
Güneş tuzlu terini bastırınca evrene
Yürek ham bir vuruşla çocuğa çarpar
Her sabah böyle başlar oyun.

Hiç, ara sıra aklınıza takıldığı olur mu? Bakın yine “akıl” dedik. Bu akıl ne menem bir şeydir ki bunca belirleyici bir inatla dikilir karşımıza? Yaratılan ilk şeyin ‘İlk Akıl’ olduğu söylenir. Düşünürlerden bunu felsefi öngörülerle yorumlayanlar olduğu gibi, ‘ilk Akıl’ın Hz. Muhammet [s.a]’e ya da Onun[1] nuruna telmih olduğunu söyleyenler de vardır.

Bahçene açılınca hayat kapısı
Kırmızı bir parıltı gösterir yolunu.

Kendi durumumuzu gizlemenin birçok yolu var. Muhalif olma bunlardan biri. Muhalefetinize bir şeyleri koruma soylu vasfını da eklediniz mi, kimse sizi çıkaramaz artık, tanıyamaz. Gerçek sizle tanışmak kimseye nasip olmayacak demektir. Hakiki olmayanın arkasından gitmeme, izini sürmeme anlamına gelen bu güzelim, asil nitelik böylece yerle bir edilir ve çok yüzlülüğün peşi sıra gitmek olur çıkar.

Şiirin çakır delikanlısı
Ey dili suskunlukta depreşen
Sivil atlar koşan altında

Bütün hikaye insan soyu kadar
Bitiyor ya göz açıp kapayıncaya

üstüne titrediğiniz şeyler
düşünce yere
ne çabuk kırılıveriyor

İçinize ne geçti
tam ense kökünüzden çocuklar
söyleyin hayata çağıran
teneffüsten daha güçlü ne var?

“Tarihe geçen sözler” filan gibi lakırdıları sevmem oldum olası. Niyeyse babam hep ensemdedir. Hayalden yoksunsa devletim, niye uykusuna gireyim milletin. “Toplu çarpar yürekler” deyip dururken, taş kesildi yüreğimiz, geldi topunuzun… diyesimiz…

Şefkatle açılır kollarımız bizim
Karanın gizeminden
Güpegündüz uğrumuza süzülen
Bir yıldız gibi.