Beş yılın ilki

0

Üzerinde bilmem kaç kilo et, bir iskelet oynuyor. Evet oynuyor, bir sağa sallanıyor bir sola.

Hadi, bir daha salla salla, o yana bu yana.

Yüzünde yüzyıllar öncesinden kalmış eskimiş, iğreti ve fütursuz gülümseyiş. Yanlış mı görüyorum siz söyleyin, belki de yanlıştı bu bir gülümseyiş değildi belki? Çürümüş çenesi kafatasından ayrılmış ve sarkmıştır da ağzı açık kalmıştır, zaten ne gözleri var ne dudakları ne de kulakları.

Vazgeçmeliyim artık bu dansözden bahsetmekten.

Beş yıl…

Bundan önce beş yıl vardı hayatımda. Bu yılla beraber bundan sonra altı yıl vardı hayatımda diyeceğim. Ama altıncısı en başka , bir de bu zincirlemeyi başlatan o beş yılın ilki. Hayatımın saymaya başladığım ilk yılı.

Ne mi oldu? Ne olmadı ki demeyeceğim elbette olmayanlar da var ama mühim olan bunlar değil.

İlk yıl dedik ya:
Hep yağmurdu ,hep soğuk hep ateş hep hep…
Diğer yıllarda da heplerim vardı ama farklı farklı…

Geçiyor işte geçti yine ama ya yaşanırken ,ya göz yaşların akarken, soğuktan titrerken hiç bitmeyecek gibi geliyordu.

— Anne!
— ayaklarım ısınmıyor!
— üşüyorum !

— anne ne oldu ?
— nerdesin?
— Niye sesin çıkmıyor yaaa

— bir tanem, bu ne sıcaklık böyle ağustos güneşinde mi kaldın ?
— Bak anne canın ne istiyorsa söyle vallahi billahi hemen yapar getiririm gı.
— Ne olur bak anne

Anne ne bu taşıdığın yük , müjde mi keder mi?
Yıllardır beklediğim, bir kayıp olmasın ne olur.

Ah bu dualar. Dualarımda isimler olmayacak. Hayır , bunu kabul edemem.
Ne ölüm için, ne varım için dualarım da isim olmayacak.
Ne anamın ismi, ne babamın , ne sevgimin ne de sevdamın, ne emeğimin ,ne de ekmeğimin hiçbir varlığın adı olmayacak.
Dualara yakışmıyorlar. Kendimi çıkarcı hissetmemi sağlıyorlar.

Kaybolmasın Allahım hayatımda yokluğunu en derinimde hissedeceklerim .
Yara almasın Allahım onlara yaralanınca yaşayamayacaklarım.
Yüzleri gülsün Allahım ağladıklarında kanlı yaşlar dökeceklerim.
Allahım Allahım ve yine Allahım..!

— Nerdesiniz bana bakın
— ben bakmam gerekenlerin hepsine baktım bakılma sırası bana geldi birinizde bana bakın .
— Üzerimi kendim örtmek istemiyorum ,Işığı kapatmak istemiyorum ..!
— bana bakın…!

— Gördünüz mü pencerenin dibinde serseriler oturmuş, belki de içki içip sarhoş oluyorlar.
— Neyse bakmazsanız bakmayın be, pencerede demirler var nasıl olsa.
— Acaba bu adamlar gerçekten bu kadar büyük mü yoksa sokak lambasının ışığı mı böyle boylarını uzun gösteriyor.

— Bakmayın bakmayın zaten siz yokken sigara içiyorum odamda
— Ha ha ha
— Ne güzel değil mi?

—- Bu eksikti zaten ,kurum
— Damla anam, damla babam ,hem de yüzüme yüzüme

Dedim ya geçti ,gececek. Bu hayatın sünneti. Geçenler olduğu gibi gelenler de olacak
Lakin ümit var olursan ve sabredersen
İşte o vakit kucağında bir müjde ile çıkıp gelir belki gül yüzlü anneler.
Aydınlanır tüm dünya ,geliş vakti gece yarısı olsa da.
Bahar da yaşanabilir en azılı zemheri mevsiminde.
Hep aynı yerde kalınmaz hayat bu yol alınır, kimi zaman ve çoğu zamanda neye olduğunu bilmeden.
Hiç görmeden gidiliverir bir tır kasasında eşyalarla birlikte gidilecek yere.
Kapılar açıldığında güneşten kamaşır gözler ve geri çekilir karanlığa tüm beden

— Ne garip yer yahu burası
— Allahım şu adam ne kadar şişman
— Bakmasana ya
— Hiç mi görmedin hayatında…
— Hadi ,çabucak biter inşallah.

—bu da ev , oda ev
—Küçük odalar ama sıcak, idare et.
—Olur, elbet olur ,bu gün bu, yarın kim bilir ne

Burada da dua edilir mi acep. Neden olmasın her yer onun değil mi. Isındım ısındım sıcakmış bura ya…

Ama sallanıyor hayat 7,3 şiddetinde ve gece. Sıcakta olsa soğuk işte. Hatta sokak işte gece 03:00, sabah 07:00 ye .

Yani evden okula değil sokaktan okula . geçici bir durum şükür.

Sallana- yanıla –yıkıla -okuya- yaza –çize
Bir şekilde işte, sağlıkla - darlıkla -varlıkla şımarıklıkla –olgunlukla kaç yıl geçti bu beş yıldan.
Bu başlangıcıydı fiskos masası misali dolana dolana örülmenin
Bir şeyler yaptım zannederek geçiyor çoğu zaman. Ben , çoğumdur, doğruyumdur, iyi ki varım dır zaten.

Bu beş yıldan ilki başlattı bu zincirlemeyi. Bu yılsa yıl olduğunu ,yani ne olduğunu, nasıl deyim olup olmadığını anlayamadım, ayrımında olamadım, yaşayıp yaşamadığımın.

Son hatırladığım renkli ışıklarla ,yanıp sönen geniş pencereli evler. Ve bu kış vakti balkonlara dizilmiş fosforlu çam ağaçları.

Neredeyim ben?
Bu beş yıl artık altı oldu ama bana ne yaptı;
Hem niçin ?

— Kız bakma öyle aval aval havaya
— Yavrum insan düz yolda da mı yürüyemez yahu
— Yoksa
— Yoksa daha akşam olmadan
— Sarhoş musun sen
— Hasbünallah
— Al evladım şunu evine götür
— Bak yürüyecek hali yok

Bir bu kalmıştı sarhoşluk! Bu etiketi de yükledik sırtımıza ,iyi mi ?
Olsun annem , olsun . Bu annemde beni sarhoş bilsin.
Zaten ne farkım var ki onlardan? Ben içmedim sadece.
Bu daha kötü

Yazar Hakkında

Leyla Kanveren

Leyla Kanveren

1982 Yozgat doğumlu. Radyo Programcılığı yapıyor. | Yorumları

Yorum Ekleyin