January 7, 2009, 7:01

Benim şairim benim şiirim

Pazartesi, Mayıs 28, 2007, 20:34
Dizin: Hatıra | 2 Yorum | 689 okuma

“Ey tabib elden gelirse yâremi gel emleme
Yâr elinden gelmedir bu yâreyi merhemleme.”

Yukarıda zikrettiğim Seyrâni’ye ait beyiti 93 yılının yaz mevsiminde kıymetli bir dostumun hediyesi olan Mustafa İslamoğlu’nun “Heyelan” nam şiir kitabında okumuştum. Şair geçindiğim o yıllarda bir dağ gibi üzerime devrilmişti bu kitap. Heyelan olmuş ben de altında kalmıştım sanki. Hayatımın şairiyle bir heyelan vakasıyla karşılaşmıştım; dolayısıyla hayatımın şiiriyle de… Mustafa İslamoğlu ismine yabancı değildim üstelik. Onun Yürek devleti, Adayış Risalesi bir yudumda okuduğum kitaplarıydı. Sezai Karakoç damarına yakın duran bu şiirlerin üzerimde hüküm sürmesi fazla uzun zaman almamıştı.

Şiir kitaplarını okumaya oldum olası ilk sayfadan başlamayı bir türlü beceremedim. Bir oradan bir buradan derken kitap bitiverirdi birden. Heyelan’da da öyle oldu. “Heyelan IV” serlevhalı şiiri okurken ben de şairliğinden utananlar arasında yerimi çoktan almıştım bile.

İnsan olmanın aldanmakla eş anlamlı olduğunu, anlamak ile aldanmanın sınırında gezinen insanın acze dönük yanını, şiirin bir tasavvur işi olduğunu öğreniyordum. Sanki bir rahle-i tedristi benim için. Anlamak ancak tasavvur etmekle mümkündür. Tasavvur etmekte bir nasip işidir. Şairlikte öyledir. İnsanın içsel serüvenidir şiir. İçten dışa doğru taşma halidir. Hırçın bir denizin durulmasından sonra geriye kalanlardır belki de…

Asıl beni vuran şiire daha gelmemiştim. Geziniyorum. Kitabın ilk sayfasında HZ. Peygamber’in şu sözü beni dondurmaya yetiyor. Kala kalıyorum öylece. “ Ağlama kızım, baban bir daha hiç acı çekmeyecek.” Tekrar dönüyorum şiirlerine. Şair kitabında yer yer acılardan bahsediyor, duvağı açılmamış acılardan… Acının bize Peygamberden miras kaldığını düşünüyorum. Peygamberin acısını imleyen acılar buluyorum şiirlerinde. Kendime sürekli tekrarlıyorum” Ağlama kızım, baban bir daha acı çekmeyecek.” Tek satırlık bir şiirdir bu. Peygamberinin sözünü sayfasının başına koymuş. Ya adını ne koymuş dersiniz bu sözün: Ey gam. Acılardan bir acı da ben beğeniyor, geziniyorum.

Gelenekten beslenen, yerli de bir ağzı var şairin. Sonraları yine kendi kaleminden Mavera okulundan olduğunu öğreniyorum. Kitabında yer alan şiirleri 82-87 senelerinde kaleme alınmış. Bu yıllar belki de Türk şairlerin şiirde yeni bir söylem yeni bir üslup arayışında olduğu yoğun tüketim yıllarıydı. İkinci yeni ile arayı açan şairler sırtını yaslayacak bir dağ ararlardı kendilerine. Sezai Karakoç bu bağlamda pusula olmuştur adeta. Geleneksel kalıpların dışında gezinen şairlere anlamı şekle feda etmeden, mecazı şiirle ustaca buluşturmanın örneklerini vermiştir. Mustafa İslamoğlu’da bu zincirin halkalarındandır. Bir de o yıllar arabesk söylemin zirvede olduğu yıllardır. Hatırımda kaldığı kadarıyla bazı etiket meraklısı entelektüeller şiir eleştirilerinde arabesk söylemin içini kendi algılarındaki arabesk kavramına göre doldurarak ucuz polemiklere girerlerdi. Nerdeyse bizim şairler kendi acılarını anlatmaktan utanır olmuşlardı. Dillerine yapıştırdıkları kendilerinin olmayan kavramlarla uzatılıp sündürülmeye müsait ne şiirler okumadık ki. İşte bu bağlamda da Mustafa İslamoğlu’nun şiirleri şairin nerede durduğunu, nereye baktığını resmeden şiirlerdir.

Tam da yeri gelmişken merakınızı fazla kamçılamadan benim şiirimi de söyleyeyim.

HEYELAN VII

-cemre-

Gün gelir
şairlerin de dili tutulur
sözler seçilir sözlerden
gerisi unutulur

Kitab’ı eline alır bir şair
şiirinden utanır
zamanın keskin gözleri vardır
ölümsüz olanı iyi tanır

o dem başaklar kelleye kavuşur
kelleler başaklanır
kitaba, silaha ve tesbihe
üleştirilen insan
üç boyutlu bir sıratta buluşur

Göz kayar, gönül kayar ve can kayar
insan aldandığı kadar insandır
böyle bulunur ince ve keskin yollu yar
geçitler servisten, bu bir heyelândır

Gün gelir
şairlerin de dili tutulur
sözler seçilir sözlerden
gerisi unutulur.

1987

Yunus Nadir Eraslan

Yunus Nadir Eraslan

1970 Sivas doğumlu. Geçimini maariften temin ediyor. Tayyibe Şebnem ve Ayten Sinem'in babası. Ankara'da yaşıyor. Bir şiir hariç tutulursa hiç bir ürünü basılı yayınlarda gözükmedi. | Yorumları
Yorum yazabilir, veya kaynak gösterebilirsiniz.

“Benim şairim benim şiirim” başlıklı yazıya ait 2 yorum var

  1. Ahmet Kanar | Çarşamba, Ocak 9, 2008, 16:04

    güzel şeyler yazmalı elbette / hiç değilse kalem suresinin ilk ayeti hatrına…

    islamoğlu hocamın kavgası buydu sanırım…

    yüreğinize sağlık…

  2. Yunus Nadir Eraslan | Perşembe, Ocak 10, 2008, 9:12

    Şiir daha yazılırken buharlaşan bir “şey”dir. Çoğunlukla şaiirini de şaşırtır. İslamoğlu için bunu söyleyemeyiz.Evet Mustafa İslamoğlu hep bir “şey”den hareketle yazan - söyleyen mi demeliyim?- şairdir. Uyanıktır ve şuuru fevkalade önemser. O yüzdendir ki onun şiirlerinde bir anlam haritası bulursunuz. Ya da bir yol haritası…
    Nevazişten ötürü ayrıca teşekkür ederim Sayın Kanar.
    Bir kez daha analım o halde:
    “Otogar camiinin avlusunda kırıldı,
    umudumu dizdiğim tesbihim” diyordu…

Görüşünüz