Rus Altın Çağı’nın belki de en kötü tarafı, bir dönemi domine etmesi beklenen deha sayısını bir miktar aşmış olmasıdır. Nispeten Alman Deha Çağı‘nda olduğu gibi (Ki kimsenin Goethe ile Tolstoy’u, Gogol ile Schiller’i veya Herder ile Dostoyevski‘yi karşılaştırmak gibi bir niyeti yok!) Rus Altın Çağı’nda da niteliksel zirvenin yanında bir de niceliksel yoğunluğun olması bazı isimlerin ister istemez (En azından okur gözünde) geri plânda kalmalarına neden olmuştur. Gerek çağdaşları Lev Nikolayeviç Tolstoy (Örneğin bir toplantıda birbirlerinin üzerlerine yürümeleri) ve Fyodor Mihailoviç Dostoyevski (Örneğin Turgenyev’in Suç ve Ceza’nın aslında Marquis de Sade’nin olduğunu iddia etmesi) ile yaşadığı sorunlar gerekse de daha çok Batıcı bir tutum sergilemesi Ivan Sergeyevic Turgenyev’in durumunu açıklamaya yetebilir. Ama Babalar ve Oğullar gibi bir roman yazmamış olsaydı…
Turgenyev Babalar ve Oğullar’ı 44 yaşında iken yazmıştır ve o tarihe kadar sadece Gogol’ün ölümü üzerine kaleme aldığı makalesi dışında pek fazla göze çarpmamıştır. Her ne kadar Babalar ve Oğullar bir yazarı üne kavuşturmak için fazlasıyla yeterli olsa da, Turgenyev’in adının anılmasını sağlayan en önemli olay, romanında kıyasıya eleştirdiği (Belki de öyle sanıldı) Nihilistlerin tehditleri karşısında, Dostoyevski’den gördüğü koşulsuz destekti. Bununla beraber, yazar yine de tepkiler sonucunda Rusya’yı terk etmiş ve ara ara Rusya’ya dönmekle beraber yaşamının geri kalan önemli bir kısmını yurtdışında geçirmiş ve 65 yaşında iken Fransa’da hayata gözlerini kapamıştır.
Bu paragraftan sonrası eser hakkında ayrıntılı bilgi içermektedir!
Babalar ve Oğullar’ın konusu önemli ölçüde kuşaklararası çatışmalardır. Başka bir deyişle, kuşakları etkileyen akımların kavgasıdır romanda işlenen. Babaların değerlerine kesin bir dille karşı çıkan oğullar ve bu karşı çıkış karşısında şaşkına dönen babalar vardır. Bununla beraber babalar ürkek, kibar ve alabildiğine anlayışlı; oğullar ise reddiyeci, kaba ve alabildiğine anlayışsızdır. Elbette bu durum şimdiki roman geleneği için yeni bir şey değildir ancak bu çatışkının temelini atan kişinin Turgenyev olduğunu da ayrıca zikretmeliyiz.
Roman yukarıda değindiğimiz çatışkının temelini atarak başlar. Bir General’in oğlu olan Nikolay ve Pavel Petroviç kardeşler; Nikolay’ın ölen karısının anısına Maryino dediği bir çiftlikte kalmaktadırlar. Oğlu Arkadiy ise henüz bir öğrencidir ve babası ile amcasını ziyaret etmek amacı ile Maryino’ya gelmiştir. Ancak Arkadiy yalnız değildir. Yanında bir tıp öğrencisi olan ve herşeyi reddeden Nihilist (Hiççi) Yevgeniy Vasilyev Bazarov’u da getirmiştir. Ve henüz IV. bölümden itibaren oldukça sert ve geleneksel bir anlayışa sahip Nikolay ve Pavel Petroviç kardeşler ile umursamaz ve Nihilist Arkadiy ile Bazarov arasındaki anlayış farkı kendini gösterir. Nikolay Petroviç karısı öldükten sonra kendini tamamı ile çiftlik işlerine vermiş ve bir müjikin kızı ile beraber yaşamaya başlamış, hatta ondan Mitya adında bir de çocuğu olmuştur. Pavel Petroviç ise ordu içinde önemli yerlere yükselme eğilimde iken tanıştığı bir prensesin ardından (Tıpkı Turgenyev’in yaptığı gibi) yurtdışına gitmiş ve bir daha kendini toparlayamamıştır. Nikolay Petroviç oğlu Arkadiy’den naşi, gençlerin fikrine saygı göstermeye çalışır, zaman zaman ise kendisini geri kafalılıkla suçlayarak çıkar yolu bulur. Ancak Pavel Petroviç mümkün olan her mekân ve zamanda Bazarov ile kendince sapkın düşünceleri yüzünden tartışır. Ki aslında bu tartışmalar Arkadiy ile Bazarov arasındaki usta-çırak (Elbette Bazaorv ustadır) ilişkisinin sonlanmasının ilk kıvılcımları olacaktır. Bazarov’un ailesi Arkadiy’lerin çiftliğinden biraz uzakta bir çiftlikte yaşamaktadırlar ancak Bazarov’un ailesinin yanına gitmeye henüz niyeti yoktur. Bu yüzden Arkadiy’le beraber, Arkadiy’in davetli olduğu bir baloya gitmek için Maryino’dan ayrılırlar.
*** şehrinde yine Bazarov bazı karakterler ile inançları üzerine tartışır. Baloda tanıştıkları Odintsova adlı bir kadının daveti üzerine onun evine giderler ve bu icabet neredeyse romanın kırılma noktasıdır. Zira iki genç de aynı kadına aşık olurlar (Ya da aşık oldukları düşünürler. Öyle ya, iki Nihilist için aşk denilen bir duygunun beyinlerinde barınması denli kötü bir şey olamaz). Anna Sergeyevna Odintsova’nın evinde iken Bazarov kadını düşünceleri ile etkliler. Bu durumda Bazarov ile Arkadiy’in arasında henüz ikisinin de farkında olmadığı soğuk rüzgârlar esmeye başlar. Ve Bazarov’un Anna Sergeyevna’ya aşkını itiraf etmesinden sonra buradan da ayrılıp Bazarov’un ailesinin yanına giderler.
Bazarov’un evinde de tıpkı Arkadiy’in evinde olan sorunlar, daha seyreltilmiş bir halde tekrarlanır. Ve elbette roman boyunca olduğu gibi Bazarov kendi ailesinin yanında da harikulade cümleler eşliğinde yüceltilir. Burada ve daha sonra Arkadiy’in evinde geçirdikleri süreler içinde Bazarov ve Arkadiy birkaç defa daha Anna Sergeyevna’yı ziyarete giderler ve bu ziyaretlerin birinde Arkadiy, Anna Sergeyevna’nın kardeşi Katerina Sergeyevna’ya (Katya) ilgi duymaya başlar. Anna Sergeyevna’nın da bir çiftliği vardır ve roman bu üç ayrı çiftlik arasındaki gelgitlerle devam eder. Zengin bir adamla evlilik yapmış olan Anna Sergeyevna kocasının ölümünden sonra onun mirasına konmuş ve oldukça iyi bir hayat sürdürmektedir. Bununla beraber 30 yaşına merdiven dayamış olan Sergeyevna kendini oldukça geliştirmiştir.
Arkadiy’in Bazarov’u babasının evinde bırakıp gitmesinden sonra Bazarov ile Pavel Petroviç arasındaki sorunlar büyümüş ve Pavel Petroviç’in Bazarov’u kardeşinin yaşadığı kadın olan Fedosya Nikolayevna’yı öperken görmesi ile Bazarov’u düelloya davet etmesiyle zirveye çıkmıştı. Gizli yapılan bu düelloda Pavel yaralanmış ancak buna karşın Feneçka (Fedosya Nikolayevna) hariç kimseye bu ahlaka mugayir davranıştan bahsetmemiştir. Bütün bunlar olurken Arkadiy, Anna Sergeyevna’nın evinde kardeşi Katya’ya evlilik teklifinde bulunmuştur. Düellodan dolayı Nikolay Petroviç’in evinden ayrılan Bazarov’da buraya gelmiş ve bu haber üzerine kendi Nihilizm’inin sadık öğrencisinin artık ondan kopmuş olduğunu anlamıştır. Aynı anda Anna Sergeyevna’ya kendince son defa veda ederek ve Arkadiy’i de orada bırakarak tekrar babasının evine dönmüştür.
Vasiliy İvanoviç askeri bir hekimdir ve zamanında Arkadiy’in dedesinin garnizonunda görev yapmıştır. Anne Arina Vlasyevna ise tamamen gelenekçi bir yapıdadır ve bu ebeveynler diğer ebeveynlerin aksine biraz daha cahil ve biraz daha dindardırlar. Bununlar beraber Bazarov’un yaşadığı çöküntüyü farketmişler ve onu kendi hallerinde bırakmışlardır. Zamanla yaşadığı eve alışan Bazarov, babasıyla beraber köylülerin tedavi işlerine bakmaya başlamıştır. Ancak bir otopsi çalışmasında neşterden tifo hastalığı kapan Bazarov bu hastalıktan ölür. Turgenyev, Bazarov’un ölümüne sebep olan hastalık sürecini muazzam bir şekilde işlemiştir. Bu aşamadan sonra roman diğer karakterlerin durumlarını anlatarak sona erer.
Anton Çehov Babalar ve Oğullar hakkında şöyle diyor: “Tanrım! Babalar ve Oğullar’ın görkemi nedir öyle! Adeta bıçağın kemiğe dayanması gibi birşey. Bazarov’un hastalığı nasıl da güçlü anlatılmış, kendimi halsiz düşmüş hissettim ve sanki ondan hastalık kapmışım gibi bir duyguya kapıldım. Ya Bazarov’un sonu? Ya ihtiyarcıklar? Kukşina? Nasıl yaptığını şeytan bilir. Tam anlamıyla dahiyane.”
Biyografi yerine: “Şunu da yaz bedeli olsun / Sabırla titreyerek öyle yalın / Ve kimsesiz olmadan oturacağız / Kıyısında ayrılığın”



[...] Evinden Hatıralar’ı yayımlar. Yer yerinden oynar. Çağdaşları Lev Nikolayeviç Tolstoy ve İvan Sergeyeviç Turgenyev, Dostoyevski’yi hararetle överler. Ancak Vremya Çarlık tarafından kapatılır. Kırk üç [...]
[...] kaleme alır. Ancak Turgenyev’in asıl çıkışı kırk dört yaşında iken tamamladığı Babalar ve Oğullar adlı çalışmasıyla [...]
Şu anda pek bir yorum yapamayacağım yeni okuyorum ama
bu kitaba çok güzel diyorlar
ben okudum..güzel bir kitap ama bana göre çok ağır bir dili var…sürekli tartışma oğlanların babalara karşı çıkışı….işte böle bana biraz karışık geldi açıkcası…!!
ben okudum gerçekten çok müthiş bir kitap anlayabilene çok hgüzel bir kitap
Gerçekten çok güzel bir kitap herkese tasviye ederim.Ayrıca çok iiyi bir felsefeci diye düşünüyorum:D
okumadım ama okursam iyi olur
Ben okudum, anlayana çok güzel ders cıkartıyor bu örnekten mesela.
Kitap hakkında çok güzel şeyler söylüyorlar ama okumadım.Çünkü başı çok sıkıcı…
gercekten güzell bir kitap anlayabilene güzell geliyordur eminimdir:) xD xD
Okuyucaksanız önce size öneren biri varsa kitabı, öneren kişiye bakın kafası sizinki ile aynı çalışıyorsa okumayın, anlamazsınız.. Başı sıkıcı diye bi kitabı bırakmak kitap okumayı bilmemekten kaynaklanır, fazla kasmayın.. Tabi ki herşey anlayan ve anlamaya çalışan içindir. ‘güzel bi kitapmış, aliymda okiym anlamsam da olur, okumuş olurum’ diye okumayın diyeceğim ama değersiz vaktinizi böyle birşeye harcayın bari. ‘Hiç yoktan iyidir.’
Okunması ve anlanması gereken bi kitap.Bi kitabında en başında okuyucuyu yakalaması çok da önemli değil yazar için.Gerçekden önemli olan yazının sadeliği ve okuyucuyu hoş bir havaya sokmasıdır sonuçda bı amerikan filmi değil.Gerçekten kitap okuyan insanlar için vazgeçilmez..
bence çok güzel biraz önce bitirdim ama sonu çok kötü bitiyo ilk başlarda sıkıcı gibi görünsede konu oturdukça süper bi kitap oluyo ayrıca hiç bir kitap yarıda bırakılmaz bence bugüne kadarda hiç bırakmadım herkese okumasını tavsiye ediyorum hatta son 20 sayfasını soluksuz okudum.
Kitabı okudum. Okuduğum diğer kitaplardan çok farklı, Bazarov diye biri var zaten kitabın kahramanı olması gerek. Onun düşüncelerini ilk defa burada duyuyorum onun gibi düşünmeye çalıştım, bu kitabı okuduğumdan beri…