Dönüp bakınca
Sevgilim bir lâhza bakınca bana
Göz taşlarını kalbime doğru fırlatınca
Tersine akar bütün sular, bütün yollar ve kavimler
Senin tadında olur her şey, kanaviçe kıvamında!
Dönüp bakınca, bakır bir el
Alnımızın terini abla şefkatiyle siler
Dönüp bakınca, ansızın
Milyon kere milyon ateşböceği olur gecemiz!
Bu tabloyu kim getirip bıraktı şimdi buraya!
Yılların ötesinden gelir gibi, kan ve pas içinde;
Ben ki, üzerimdeki ten elbisesini çıkarıp atmışım bir kere
Kanayan yerlerime aldırmaksızın, dipsiz boşluklara
Savurup atmışım başımdaki heyheyleri göğün bulutlarına
Ben ki, nasıl övüneyim şimdi seninle ey taş!
Bir bakıyoruz, şu kutsal evimizin yüreğisin sen!
Bir bakıyoruz, seni kutsayan insanların putusun!
Seni sevgilimize atanların elleri şimdi ne olsun!
İki dağ arasında kalsın mı onların şehri!
Yedi kat yerin dibine gitsin mi evleri!
Sevgilimizin dişini kıran sen, kanını akıtan sen!
Asıl seni ne yapayım şimdi ben ey taş!
Hangi azgın ırmaklara atayım!
Hangi kuyularda yapayalnız bırakayım!
Tabloda gidip gelen gölgeler
Her gölgenin içinde taş taşıyan gövdeler…
Bu ne yaman bir serüvendir böyle ey taş!
Seni kimler kargışladı, söyle bana!
Bu yolculuğa hiç çıkmasaydın keşke!
Yağmurlarda ıslanıp tabiatta yeşerseydin
Sevgilimize ilişmeyip çocukları ayaklarından öpseydin
Ya da bir avuç toprak olsaydın kapımızın önünde!
Ben ki ah, sevgilime bakınca
Milyon kere milyon kanaviçe olur bağçemiz!
Editör’ün Not’u: Yedi İklim’in Kasım 2008 sayısında yayınlanmıştır
1960 Çanakkale doğumlu. İlahiyat Fakültesi mezunu.



Serüveni merakla takip ediyoruz Adem Ağabey.
serüven devam edecek inşallah efgan kardeşim.
ne olur bana bir “taş” at!…
Çünkü taşlardan öyleleri vardır ki, onlardan ırmaklar fışkırır, öyleleri vardır ki yarılır, ondan sular çıkar, öyleleri vardır ki Allah korkusuyla yuvarlanır. 2/74