Caddeler beni andı tren saatlerinde
Hayat istasyonda yolcetti beni
El etti sevenlerim tabutumun ardından
Artık sıcacık bir yuvam olmayacak
Ölü yalnızlığım.
Geçmeyecek izleri suratımda vahşetin
Bundan böyle boynu bükük gezmem ben
Çürüdü zincirler
Öldüm ben
Caddeler beni andı her gece
Ayak izlerimi bıraktım caddelerde
Daha dün
Sarışın kızların yanında
Başımı yere eğdim ben
Caddelerde soldum ben
Artık omzumda hınç taşımak
Acı acı yaş dökmek bir zalimin ardından
Savrulan çığlıklara ürpermek
Ve hummalı başımı yerden yere vurmak yok
Bu gece
Benim gecem bu gece
En büyük kadehler kırılsın benim adıma
Çıldırın çıldırın geceler boyu
Sonra birazda siz ağlayın işporta pazarında satıldığına dünyanın.
Sormayın bana
Niçin gezdiğimi kaldırımlarda
Hangi duyguları katlettiğimi
Heba gözyaşlarımı…
Şimdi gidiyorum babama hesap vermeden
Dünyada kimler kalmış
Umurumda mı?
Başını ökçemle ezdiğim yılan
Ve dünya içimde yıkıldı yıkılacak
Titrek dudaklarımda çırpınan dünya
İşporta pazarında satılan dünya
Tabutumun ardından koşmayın sakın
Beni şehrin çukuruna gömsün sevdiğim
“gülmeyen adam” yazılsın
Mezar taşıma
Gülmek dudaklarda değil ki
Bir de dünyanızda hiç hoşuma gitmeyen bir şey var
Dizmeyin kızları caddeler boyu vitrinlere
Annemin yazmasından topladığım
Karanfilleri verin ellerine
Artık randevu vaktim geldi sanırım
Kılı kırk yarıp kırkının da hesabını soracaklar benden
Unutmadan söyleyeyim
Bir bilet alın ve bekleyin
Tren saatlerini
Bir gün size de sıra gelir sanırım.










5:15 am | Mart 30, 2006
Bazen bir harf bile şiirdeki ahengi yerle bir edebiliyor. Bu yüzden “yolcetti” tasarrufunuzun şiirin ahengine yönelik olduğunu düşünüyorum affınıza sığınarak. Bu durum da sizin ‘şiir zekanız’ın şahikada olduğunu anlatıyor bana. Eşsiz bir kullanım.
Can Yücel’in de böylesi tasarrufları çok var şiirlerinde.
Bunun yanında dekadans üsluplu şiirler beni her zaman korkutmuştur. Sessiz adamlar işte. Pavese gibi, Çiçek gibi, Yesenin gibi…
“Sarışın kızların yanında
Başımı yere eğdim ben”
Ne hoş. “Asla sevgilimizi kolumuza takıp caddelerde gezemeyeceğiz” demiş genç ölen bir şair. Abdullah Harmancı aktarıyor bunu. Ne güzel.
Ama en çok, ve evet en çok;
“Şimdi gidiyorum babama hesap vermeden” dizesi çarpıcı.
Elinize sağlık Efendim.
hâmiş: Hocam, biraz samimi bir yorum oldu, bağışlayın.
5:15 am | Mart 31, 2006
Eyvallah Hüseyin kardeş.söylediklerinize tamamen katılıyorum.Bu arada Göğ Ekin benim için bir şiir okuludur. Eleştiriler bizi çoğaltır. Adaletinden ve duruşundan emin olduğum her kim olursa boynumu kılıcına uzatırm.İnce ve nazik üslubunuzdan dolayı her daim müteşekkirim.
Dekadans mevzuuna gelince, belki de bu mevzuda yazdığım ilk ve son şiirim.Hürmetlerimle aziz kardeşim.
5:15 am | Nisan 1, 2006
eyvallah yunus; “eleştiriler bizi çoğaltır”. keşke başarabilsek. eleştiri çoğu zaman çok iyi gidiyor gibi görünen bir “muhabbeti” bitiriveriyor. bu yüzden sahih bir niyetle de, üslubuyla da olsa eleştiriden kaçınıyoruz. eleştirisiz kalmak “ölüm” gibi bir şey.
keşke rahatsız olmadan eleştiri yapabilsek ve alabilsek. eleştiriyle ilgili söylediklerini görünce çok sevindim ve yazmak istedim bunları.
bulduk bir açık kapı yüklenelim diye anlamıyacağını düşünerek ve affına sığınarak bir şeyler söylemek istiyorum.. güzel bir metin olmuş, rahat okunuyor. ama şairin fazla tasarrufu var gibi geldi bana. ve hemen şiire dönüştürülmek istenen ifadelere yapışılmış gibi. daha önceki şiirlerinde ve mesela çok sade ifadeler olmakla birlikte hakikaten şiir zevki veren “anne” şiirindeki güçlü söyleyişler yok gibi bunda… güzel ifadeler var ama şiire yetmiyor bence. şiiri hala tadamamış biri olarak terbiyesizlik ediyorum farkındayım [bağışlansın]lakin senin “hakiki” şiire varacak mecranda bunu güzel bir metin gibi görmeli sadece diye düşünmekten alamadım kendimi.
bu ifadeler şiirine engel olmak azminde asla değildir, tersine şiirini savunmak içindir.
muhabbetle…
5:16 am | Nisan 1, 2006
Eyvallah Ali abi, benim için dua eden aynı zamanda beni eleştiri hakkına da sahiptir. Payıma düşeni aldım.
Düşencelerimde son derece samimiyim arkadaşlar.Selam ve dua ile