Güneşin ipi, kuşun dili… Badem çağlası, erguvan imparatorluğu, iğde kokusu derken sıra, dalların üstünde yanan ateşi yazmaya geldi. Kışkırtıcı ateşi, kışkırtıcı bir ateşin öyküsünü… Evet, “su boğar, ateş yakarmış!” Her bahar mayıs ayında iki kızıllık taşar iki ağacın dallarından. İkisi de önce... (Okumaya devam edin)
“Yalvarıyorum sana, karlı dağların eteklerinde Çiçeklenen badem bahçeleri içindeki evler adına. Çocukların uykusunu kaçıracak hiçbir anı Ve içimizde hiçbir acılık bırakmadan Çoktan yaşanıp bitmiş o aşklar gibi Çiçeklenen badem ağaçları adına yalvarıyorum sana…” ... (Okumaya devam edin)
Bu dal, bu sevişen serçeler, bu mavi gök Nereye götürür insanı? Hangi yağmura, hangi rüzgâra, hangi şarkıya… Beni de götür ey nar en uzağa Âşıklar hatrına! ... (Okumaya devam edin)
Duvarların dibinde bezgin oturanlar Güz yaprakları gibi çaresiz Yıllardır bekliyor Kör talihin ışıyacağı vakti.... (Okumaya devam edin)
Seninle konuşmak bir nasip işte Kaderin bir türküsü Başakların ezgisi, yaprakların hışırtısı Haşhaş çiçekleriyle konuşmak gibi.... (Okumaya devam edin)
Herkesin kitabında Çocukluk dediğin. Şairlerin kitabında Sözcüklerin yazgısı.... (Okumaya devam edin)
İlle iğde kokusu, İlle iğde kokulu sevgili, İğde kokulu günlerdi çocukluğum ille.... (Okumaya devam edin)
Yüzüm yanıyor bütün gün Aşkı bir çoban ateşi gibi Çoğalıp duran muhtevasıyla.... (Okumaya devam edin)
Anneciğim Yağmurda ıslanan serçeleri gördüğümde İçimdeki serçe bir üşür, bir üşür..... (Okumaya devam edin)
Daha nasıl anlatsam bilmem ki Her çiçek bir şarkı Bir dua... (Okumaya devam edin)