkında

Zülküf Oruç

Zülküf Oruç

79 baharında Elazığ Maden'inde doğdu. sonra şehirlerin kenarında yaşadı. siyaset üzerine okudu yazdı. | Yorumları
2
Adet Yorum Listeleniyor...
  1. 1Selman Bayer
    2:48 pm | Mayıs 6, 2008

    ismet özel, şiirde yeni bir çığır açmak isteyenler yeni şeyler denemekten kaçınmamalı derken kendi şiir evreninin içine doğduğu ikinci yeniyle olan ilişkisinden de örnekler veriyordu. şiir üzerine görüşlerini açıklarken yeni ve daha önce denenmemiş imgeleri yuvalarından bulup çıkarmanın şaire sağlam bir konum sağlayacağını söylemesi manidardır.

    yer yer divan edebiyatının mühürlü kapılarını aralayan bir söyleyişle zengileşen şiirinde sonlara doğru apaçık bir yenilik arayışı mevcut şiirinde. galiba işin asıl lezzeti de burada; yani kimselerin gözüne sokmadan bulup çıkardığın imgeler ve tavırla şair hissiyatının merkezi konumunu sarsmadan söylemi zenginleştirebilmekte.

    aklıma gelmişken son dönemin genç şairlerinden biri olarak göze çarpan - çarpmak fiilinin herhangi mültefit bir anlamı yoktur- alphan akgül’ün şiirlerinde divan edebiyatının rayihasına dair esintiler olduğunu iddia eden şiirin başını tutmuş -would be-büyük ustalar burada fuzuli’ye muzipçe göz kırpan nedim’i görebilirler miydi merak ederim doğrusu?

    efendiliğimizi hatırlayarak söyleyelim ki, fikirlerle ya da duygularla değil de kelimelerle arz-ı endam eden şiirin meydanında kendi hemrahını çoktan bulmuş lakin kendi müşterisini (müşteriyi burada ne istediğini bilen okur anlamında kullanıyorum)bulmak konusunda da epeyce mesafe katetmiş bir şairin mevcudiyetini görüyoruz. samimi bir kalbin soluklarıyla hayat bulan kelimelerin rüşdünü saf şiirin vadisinde de ispat etmesinden sonra ancak şair olunabilir diye öğrendik biz; öğrenmeye de devam ediyoruz.

    seyri sülukları devrinde hangi ustaların pazarında dolaştığını bilemediğimiz lakin arzı endam ettikleri dizelerde herhangi bir özgünlük de göremediğimiz örneklerin arasında -galiba gündelik bir yakınlığımızın da sağladığı küre-i ziyayla- şiirin usul usul parlıyor zülküf’cüğüm. tebrikler.

  2. 2Zülküf Oruç
    12:22 pm | Mayıs 9, 2008

    herkesin bir şeyler üzerine konuştuğu yazdığı bir zaman bizimkisi on the turkish society, on the religion etc… ama derinlemesine nüfuz etmek hem hal olmak beraber soluk almak, yeryüzündeki kaderini onunla ilişkilendirmek… evet biz de şiir üzerine konuşalım selman… hayatlarımız her gün bir cin düğününe dönse de.
    sözlerin için teşekkür etmeliyim galiba, ellerine diline sağlık selman…

Yorum Ekleyin