Çeçenya’ya ağıt
229 izlenim
Bilmem kaçıncı demlerini tüketiyor dünya ve insan ile meçhul sonu arasında kalan mesafe bilmem kaç karış… Takvimlerde adı yok bu günün, bahar değil bu gün kış değil, hazan bu gün, yaz değil…
Bir kedi usul usul yanan sobanın yanındaki mindere pençelerini sürtüyor, bir çocuk yüzünde en ufak bir neşe ifadesi olmaksızın oyuncaklarıyla oynuyor, bir baba uykudan ağırlaşan gözkapaklarını güçlükle aralayıp önce çocuğuna bakıyor, sonra eşine ve umarsız bir edayla tekrar dalıyor kasvetli uykusuna… Bir anne pirinç ayıklıyor ve sanki pirincin içindeki taşları, beyhude geçen bir ömürden arta kalan güzellikleri ayıklar gibi itinayla seçiyor. Bir genç kız çeyiz örüyor ve daracık dünyasını elindeki dantele ilmek ilmek işliyor…
Takvimlerde adı yok bu günün, bahar değil bu gün, kış değil, hazan değil bu gün, kış değil…
Bilmem kaçıncı yangın alevleniyor Kafkasya’da ve mücahitler ile malum sonları arasındaki uzaklık bilmem kaç bin fersah…. Bir kedi eşelemek için değil, kedi olduğunu hatırlamak için çöp arıyor. Bir çocuk elinde bir kalaşnikof edasıyla tuttuğu sopası, ağabeylerininki gibi kutlu bir yürüyüşe hazırlık yapıyor kendince, ama gözlerinde yaşının çok çok üstünde bir ifade… Elem yok, korku yok, isyan hiç yok… Masum yüreğin taşıdığı şuur, sadece teslimiyet ve vakar olarak aksetmiş bir damla su misali ışıldayan temiz gözlere…
Bir baba oğlunun üstüne bomba yerleştiriyor ve altına gizlenip imha edeceği tankı işaret ediyor. Oğlu uzaklaşırken içinde kopan fırtınaları tarife kelimelerim kifayet etmiyor! Bir anne dua ediyor, biliyor ki yaşananları silmeye hiçbir dünyevi kuvvet yetmez!
Bir genç kız iki adamın yaralarını sarmak için koşuşturuyor, biri ağabeyi, diğeri nişanlısı… Ve dev gibi dünyasını iki mücahidin sessizce mırıldandığı “lailahe illaAllah” düsturuna sığdırıyor.
Takvimlerde adı yok bu günün ama yüreklerde adı var! “inna lillahi ve inna ileyhirraci’un” lafz-ı celilini benimsemiş insanlar “imtihan” diyorlar bu güne ve sonuç ne olursa olsun bu imtihanı kazanacaklarını söylüyorlar sonuna “delamouglah (inşallah)” ekliyerek… İmtihan ya! İki ayrı dünyanın çocukları, kızları, anneleri ve babaları için iki ayrı imtihan… Kimi ölüme, düğüne gider gibi pervasız giderek kazanıyor bu imtihanı, kimi Çeçenya dağlarına düşen yağmurlar misali gözyaşlarıyla dualar ederek… Ve Şamil Basayev’in sözleri gelip oturuyor çoğu zaman çoğu şeyi idrakten yoksun beynimin bir köşesine; “Bize kalbi kırık insanlar dua etsin, başka bir şey istemiyoruz!”
Çeçenistan söz konusuyken kalbi kırık olmamak ne mümkün! Oysa yine dünya bildiği gibi dönüyor ve yine takvimler adsız günlere kalıyor…





Bütün bir kamplarıyla, en çok ve en çok Avarlarıyla, kırılgan kalkışmanın buradan alımlanan pitoreskine etkili bir bakış denemesi.