Adem Turan Dizini.

Adem Turan tarafından

Kış Halleri -3

Şubat 3, 2009 tarihinde Deneme dizini altında Adem Turan tarafından yayımlandı ve 290 kere okundu

“Bir kedi miyavlar yalnızlık hakkında

elinde bir belgeyle geçer”

Cahit Zarifoğlu

Kış kedisi: sokak kedisi

“Baba, bunlar sokak kedisi mi?”

“Baba, kediler beni tanır mı, beni severler mi?”

“Baba, ben de kulaklarımı onlar gibi uzatsam, yerde sürünerek gitsem yanlarına, anlarlar mı?”

“Baba, kediler konuşur mu, simit yerler mi?”

“Baba, onların da evleri var mı?”

(…)

Bunları beş yaşındaki kızın soruyor, sahildeki çay bahçesinde; dıgıl dıgıl, ardı arkası kesilmiyor sorularının. Mevsim kış olmasına rağmen, hava günlük güneşlik; pırıl pırıl! Üşümüyorsunuz. Boğaz’da gidip gelen vapur ve gemilere bakıyorsunuz zaman zaman, bir yandan da simitlerinizi yiyorsunuz. Etrafınızda bir sürü kedi, renk renk; tam da kızının istediği gibi. Bayılıyor onlara, içi gidiyor.

Kimbilir neler canlandırıyor o küçücük muhayyilesinde kedilere dâir?

Biraz daha ilgi gösteriyorsun sorularına, daha iyi anlayabilmek için onu. Zihninde çeşitli sokak kedileri canlandırıyorsun hemen, çocukluğunun da yardımıyla biraz.

Çok ama çok sevdiğin kedilerin olmuştu; onları hatırlıyorsun. İçin burkuluyor, eziliyor, bir tuhaf oluyorsun. Kara Kedi, Cingöz, Minnoş… Üçü de hârikaydılar.

(Bırak şimdi çocukluğunu ve hârika kedilerini de sokak kedilerine gel artık; onlardan söz et biraz. Ne yer, ne içerler? Ne yaparlar bütün gün sokaklarda? Hangi tür ve cinsleri vardır? Trafiğin yoğun olduğu saatlerde nasıl geçerler karşıdan karşıya? İşte bize bunlardan bahset. Çok zamanımız yok ama! Bir an önce başlasan diyorum.)

İçindeki sese hak verip başlıyorsun anlatmaya, şöyle;

Taran Kedi: kedilerin en irisi olanı budur; dev gibidir ve geceleri ansızın çıkıverir insanın karşısına. Kara tüylü, kırmızı gözlüdür. Karanlık bir gölge gibi dolaşır puslu sokaklarda. Taran Kedi’nin kocaman sesini duyan çocuklar, sırtlarında bir ürpertiyle, ninelerine biraz daha sokulur ve ısınmaya çalışırlar. Pencereden bakmaya cesaret eden çocuklarsa, kor gibi yanan bir çift gözle karşılaşıp, hemen perdeyi kapatırlar.

Kulaksız Kedi: bu kedilerin de mekânı sokaklardır. Gündüzleri görünürler insana. Duyamadıkları için, yanlarında rahatça konuşulabilir. Beş adam boyu mesâfeden, sizi sessizce izlerler. Âni hareketleri hiç sevmez ve hızla yok oluverirler. Eğilerek, baş ve işâret parmaklarınızı birbirine sürterseniz, yavaşça gelip, kulağınıza bakarlar; kuyrukları dalgalanır ve hiç konuşmazlar.

Tek Gözlü Kedi: yalnız dolaşır, çapraz yürür. Âni dönüşler yapmazsa, tek gözü olduğunu göremezsiniz. Onlardan biriyle karşılaşanlar, bu kedinin ‘gün görmüş’ olduğuna kâni olup, saygıda kusur etmezler.

Topal Kedi: araba çarpıp topal kaldığı için bütün insanlardan, arabalardan, teknolojiden, kısacası dünyadan ve yaşamaktan nefret eder. Böylesi binlerce var şehrimizde. Veteriner hekimlere büyük iş düşüyor aslında. Bu vesîleyle onları göreve çağıralım buradan.

Öksüz Kedi: çok duygusal ve yapayalnızdır. Sabahtan akşama kadar, anne ve baba sevgisinin nasıl bir şey olduğunu düşünür, düşündükçe de ağlama krizine tutulur sık sık.

Çöp Kedisi: genellikle çöp atmaya gidildiğinde, çöp bidonundan âni fırlayışlarla ürkütür insanları. Kesinlikle zararsızdır, çöp poşetlerini dağıtmak dışında. Biraz da kavgacıdır. Eh, ne yaparsınız! Geçim dünyası işte.

“Baba, eve gidelim mi artık?”

Birden uyanıyorsun dalıp gittiğin kedili hayâllerden ve iç konuşmalarından. Vaktin epey ilerlediğini fark edip kalkıyorsun oturduğun yerden.

“Gidelim kızım” diyorsun.

Ve yürüyüp gidiyorsunuz baba kız, el ele; zihinleriniz kedilerle dopdolu olarak, evinize doğru.

Adem Turan tarafından

Kış Halleri -2

Ocak 2, 2009 tarihinde Deneme dizini altında Adem Turan tarafından yayımlandı ve 408 kere okundu

Kış gecesi
Hep çocukluğunu hayâl ediyorsun, uzun kış gecelerinde akşam yemeği sonrası, uzanıp biraz şekerleme yaparken.
Bunu biliyoruz artık.
Çocuklar odanın ortasında, onlar da uzanmışlar, ders yapıyorlar. Zaman zaman sesleri yükseldiğinde, ya da herhangi bir konuda anlaşmazlığa düştüklerinde, “Baba uyuyor!” uyarısı yapıyorlar birbirlerine.
Büyük oğlan ayda bir ancak gelebiliyor artık; yolu uzak. Bir de, üniversite için işi sıkı tutuyor bu yıl; radyo-televizyon bölümünü çok istiyor. Birden özlüyorsun onu! İnceden bir sızı hissediyorsun burun kemiğinde; bırakıyorsun kendini, iyice bırakıyorsun ama! Varsın sızlasın diyorsun, uzun uzun sızlasın, yakıp kavursun istiyorsun. Öyle de oluyor ve yavaş yavaş iniyor sızı, gelip çörekleniyor yüreğinde bir yerlerde… Ve hârika bir rahatlama duyuyorsun ardından da…

Hanımın bulaşıkları ‘halletmiş’, senin ve çocukların ‘yarınki’ ütülerine girişmiştir.
Çay yarım saate kalmaz hazırdır.
Sense, bir taraftan yazman gereken yazıyla boğuşurken, diğer yandan da çocukluğuna doğru başladığın yolculuğuna devam ediyorsun daha da hızlanarak; üstelik bugünkü veli toplantısında beş sınıfta ayrı ayrı yaptığın o ‘etkili’ konuşmaların da karışıyor hayâllerine, bunu engelleyemiyorsun.
Bir de, Ortadoğu’daki kanlı bedenler, özellikle çocuk bedenleri, onlar da bırakmıyor seni.
İşte ‘böyle’ bir yolculuk bu ve sen her defasında yaşıyorsun bunu; daha da büyüyor kalbindeki yaralar, sıçrayıp kalkıyorsun hayâllerinin en kanlı yerindeyken yattığın yerden.
Sen böyle kanlar içinde doğrulurken birden, tuhaf bir tedirginlik ev halkında.
İri iri açılmış gözlerle, tuhaf bir tedirginlik…
Sense ufak ama tatlı bir tebessümle geçiştirmeye çabalıyorsun bu ‘tedirginliği’.
Zihnindeyse, altı yaşındayken gecenin bir vaktinde uyandığında, merhum babanla anacığının, gaz lambası ışığında Hz. Osman’la(r.a.) Hz. Ali’nin(r.a.) şehâdetlerini okuyuşları ve okurken ağlayışları… Anacığın açıktan açığa ağlarken, babansa titreyen sesiyle bastırmaya çalışıyor bunu…
Senin şu mısraların o günlerin, dahası ‘o gecenin’ özetidir sanırım:

“…bir de babamın, okudukça
ağladığı ve cümlemizi ağlattığı
o kitapta kaldı
incecik çocukluğum…”

Kış masalı
‘Tın tın kabacık, nerede kaldın babacık?’
Nasıl da zifirî karanlık her taraf. Hay Allah! Ne yapsam acaba? Gelmek zorunda mıydık sanki bir sürü vahşi hayvan çığlığının sardığı bu acâip ormana? Hem sonra, hepsi de yüzlerce metre uzunluğunda her türden binlerce ağaç; üstelik hiç birisi de bakımlı değil, ne tıraş olmuşlar, ne de ütülemişler giysilerini. Anneleri yok mu bu ağaçların, onları da bırakıp gitmiş mi babaları? Ya ablaları nerede? Sabahları kim götürüyor onları okullarına? Öyleyse,‘bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde, kalbur saman içinde’ tekerlemesini söyliyeyim de bir masala dönüşsün içinde bulunduğum bu umutsuz ve tuhaf durum.

Hah! Tamam. Şimdi oldu.
Bir masalın içindeyim artık ve günlerce yürüyebilirim böyle.
Korkmadan çakallardan, kurtlardan, ayılardan…
Ürkmeden ormanlardan, yalçın kayalıklardan, azgın akan nehirlerden…
Dost olarak yedi başlı devlerle, ejderhâlarla ve Şahmârân ile…
Yürüyebilirim kırk gün ve kırk gece boyunca, hem içime ve hem de dışıma doğru…
Eğer uyuya kalırsam yorgunluktan, meraklanmayın hemen, sevgili Ankâ kuşu gelip alır beni ve götürür Kâf dağının ardındaki varmam gereken ülkeye; orada çünkü halk, ölen sultanlarının yerine yeni bir sultan seçecek imiş. Ve ben oraya vardığımda, uçurdukları bir kuş döne döne gelip üç kez başıma konacakmış sultan olduğumu ilân etmek için. Her defasında itiraz etse de benim bu çocuk hâlime ahâli, sonunda kabulleneceklermiş sultanlığımı benim.
Sonra mı? Ülkenin dört bir yanında, kırk bir pâre top atışlarıyla sultanlığım ilân edilecekmiş hemen.
Ve ben serpilip büyüdüğümde, büyük bir ziyafet vermek olacakmış ilk işim. Bunu ülkemin ve sultanlığımın onuru için ve bir de ‘tuz kadar sevdiğimi söylediğimde’ müthiş öfkelenip beni sarayın cellâdına teslim eden acımasız babama büyük bir ‘ders’ vermek içinmiş tabii ki… Çünkü o gün pişmekte olan bütün yemekler, vereceğim tek bir emirle ‘tuzsuz’ olacakmış!

Eğer uyuya kalmak yerine ey okuyucu amca ve teyzeler, farkında olmadan bir dipsiz kuyuya düşersem, ne olur telâşlanıp endişeye kapılmayın! Vardır elbet onun da bir çaresi. Ya, oradan geçmekte olan bir kervan bulup çıkartır beni ve Mısır denilen ülkeye götürür; ya da, düştüğüm derinliklerde dostum Şahmârân ile bir masal boyu yaşayıp gideriz… Belki zaman zaman şöyle seslenirim yukarılardaki yeryüzüne doğru büyük bir hasret ile bakarak:

‘Tın tın kabacık, nerede kaldın babacık?’

Kış uykusu
“Rusya’da Aralık ayına gelinmesine rağmen sıcaklıkların sıfırın altına düşmemesi, insanların yanı sıra hayvanları da etkiledi.
Moskova Coğrafya Enstitüsü Müdür Yardımcısı Arkadiy Tişkov, global ısınmanın hayvanlar dünyasındaki dengeleri bozduğunu, kuşların güneye göç etmediğini, bazı çiçeklerin de erkenden açtığını ve Rusya’nın merkez kesimlerinde ayıların hâlâ kış uykusuna yatmadıklarını söyledi.”

(Aralık 2007- Basından)