Hem gecesiyim ben bu taşın, hem gündüzü
Hem mağaradaki uykusuyum, hem kuyudaki hüznü
Kapanır omzuma her günün sonunda bir öksüz gibi
Dilinde kelepçe, gözlerinde o amansız mühür
Kapanır içine, kapanır odalara, kapanır gördüğü bütün yolculara
Sonra, alıp durgun sulardan şu kırılgan yüzünü
Çekip gitmek ister bir gezgin gibi eylül yağmurlarında.
Dört mevsim sağ yanımda taşırım ben onu, kimse bilmez
Bir bohçaya sarıp türlü tılsımlardan geçiririm dağlı yanımla.
Her gece ninniler söylerim ona küçüklüğünden beri:
Uyu bebek taşım uyu, yalanlarla değil şiirlerle büyü.
İşte böyle; bir taş bu, sadece bir taş! Kaşıyla, gözüyle
Cânıyla, cânânıyla, sevinciyle, öfkesiyle bizim olan bir taş!
Her şafakta horozlarla başlar güne, ezanları dinler huşû ile
Bir bakmışsınız, kardeşleriyle Bağdat’tadır kanlar içinde
Ya da, Kafdağı’ndadır otuz kuş ve Simurg ile birlikte;
Gözlerinde ateşböceklerinden aşırdığı rüyâ, kanatlarında kanaviçe!
Akşam olunca gelir ve kaybolur göğsümün kafesinde usulca.
Tepeden tırnağa cehennem olan bir şey söyle bana şimdi ey taş!
Yaksın bütün sokakları, yaksın şehri boydan boya o amansız ateş!
Bense boynumdaki urgan ile çarşılarda ciğer satıp dolanayım
Görsün bunu cümle âlem, görsün kulelerinde kadife yelekli şâirler!
Cahid Efgan Akgül | Çarşamba, Kasım 21, 2007, 12:11
âdem tûran şiirini seviyorum.. üstüne ekleyecek başka sözüm yok!