Büyük ve sonsuz bir acının içinde yüzüyorum.
Sen sıfatlarla boyanıp, anarşist gemilerin içinde salınıyorsun. Hayattan çekilip, çekilmezliği deniyorsun.
Denemediğin tek şey hayat.
İsminden önce yazılan tüm siyahları yıkamalıyım.
Ben yazarak büyümek, içimdekilerden kurtulmak istiyorum. Limiti aştım galiba, her şey hata veriyor. Ne kadar çekilebilir bilmiyorum. Bu odada her kes baş aşağı duruyor. Bunlar benim hatalarım mı?
Uçurumun kenarında bir Narkissos efsanesi gibi duruyorum, kurtulmak istiyorum. Kararmak değil, yok olmak hiç değil. Narsist değilim o yüzden aklanmak istiyorum.
Uçuruma mı yönelmeliyim? Su da ki aksimi çubuklarla oynayıp delmeli miyim?
Sıçrayan benliğim hangisine daha yakın acaba? Kestiremiyorum. Hiç bir şeyi kestirip atamıyorum… Sular kesiliyor mavi elbiselerinden, uçurum çok kesif bir davetkâr.
Sen nihilist çığlık… Boğazıma yapışamayacak kadar uzak boşluk, yaşayamadıklarınla ne kadar beyaz ve yorgunsun. Bu bir savaş değil, acının uyuşuk damarları. Hücrelerimde salınan sayısız intihar vakası…
Allah’ım ellerimi bırakma…
ulaş | Salı, Ağustos 12, 2008, 17:59
Sorulmadan verilen cevapların bolca bulunduğu bu dünya da yalnızlık eski bir öykü tadını bırakırken dimağında üçüncü tekil şahıstan konuşmanın çok fazla bir anlamı yoktu … Anlık zaman dilimlerinde yaşanan ve kaybedilen savaşların sessiz hükümranlığına teslim olan sendin aslında.
o aslında ;
Yalnızlığında kendisine uyak düşen sesini…
Korktuğunda annesinin sesini…
Çocukluğunda duyduğu sabah ezanı sesini…
özledi…
Sonra bir gün…
Sonralardan bir gün işte. Henüz yaşanmamış bir gün. Tarih sayfasından silinen bir gün. Öylesine başlayıp ölesiye biten bir gün…hayatı yaşamaya karar verdi…
Bütün bu kelimeleri sahibimin izni ile yazdım…çünkü onun elleri hep üzerimdeydi…
yüreğine ve kalemine sağlık…