Bir ihtiyarın kaleminden

Tavsiye Et Yazdır 85 izlenim
Bir ihtiyarın kaleminden

gözlerim, yolun az ilerisindeki dönemece bakmaya çalıştıkça ağırlaşıyor, ağrıyor. ihtiyar kalbim iyice hız kazanan bu koşuya dayanamıyor. yetişmek; o menzile varmak gibi bir iddiam zaten yok. yorgunum!

yıllar…yıllar geçmiş keskin kavisler çizdiğim yolculukların üzerinden… ne ardıma bakmaya takadim kalmış, ne de hafızam bu sınavı geçebilecek, geride kalan simaları hatırlayabilecek yeteneğe sahip gayrı.

bir kaç tökezlememi saymazsam “hiç bir şey için pişmanlık duymuyorum!” diyebilirim, rahatlıkla… ancak artık biliyorum ki,’bir insan bir dünya’ olmanın da ötesinde; ‘bir insan bir kalp’tir aslında. pişman olmalı mıyım acaba?

“hayatının bundan sonrası, öncesinden hızlı geçecek. kayıp gidecek parmaklarının arasından bir avuç su misali!”diyordu abim. bu acı gerçeğin o yaşa erenler için olmasının bana sağladığı lakaytlığı yitiriyorum son hızla. günlerim sayılı…

önceden şart, hatta marifet saydığım nice ideal ve idefiksler, ihtiyarlamanın getirisi itidal dersleriyle, basit maceralara dönüşüverdiler. elinden zorla alınan elma şekerinin ardından ağlayan çocuk, onu kendi elleriyle vermenin daha kolay olduğunu keşfetti. çünkü az ilerisi elma bahçesiydi. bazen vazgeçmenin,yenilgi değil,bir erdem olduğunu… feda edilenin ne için feda edildiğinin, edilebileceğinin ve ya edilemeyeceğinin önemini… hepsini öğrendi. kendini kandırdıktan sonra kimseyi kandıramayacağını, hatta inandıramayacağını, ama kalbine karşı dürüst olunca -ki Rab insana şah damarından daha yakındır- dünyayı dize getirebileceğini… “ben” dememeyi çünkü asla yalnız olmadığını;bulduğu her tenha yolda o dostun varlığını… ihtiyarlarken anladım ya da anlayınca ihtiyarladım…

o sapaktan sapmadan “ölmeden önce ölünüz!” emrini azıcık da olsa nasıl yerine getirebileceğimi, hiç değilse nasıl anlayabileceğimi düşünürken bir hastahane odası çıktı yoluma. bir saat sonra ameliyat olacak hasta için dünya,başındaki kist etrafında önüyor,annem için kesilen parmağının ucunda…! koridorlarda aceleci adımlarla gezinen doktorlar için de hayat, sekiz katlı hastahaneden ibaret… ilaç kokulu hasta odalarında zaman o kadar yavaş ilerliyor. günler o kadar aheste devir-daim ediyor ki; o dönemece varmayı geciktirmenin bu odada geçirilecek günlerle mümkün olacağını düşünüyor sonra hemen tevbe ediyorum!

bence hayat ne’den ibaret/idi? gönül verdiğim şeylerin ne çabuk yittiğini bilmek tedirgin ediyor beni. ama bunun güzelliğini farketmiyor da değilim:öyle ya; bir insan bir kalpse; kalbin masivaya bağı, insanın kelepçeli-prangalı yaşaması gibi bir şeydir! ne kadar oyalansam kenardaki taşlarla, geri de atmaya çalışsam adımlarımı, yolun sonuna geldim çaresiz!

“hayat denen bu muamma,çocukluğun bitmesiyle sona eriyor!” diyen zalim söyleme inanmak istemeyecek, ama içten içe hissedeceğim bu yitişi/bu bitişi!

artık hiç bir bahar çiçek açmayacak,kuşlar penceremde ötüşmeyecek. hiç bir çocuk bana gülümsemeyecek. sonbaharda yağmur beni ıslatmayacak. hatta aklım karışmayacak. Gönlüm uçmayacak.Yahudiler beni vurmayacak değil ama! ne olursa olsun, ben artık ihtiyarlamış olacağım!

yüreğime gömdüğüm ölüleri bu yaştan sonra asla diriltemeyeceğim! ve ölülere gülümseyemeyeceğim asla..! eskisi kadar çok da gülmeyeceğim artık ve çabucak ağlamayacağım..! gidiyorum,bir daha geri gelmeyeceğim!

çünkü bu ay, çocukluğumu hayat ile değiş-tokuş ettiğim aydır.

Yazar Hakkında

Elif Bilge Doğan

Elif Bilge Doğan

1984 Çanakkale doğumlu. Okul Öncesi Eğitim Bölümü mezunu. Ürünleri; Yedi İklim, Serzeniş gibi dergilerde yayımlandı. Tiyatro Yazarlığı yapıyor.

Yorum Ekleyin

Yorumlar Gravatar desteklidir. Gravatar kullanın.

Kullanılabilir XHTML parametreleri: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <blockquote cite=""> <code> <em> <strong>