Arayış, bir yaşam biçimidir…

2

Aramak fark etmekle başlar. Çünkü fark etmek kaybı görmektir. İnsan neyi kaybettiğine ise kolay kolay karar veremez. Doğal olarak arayışın hangi çizgide ilerleyeceği de neyi kaybettiğine bağlıdır. Bu yüzdendir ki (üstad İsmet Özel’in de dikkat çektiği gibi) aramak, “neyi kaybettiğini hatırla”makla başlar…

O halde şu varsayımla başlamak yanlış olmaz ki; en azından aramak için eksikliğini fark edecek, eksikliğinin ne olduğuna karar verecek bilinç gerekmektedir. Bundan sonrası düzgün ilerlemese de arama eylemi gerçekleşmiş olacaktır. Peki bu bilinci edinmek başlı başına bir yaşam biçimi değil midir?

Farkındalık bir yaşam biçimidir. Çevremize baktığımızda, soframızda ekmeğimizi paylaştığımız insanları incelediğimizde ne yaşadığının farkında olan insan sayısının az olduğunu göreceğiz. Bu kaygılanma ile alakalı bir durumdur. Neyin kaygısını güdüyorsanız ona göre davranırsınız. Eğer bilmek ve bildirmek için çaba sarf ederseniz farkında olmaya başlarsınız. Tam tersi bilmek ya da bildirmek istemezseniz yükünüzün de hafif olması için gayret edersiniz. İlk feda edeceğiniz merakınız ve arama duygunuzdur. Böylelikle hafifleyecek ve gerçeği fark etmemeye başlayacaksınız. Tıpkı bir alkoliğin içinde kaybolduğu şişe gibi hayatın içinde kaybolacaksınız. Aslında hayat, dışımızda bir kavram gibi gözükse de; kişi ile özdeştir. Bu durumda içinde kaybolduğumuz hayat bizzat kendi mahzenimizdir. Işığın kaynağını aramayan bir göz, karanlıkta ne kadar büyüse de kendi dışına taşamaz. Kaderi karanlıkta kalmak olarak çizilir. Ancak bu çizilmede kişi edilgen değil bizzat olayın içindeki etkin unsurdur.

Arayış Bir Yaşam Biçimidir
Arayış Bir Yaşam Biçimidir
Eksikliğinizi fark ettiğinizde hemen neyi kaybettiğinizi düşünürsünüz. “Acaba” ile başlarsınız “belki” ile devam edersiniz. Bulana kadar bu böyle devam eder. Neyi kaybettiğinizi ya da neyin eksik olduğunu hatırladığınızda bitmez hemen bu süreç (Ki burada hatırlamak kavramının kullanılması tesadüfi değildir. Hatırlamak önceden bilmeyi gerektirir. Bu da doğmadan önce de bir yaşantımız olduğu hatta o yaşantıdan izler taşıdığımız anlamına gelir). Bu kez gerçekliğinizi sorgulayarak o kaybın sizdeki yansımasını bulmaya çalışırsınız. Kaybın yansıması size arayışa dair ipuçları verir. Eğer kayıp size yansırken anlamlı bir bütünlük ortaya çıkıyorsa, aramanız gereken şey ortaya çıkmıştır. Eğer anlamlı bir bütünlük çıkmıyorsa kendinizi sorgulamaya devam etmeniz gerekmektedir. Ta ki uygun kaybı bulana kadar. Buraya kadar atılan adımlar sadece ön hazırlıktır. İş, kaybı belirledikten sonra başlar.

Kaybettiğini aramaya koyulan herkes yeni şeyler kaybetmeyi de göze almalıdır. Ne kazanacağı ile ne kaybedeceği arasındaki ilişkiyi, yoldan ne beklediği belirleyecektir. Eğer yolda olmaksa maksat her halükarda kazanan taraf olacaktır. Ancak sonuçla ilgili kaygısı varsa sonuca ulaşmadan kaygıları da sona ermeyecektir. Simurg’un öyküsünde olduğu gibi amacı yalnızca Anka Kuşu’nu görmek olanlar geri dönecek ya da yolda telef olacak; Anka Kuşu olmak isteyenler ise yola devam edeceklerdir. Ancak Üstad Feridü’d-din Attâr’ın beyitlerine taşıdığı talep, aşk, marifet, istiğna, tevhid, hayret, fakr ve fenâ vadilerini geçmek koşuluyla … Kaybedilen değerliyse bulunması da kolay olmamalı; çünkü değer çoğu kez zorlukla doğru orantılıdır.

Aramak fark etmekle başlar… Çünkü fark etmeden özgünlük yakalanamaz. Ancak özgünlüğü yakalayan insan arar. Fark etmiş, farka bakıp farkı görmüş, farkı gidermek için farklı yollar aramaya başlamış, farklı yolun farklı yolcusu olmuştur…

Hulasa aramak için yola çıkmak, yola çıkmak için eksiğini tespit etmek, eksiğini tespit etmek için farkında olmak, farkında olmak için de bilinçli olmak gerekir. Bir de tüm bunları yapmak için yaşam biçimi geliştirmek değil yaşam biçimi olduğu için yapmak gerekir. Çünkü arayışın vadileri uzun ve zorludur. Bulmak için kaybetmeyi göze almak gerekir.

Yazar Hakkında

Ömer Vural

Ömer Vural

1976 Trabzon-Of doğumlu. 1998 yılında Selçuk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü'nden mezun oldu. Yazıları yerel (Taşra,Jurnal,Aşiyan) dergilerde yayımlandı. 2000 yılında Barış Dalkılıç ile Lâ'l e-dergiyi kurdu. Uzun süren e-dergi debelenmeleri, yerini portal genişliğine bıraktı. Halen felsefe grubu öğretmenliğinin yanı sıra Lâ'l genel yayın yönetmenliğini yürütüyor. | Yorumları
2
Adet Yorum Listeleniyor...
  1. 1yulun eke
    8:42 pm | Ocak 8, 2008

    altı çizili koyu yazılar biraz beni yorsa da “aramak” için hiç de fena bir başlangıç sayılmaz. oldum olası severim bu tarz yazıları. en çok hoşuma giden de bir yandan kaybettiğini hatırlamakla, bir yandan kaybetmek… meselesinin incelikle verilmiş olması, pek de hissettirilmeden.. fakr, fark.. lakin şu yaşama biçimi ve bilinç meselelerine sanki biraz daha mı derinleşmeli. fakr, zaten öne çıkan o yaşam biçim[ler]inden paçayı sıyırmak olabilir mi? bilinç, bilinç dediğimiz her ne ise onu yitirmenin yeri midir? yitiği olanın bilinci olur mu?
    bakın bunları sormam bile bu yazının isabetini gösterir. el hak.. selam olsun…

  2. 2Ömer Vural
    11:31 am | Ocak 9, 2008

    fakr … fark …
    Bu yazıyı iki kelime ile anlatmak istesem bunları tercih ederdim… Soframa buyurduğunuz için teşekkür ederim.. :)
    Üç küçük not düşmek istiyorum …
    Altı çizili, koyu ve italik yazı modellerini bu denli uygulamaya son iki yazı ile başladım. Bu, tamamen yazıyı monotonluktan çıkarmak için bir yöntem :)
    Fakr, Attâr’a göre kendini kaybetme aşamasıdır. Ama neden sonra: Aslolanı bulduktan sonra. Yani bulmadan kaybetmek yok … Bu yüzden yönelim için bilinç gerekiyor ya da talep …
    Yaşama biçimi ve bilinç gibi konular geniş ve muğlak konulardır. Ne kadar derinleşseniz de sığ kalırsınız … Ama diğer yazılarımda bunları daha derinlemesine işleyebilirim. Hatta yazılarımın hemen hepsinde bu kavramlara ya değinilmiştir ya da civarından geçilmiştir.
    Selam bizden …:)

Yorum Ekleyin