Anne söylesene…
Anne, bak…
Şuradaki çocuklara.
Elleri çamur içinde ne güzelde şekil veriyorlar öyle…
Anne,
Anne, barbie bebeklerimi versem değişirler mi çamurdan oyuncaklarını benimle?
Onların anneleri kızmıyor mudur ellerini çamura bulaştırmalarına?
Yoksa anne, tek oyuncakları çamurdan yaptıkları şekiller midir?
Anne söylesene…
Anne, bak…
O çocukların ayaklarındaki terliklere…
Terlikler kışın da giyilir mi anne?
Öyleyse sen neden yaz bitiminde kaldırıyorsun dolaba terliklerimi?
Anne ayaklarında çorapta yok üstelik…
Üşümüyor mudur onların ayakları?
Ve ağrımıyor mudur karınları?
Kızmıyor mudur onların annesi? “Çorap giy ayağına” diye…
Anne susma, söylesene…
Anne, bak…
Ellerinde kuru bir ekmek…
Doyuyor mudur karınları onunla?
Sıcak yemek yemeden doyar mı anne karınlar?
Daha mı tatlıdır, içi boş, kuru bir ekmek?
Anne, hadi söylesene…
Anne neden sustun?
Ne düşünüyorsun anne?
Hani şükretmekten bahsetmiştin ya,
Şimdi mi yapmalıyım onu?










11:03 pm | Haziran 19, 2008
anahtar kelimeler doğrultusunda ne söylenebilir diye düşündüm de:
anne yoksulluğu şükürle besliyor..
şükürle yoksulluk zenginleşiyor…
ve o çocuklar daha mı mutlu ne
o çocukluğumuz daha mı huzurluydu ne?
yüreğinize sağlık…
11:13 pm | Haziran 19, 2008
oldum olası bu kadar açık bu kadar alalade acitasyonları sevmemişimdir bunu da sevmedim. eski türk filmlerinin meşhur emrah tiplemesinin farklı bir boyutu…ama bunu dursun ali erzincalı denilen adam okusa bir albüm yapsa sanırım iyi satış yapar…nasıl olsa günümüzde insan duygusu sömürmek kadar kolay bir iş yok…özelllikle din duygusu sömürgecileri…
sonra bide tabi akla gelen her cümle alt alta dizilince şiir olmaz. olmamalı. oldurtmamalı.
12:31 am | Haziran 20, 2008
Mavi Çocuk, ‘ajitasyon’u lugat anlamında mı kullandınız? Eğer öyle ise, ben burada bir ‘kışkırtma/ajite etme’ göremiyorum, yenide okudum yine göremedim
Cehaletimi mazur görün, ‘acı/acındırmak/acıtmak’ kelimeleri mahreç alınırak üretilmiş bir kelime olma ihtimali var mı bunun? Öyleyse veyl…
Diğer mesele; yukarıdaki şiirden azade olarak, bir şiiri seçkin yahut alelade yapan kıstasların fazlasıyla afakî olduğunu biliyorum. Mamafih, ‘akla her gelen cümlenin şiir olamayacağı’ ifadenize katılamıyor olmam da bir şey ifade etmeyecek bu sebeple, çünkü yukarıdaki mısraların akla ilk geldiği haliyle dizildiğinden emin değiliz.
Aslında şunu diyecektim: Şair şiirine kefil değilse elbette onu görücüye çıkarmadan önce düşünmeli. Gelgelelim, görücüye çıkmış bir şiiri de ‘Emrah tiplemesi’ ‘Dursun Ali Erzincanlı’ teşbihleri ile ya da ‘duygu ve din sömürücü’ çıkarsamaları ile ele almaktansa salt olur’u ya da olmaz’ı olarak ele almaktan yanayım.
Nihayetinde şiir şiirdir ve diğerleri de gelir-geçer ve bize (Gök Ekin’e) dokunmaz şeylerdir.
3:31 pm | Haziran 20, 2008
Fransızca, “Agitation” kökünden gelen “ajitasyon” değildi yukarıda kullandığım. Ses olarak benzerliği bulunduğu için, türk diline bu sayede kazandırılmış saydığım, “acitasyon” kelimesidir. Kurduğumuz kelimeleri,TDK kurallarınca kurmamız gerekirse eğer, elbette yanlış, anlamsız, yanlızca halk dilinde geçerli olan bir kelime olarak karşımıza çıkar.
Dediğiniz gibi, ‘acı/acındırmak/acıtmak’ kelimelerinde türetilmiştir.
Ve elbette şiirlerde yer alan hüzünlü atmosferi, bu acitasyon ile karıştırmamak gerek. Örneğin Cahit Zarifoğlu’nun
”
ah şu yalnızlık
kemik gibi…
ne yana dönsen batar..”
Bu işte bir hüzündür bir şiirdir. İnsanı hüzünlendirir ama insanı yıkmaz, bir gerçeği ifade eder. Bir şey söyler. Bir derdi vardır şiirin. Ve bunu verebilir. Ve okurken hüzünlenemezsiniz bile; çünkü o kadar iyi anlatmıştır ki, dizelerin güzelliğinden o ikinci kanala yani, “hüznün kanalına” geçmekte zorlanırsınız.
Ya da Cemal Süreyya’nın şu şiiri:
“şimdi sen kalkıp gidiyorsun. git.
gözlerin dururmu onlarda gidiyorlar. gitsinler.
ben senin gözlerinsiz edemem bilirsin
oysa Allah bilir bugün iyi uyanmıştık.”
Kim boğulur ki bu güzel dizelerin içinde…
Ya da:
“hadi sevin
bu son yenilgindir kalbim
başını yere saplayıp son çıkışın buralardan
kaybettik Vezir’im bu cephe artık bize haram
kaybettik, son atın rüzgar kaldırdı naaşını…”
Bunlar şiirdir işte. Kim kalkamaz bu şiirleri okuyunca yerinden. İnsanın “hayır kaybetmedik daha” diye bağırası gelmiyor - mu sizcede..
En nihayetinde “şiir şiirdir” tanımlamasının ne kadar absürd olduğunu, benden daha fazla -eminim siz biliyorsunuzdur sayın abim. Ve bunu gerçekten inanarak söylediğinize inanmıyorum. Çünkü “her şiir şiir değildir ve yemin ederim olmamalı..
2:34 pm | Haziran 21, 2008
Abiler öncelikle teşekkürler (sonsuz olanından),Gök Ekin’ e kabul gördüğüm için…
Ve yine teşekkürler,okuduğunuz ve yorumladığınız için.
” sonra bide tabi akla gelen her cümle alt alta dizilince şiir olmaz. olmamalı. oldurtmamalı.”
Birkaç cümleyi alt alta dizdim diye yazıvermedim/yayınlaymadım. Gözümün önüne gelen ve zihnimi kurcalayan bir noktayı dile getirmeye çabaladım acemi kalemimle,acizane…Benim iç sesim okuyunca acitasyon/ajitasyon durmamıştı ama demekki farklı iç sesler farklı perdeden okuyorlar.
Gözümün önüne gelen şey bir “Küçük Emrah” filmi katiyyen değildi,yahut ben o tadı verme çabasında değildim.Keza Dursun Ali Erzincanlı için de değildi.
Eleştirmiş olmanız beni çok memnun etti (bundan fayda göreceğime kanaat getiriyorum,kendimce).
9:53 am | Haziran 24, 2008
Şiirin kalesi mi var?
Oldurtmamak ne demek?
Kavramlar matinesi bilmenin alameti mi?
Şiir kimin için var?
A milli takım keşke yenilseydi.( Küçük bir çocuk yaralanmayacaktı)
”Anne neden sustun?
Ne düşünüyorsun anne?
Hani şükretmekten bahsetmiştin ya,
Şimdi mi yapmalıyım onu?”
‘Ağırlık yapmayan herşey hafif değildir aslında.’
7:10 pm | Haziran 24, 2008
Evet, vardır şiirin kalesi, Cahit Zarifoğlu başlıbaşına bir kaledir. Ve hiç bir zaman yıkılmayan bir kale. Yıkılamayacak bir kale. Bütün şair geçinenler gidip o adamın şiirlerini öpmeli. Cümle artıklarını şiir zannedenler, gidip o adamdan af dilemeli..
Oldurtmamak, o kadar derin o kadar derin bir anlama, bir hikmete sahipdir ki, söylesemde anlatsamda anlamassınız. O yüzden yorulmayın…
a milli takım iyiki yendi iyiki o son dakikada o golü attı ve iyiki yarı finale çıktı ve iyiki o millet sokaklarda sabaha dek çılgınlar gibi içip içip sızdı iyiki o gol geldi ve o millet birikmiş sinirini sitresini bağırarak attı ve birbirlerini yemediler ve iyiki o çocuk o kurşunu yuttu aferim o çocuğa yoksa acıma duygunuzu bile kaybedecekdiniz
hafifcümlelerlekurulubirzihniyetisilmekokadarbasitkiaslındaiçimdeki
ağırlıktanbunacesaretedemiyorum
9:33 pm | Haziran 24, 2008
FİLİSTİNLİ YUSUF UEFA MAÇLARINI İZLİYOR
bir kafa vuruşu nihattan
top kaderin elinden
sahra dikeni tohumu gibi
salına salına
semihin önüne iniyor
semih sağ ayağıyla topa basarken
rüyalardaki ağır çekimle
dönüp yusafa bakıyor
….
….
ama yüzü su olup akıyor
su olup akıyor su olup akıyor
ve suyun üstünde
milyonlarca top
milyonlarca top
ağları havalandıran
hepsi yusufun golleri
hepsi yusufun golleri
hepsi yusufun golleri
bugün yusufu
kuyudan çıkardı kervancılar
bu akşam yusufun babası
şükür yine sağ döndü kampa
bu akşam yusufun babası
gülerek girdi
çadırın kapısından içeri
kucağında bir kavun
iki somunla
CAHİT KOYTAK 22-Haziran-2008
11:01 am | Haziran 25, 2008
Mavi Çocuk!
‘’Şiirin kalesi mi var?’’ şeklinde sorarken; insan, birikim ve biriktirdikleriyle hayat ve ötesi hakkında kendi kalesini de kurmalı, temelinde konuyu açarsınız diye düşündüm. Cahit Zarifoğlu kendi kalesinin sağlamlığıyla diğer insan övgüsünü zaten almakta, hatırlanmakta bir yol ve yönteme de imkân tanımaktadır. Kişilerin kalesi vardır. Bazıları zayıf, bazıları güçlüdür. Bunun sağlamasını zaman yapar, okuyucu yapar. Beğenmemek bir duruştur, ifade biçimi ise ‘’Cümle artıklarını’’ aratmayacak üsluba dönüşürse (sizi tenzih ederim) bu, küstahlıktır.
‘’Oldurtmamak’’ Yanımda bu tür kelimeleri taşımamaya özen gösteriyorum. Bu ‘hikmetin(!)’ sırırına vakıf olamayışıma üzüldüğümü söyleyemem.
İnsanın acıma duygusu vakıalarla varlık kazanmaz. Tepkiye dönüşmesi için sebepler aramak yerine her an sebeplerin öncesinde muhakemeye imkan verecek dirilikte olmalıdır. Konuyla ilgisi olmamasına rağmen protest bir cümleyi maç havasına sokmak hoş olmadı. Hayat’ın içinden bir kareyi dikkate sunmak istemiştim. Zafer şarkıları bir yerde çığlığa dönüşüyorsa şair o sesi de duymalı demiştim. Toptan yok eden, kötüleyen, kıran yakıştırmayan bir üslubun tarafı olmamalı demiştim.
Birkaç kişinin birden, Bir gencin sadece sessiz olma ricasına, ölümle sonlanan bir cevabı verebilmesi sevinci-sevinçleri ne kadar kutsaldır. Bunu o çocuğun ailesine hikmetli sözlerle anlatmak sanırım muhataplarına düşer. Evet ‘’sabaha dek çılgınlar gibi içip içip’’ sızın, bağırın stres atın ‘’çocuklara kurşun yutturun’’ bizde acıma duygumuzu hatırlayalım. Bu sözler eminim sizide rahatsız etmiştir. Tartışmak değil, değerli fikirlerinizden istifade etmek isteriz. İnsanlar cümlelerini kurarken içlerindeki ağırlıkla onları tanıştırmazsalar takdir edersiniz ki kimisi havada kimisi yerde kalır. Bu da göz yorar.
Bu diyalogu uzatmanın anlamı yok.
Yazılmış bir şiiri eleştirebiliriz evet iyi olmamış diyebiliriz. Ya da çok güzel olmuş deriz. Ama bunu yaparken üslup daha farklı olmalı.
Mavi çocuk başarılar dilerim. Saygıyla.