Cennet yanı başımızda dururken

1

Muhalif olsa bile kendi ülkesinin insanını bayağı düşüncelerle günü kurtaracak ucuz hareketlerle, karın doyurma peşinde koşuyor göstermez Mecidi. Erdem denilen o insani değeri hakkı olana teslim eder. Mecidi, yönetenlere çomak sokma peşinde koşan biri değil, bir yönetmen, sanat adımı, sanatını ideolojisinin emrine vermiş değil insanının gerçeğine, endişesine odaklamış biri… Tam da bu sebepten insana dair sıcak öyküleri dile getirdiği için ödüllendiriliyor eleştirmenler tarafından.

Cennetin Çocukları [Bacheha-ye Aseman, 1997] İranlı yönetmen Mecid Mecidi’nin (Majid Majidi )filmi; fakat hani bilgisayar ekranından ya da televizyondan falan izlemiyor olsa idik bu filmi, gerçeğin ta kendisi de diyebilirdik. Yahut bir düştü bu gördüğümüz, her düş gerçeğe yakındır ve gerçeğe giden yolda geçilmesi gerekilen bir köprüdür, derdik. Öylesine sıcak, samimi bir film… Film öyküsü hem fedakârlık hissini hem kardeşlik hissini o kadar gerçekçi bir dille yansıtıyor ki beyaz perdeye, sıkça kullanılan “bu türden şeyler filmlerde olur canikom” lafını deme gereği duymuyorsunuz. Yok, ideal olanı yansıtmak gibi bir derdi yok Mecidi’nin. İdeal olan aslında bir bakıma “olmayan” bir şeyler anlatmaktır. Ve dahi o da bizim Yeşilçam filmlerinde Sezercik gibi Yumurcak gibi Ayşecik gibi kartondan figürlerin üzerinden sunuluyor izleyene yamalı bohça misali. Sorun da orda zaten; hep hissettiğiniz/hissettiğimiz “ne de olsa bu bir film, elbet birileri çıkıp yardım edecektir” düşüncesini aklımızın bir kenarına not ederiz, kalbimizde bunun yumuşaklığıyla devam ederiz filmi izlemeye. Ve o filmler de insana umut adına, yaşamak adına, inanmak adına her hangi bir mesaj iletme kaygısı gütmez, gütmediği için de çarçabuk tüketilir, üç günde unutulur gider.

Mecidi, umudun soluk renkler de dahi olsa umut olduğunu ve kıymetinden hiçbir şey kaybetmediğini ustaca anlatmış. Mesela, kızını seven, ona iltifatlar eden, “hayırlı kızım” kelimeleri ile sena eden bir baba tablosu ne kadar da sıcaktır… Batı şablonuna uymayan bu kalıp bize ters gelir ilkin, ancak Doğulu bir yanımız olduğunu hatırlayan her fert elbet ayrımına varacaktır bunun. Betty Mahmudi’nin evli olduğu koca tipi de İranlı’dır, zorbadır hatta. Gerçek yüzünü de İran’a dönünce gösterir. Mesela kızını hor görür, tıpkı böcek gibi. Kadın, İran’da hele, bir metadan çok da farklı değildir çünkü.

Dışarıdan bakanlar öyle göredursun, batıyı da özümsemiş bir sinemacı olarak, dahası filmlerini batınında takdir ettiği bir sinemacı olarak Mecidi hiç de oralı değildir. Hasta haliyle çamaşır yıkayan eşine kızan baba güzel bir misaldir. Çünkü eşini düşünmektedir ki bir koca için bu olukça doğalken nedense yıllar yılı anlatılan öcülü-böcülü İran masallarına hiç benzemediğinden yadırgıyor insan. Komşuya bir tas da olsa, az da olsa bir tas çorba gönderme, ayakkabısını suya düşüren bir küçük kıza yardım etme, okulda başarılı olduğu için öğretmenin hediye ettiği güzel kalemi kendisi için de değil de kız kardeşi için hediye olarak düşünme, çayına şeker atmak için hemen yanı başında duran ve camiye ait olan şekeri kullanmayıp çayı şekersiz içme, camide tilavet edilen Allah kelamını dinlerken hıçkırıklara boğulma bildiğimiz sıcak duygular, manzaralar nedense… Bizim insanımız da, bu ülkenin insanı için de aynı anlama gelmektedir şüphesiz. Onun için sıcak bir öyküsü var, dedim ya film için… Nedir bu öyküyü çekici kılan?

Kaybedilen bir ayakkabı, o da zaten eski püskü bir şey… Hemen her tarafın onlarca defa yamanmış. Yoksul bir ailenin bu ayakkabıyı almaya gücü yetmiyorsa, yapılacak tek şey –ya da çocuk aklıyla yapılacak tek şey- bir ayakkabıyı dönüşümlü giymektir. Ali, kız kardeşi Zehra’nın ayakkabısını kaybedince şöyle bir çözüm sunar: Sabah okula giderken sen giy, döndüğünde ben giyerim, ama çabuk hareket etmeliyiz.

Bir yerde bu koşuşturmacaya dayanamayan Zehra ayakkabıyı kaybettiğini söylemeyeceğini söyler abisi Ali’ye. Meselenin dayak yeme korkusundan çok öte bir şey olduğunu o an fark ediyoruz. Zaten güç durumdaki baba, önce evet, kızacak belki dövecektir; ama sonra bir ayakkabı almak için bir yerlerden borç para bulmak zorunda kalacaktır. İşte, bu duruma razı olmak istemez Ali.

Bir koşu müsabakasında birinci olduğu için spor ayakkabı alamayan Ali kendi adına mı üzülmektedir acaba? Düşünün, birinci olmuşsunuz, ama sevinemiyorsunuz, çünkü üçüncülük ödülü olan spor ayakkabıyı alamamışsınız…

Biraz zor belki bu filmi bulup da izlemek, ama denemek gerekir, bulmak gerekir… Hem ne demişler aramakla bulunmaz ama bulanlar da arayanlardır vesselam…

Not: İran sinemasına ilgi duyanlara Cihan Aktaş’ın “Şarkın Şiiri: İran Sineması” adlı kıymetli eserini tavsiye ederim.

EtiketAçıklama
Film:Bacheha-Ye aseman
Yönetmen: Majid Majidi
Gösterim Tarihi: 22 Ocak 1999 (ABD) / Diğer Ülkeler
Tür: Comedy | Drama
Etiket: A Little Secret...Their Biggest Adventure
Seyirci Puanı: 3,790 seyirci, 10 üzerinden ortalama 7.9 puan verdi
Süre: 89 dk.
Ödüller: Nominated for Oscar. Another 10 wins&2 nominations
Oyuncular: ...
Diğer: Eklentisel Bilgiler
EtiketAçıklama
MPAA:
Ülke: Iran
Dil: Persian
Renk: Color
Görüntü Oranı: 1.85 : 1
Ses Formatı: Mono
Şirket: The Institute for the Intellectual Development of Children & Young Adults
Sertifikalar: Iceland:L | Malaysia:U | USA:TV-G (TV rating) | Argentina:Atp | Australia:PG | Chile:TE | France:U | Hong Kong:I | Singapore:PG | South Korea:All | USA:PG | Peru:PT
Imdb Etiketi:IMDBTag içerik desteğini, imdb.com sağlamaktadır.
Ses Formatı, Görüntü Oranı gibi bilgileri içerir
Filmden Sahneler:
Bacheha-Ye aseman
Bacheha-Ye aseman
Bacheha-Ye aseman
Bacheha-Ye aseman
Bacheha-Ye aseman
Bacheha-Ye aseman
Bacheha-Ye aseman
Bacheha-Ye aseman
Bacheha-Ye aseman

Yazar Hakkında

Yılmaz Yılmaz

Yılmaz Yılmaz

1980 Adana'nın Ceyhan ilçesinde doğdum. Gazi Üniv. Kırşehir Eğit. Fak. bitirdim. (1999-2003) 2003-2007 yılları arasında Çorum'da özel bir eğitim kurumunda Türkçe öğretmenliği yaptım. 2007 Ağustos'tan bu yana Yozgat'ta özel bir eğitim kurumunda Türkçe öğretmenliği yapmaya devam etmekteyim... Öykü, öykü kitapları ve sinema ile ilgili yazılarım çeşitli dergilerde ve gazetelerde yayınlandı. Okumaya, yazmaya, izleme ve dinlemeye devam etmekteyim... | Yorumları
1
Adet Yorum Listeleniyor...
  1. 1Elif Bilge Doğan
    11:49 pm | Mayıs 24, 2008

    Mecid Mecidi’nin, profesyonel bi yönetmen olduğu tartışma götürmez muhakkak. sizin de belirttiğiniz gibi, öyküleri işleyişi pek az sanatçının becerebildiği kadar naif ve marjinaldir de.. yani pek çok övülecek tarafı olan yönetmenin benim için farkı ise, açıkça ortaya koyduğu ideolojisini vurgulamak için çok farklı bir dili, sinemayı kullanabilme maharetidir. bize göre sanat için her şey mübah olmadığı gibi, mübah olan bir şeyi rızaullaha hizmet için yapmadığımızda bu bir zaman sonra malayani ve anlamsız hale gelir. mecid mecidi bize, sinemada seçicilik hakkı tanıması bakımından özel bir kişiliktir. durduğumuz yeri işaret eden sanat dalları arasına asla giremeyecekmiş gibi duran sinemayı, bu noktaya getirmekle müslümanlara büyük bir hediye vermiştir.
    bu bakımdan, mecid mecidi’yi ele almakla teşekküre şayan bir iş yapmış olduğunuzu düşünüyorum.

Yorum Ekleyin