On a dark desert highway
they livin’ it up at the hotel california
what a nice surprise, bring your alibis
mirrors on the ceiling,
the pink champagne on ice
Güldanur
İstanbul’dan gelmiş Güldanur. Evliymiş ve iki çocuğu varmış. Sara hastasıymış gençliğinden beri. Zamanla akli bir rahatsızlığı da başlamış. Sanırım akıl hastanesinden ziyade bu köye yerleştirmeyi daha uygun görmüş ailesi. Çocukları durumu anlayacak kadar büyük değilmiş.
Kumkapılı yıllar
Nergis ise sigarasını yakmaya uğraşıyor bir yandan dudağının ucuyla arkadaşının gülüşüne eşlik ediyordu. Aynı ironiye kaptırmışlardı ki bu bir araya gelince hep yapa geldikleri şey idi. ‘Öyle bir şiir yoksa da, sen yazmalısın’ dedi Nergis, sigara dumanını arkadaşının yüzüne inatla üfleyerek. Şu sigarayı ne zaman bırakacaksın diye soracaktı ama vazgeçti Semiha, bu aralarında sürekli gerilim yaratmaya müsait bir konuydu. Nergis için, sigaranın anlamının tam tarifi yapılmış bile değildi tarihte.
Hep sisli midir dağlar?
Akşam olduğunu fark etmedim bile. Ablamla ilk telefon konuşmasında O’nu sordum. O’nunki bir kara sevda diyor. Üniversite yıllarında sevmiş kızı.
Unuttum bendeki tüm isimleri
Sanırım onları da görmezden geliyorlar. Bazen çok uzaklarda yürüyen bir insan silueti görüyorum, ona doğru yürüyorum o başka yöne gidiyor. Demek dışarıda kalan yalnız ben değilim, bu beni sevindiriyor bir nebze.
Filizkıran fırtınası
Sürekli kırıldığından mıdır bilinmez
Olgunlaşmadan yaşlanacağız anlaşılan
Duygularımız uzun, cılız ağaçlara benziyor
Yıllarla boyu uzasa da her an yıkılacak kadar zayıf..






