Ateşte karanlık
Mayıs 2, 2009 tarihinde Hikâye dizini altında Yasin Alimoğlu tarafından yayımlandı ve 554 kere okundu
Yürüyordu genç adam. Bir gece yarısıydı. Caddede çok az insan kalmıştı. Bir kağıt parçası yanıp küle dönmeden biraz önceki haliyle uçup gitti önünden. Hafif bir duman kokusu da duydu. Belli ki biri bir şeyler yakıyordu hemen ileride. Biraz daha yürüdü ve ilk görüşte zihinlerde akli dengesinin sağlam olup olmadığı konusunda net bir cevap verilebilmesi zor olan yaşlı bir adamın yaktığı ateşi gördü. Biraz da çekinerek ondan, hızlandırdı adımlarını.
…
Soğuktan ellerini hissetmez olmuştu artık yaşlı kadın. Titreyerek soruyordu geçenlere: “Mendil alır mısınız? Çakmak alır mısınız?…” Yere naylon bir örtü sermişti. Üzerinde kağıt mendiller, çakmaklar kalemler… vardı. Yağmur yağma ihtimaline karşılık alt geçide kurmuştu tezgahını besbelli. Mahalleli tanıyordu artık onu. Eşi daha emekli bile olamadan genç yaşta ölmüş. Tek oğlu da vefasız çıkmış evlendikten sonra unutmuştu anasını. Büyük şehre taşınan oğlan bayramlarda bile uğramıyordu anasına. Huzur evi de almıyordu kadını çünkü bir emekli maaşı bile yoktu. Eşinden kalan o derme çatma ev de olmasa ne yapardı ki zavallı. Artık neredeyse hissetmediği o eline bir mendil alarak sordu kadın: “Mendil alır mısınız?” Kimseler duymadı sesini. Gece soğuktu ve sanki heceler dudaklarından çıktığı gibi daha havaya karışamadan donup kaldı bir kaç santimlik mesafede.
…
Trenden inmiş köşedeki bankamatiğe doğru yürüyordu adam. Bu gün maaşı yatmıştı. Tüm parayı çekip kirayı ve faturaları ödeyecekti. Eşinin istediği malzemeleri de almalıydı marketten. Minik prenses de sürekli istediği bebeğine kavuşacaktı bu akşam. Tüm parayı çektikten sonra yürümeye devam etti. Birden peşinden yürüyen birileri olduğunu sezdi. Korkarak hızlandırdı adımlarını. O hızlandıkça adamlar da hızlanıyordu. Aralarındaki mesafe her saniye azalıyordu. “Birader” diye bir ses duydu. Ses duymazlıktan gelinemeyecek kadar gürdü. Kafasını çevirdiğinde, burun buruna geldiler. “Çıkar ulan paraları” dedi içlerinden biri. Adam “bende para yok” diyebildi biraz tedirgin ve bir o kadar da korkmuş bir ses tonuyla. Üç kişiydiler, bir şey de yapamazdı onlara. “Bankamatikten yeni çektin lan, gördük işte” dedi aynı adam. “O para bana lazım. kirayı ödemem gerek…” gibi laflar etse de kararlıydı adamlar, alacaklardı tüm parasını. Aniden, kimse ne olduğunu anlayamadan en yakınındaki adamın burnuna bir yumruk çıkardı. Aklında hemen kaçmak vardı ki yumruğu burnuna yiyen adam, hemen o sinirle tuttu kolundan ve cebinden çıkardığı bıçağı adamın karnına sokuverdi sol yanından. Olduğu yere yığılıverdi adam. Cebinde ne var ne yok hepsini alıp kaçtılar. Adamın kanı zemine yayılıyor fakat tam seçilemiyordu karanlıkta. Gözleri, şehrin ışıklarından görünmeyen yıldızları seçebilmek için gökyüzüne inatla bakıyor gibi açıktı.
…
Kocası dün gece hiç gelmemişti eve, iş çok uzayınca geceyi de iş yerinde geçirmişti. Şimdi de yorgundu ve uzanmaya gitmişti yatak odasına. O sırada bir mesaj geldi telefonuna adamın. Telefonu oturma odasında unutmuş, kendisi de uyuyordu. Belki önemli bir şeydir diye okudu kadın. Yüzünde şok geçirmiş bir ifade belirdi o anda. Kan beynine sıçramış gibi oldu. Bu mesaj, kocasına başka bir kadının gönderdiği aşk mesajıydı. Aldatılmışlığın verdiği sinirle daha önce gelen mesajlara da baktı. Yine aynı kadından gelen müstehcen mesajlardı. Dün geceyi de ifşa eden müstehcen mesajlar. Midesi bulandı, başı döner gibi oldu. Hiçbir şey diyemeden koştu lavaboya. Tüm sevgisini kustu o anda. Kocasına duyduğu tüm sevgi lavabodan kanalizasyona karışmak üzere yola çıktı. Her şey bitmişti o anda. Bir kaç adım daha attı ve geçirdiği şokun verdiği yılgınlıkla kendini atıverdi salonun ortasına. Gözleri kararmış, bayılmıştı. Ayıldığında gözlerini hangi senaryoya açacağı belli değildi. Hiçbir şey düşünemedi çünkü. Ne yapacağını da bilmiyordu.
…
Genç adam yürüyor ihtiyarsa dikkatlice onu süzüyordu. Yaşlı adamın bu tavrı daha çok korkuttu onu. Adımlarını daha çok hızlandırdı. Yaşlı adamın yüzü daha iyi seçilebiliyordu şimdi. Yaktığı ateş yüzüne vuruyordu. Yaklaştıkça adamın yüzündeki bilgeliği sezdi ve onun bir deli olmadığına kani oldu. Sevecen bir hal vardı şimdi yaşlı adamın yüzünde. Tebessüm ederek “hayrola amca” dedi genç adam, “ısınıyor musun?” İhtiyar; elindeki demirle ateşi karıştırarak, “hayır evlat” dedi “karanlığı yakıyorum.”
Ocak 2009, İstanbul
