January 7, 2009, 4:22

Anladık yazmak farklı ya okumak…

Cumartesi, Ekim 18, 2008, 17:32

Okullarda edebiyat dersi olması iyi bir şey midir?

Müfredat bakımından okul kitapları gayet güzel… Kitaplar eğitimde yeni yaklaşımlar dikkate alınarak hazırlandı. O kadar güzel konular var ki… Mesela lise iki de dört saat edebiyat, dört saat dil ve anlatım dersi var. Bir yandan tarih diğer yanda pratik… Üç üniteden ibaret olan dil ve anlatımda ünite isimleri bir fikir verebilir: Sunum, tartışma, panel; Anlatım ve özellikleri; Anlatım türleri.

Okullarda [üniversiteler dâhil] edebiyat öğretiliyor mu sahiden? Kendi okul zamanlarınızla şimdiyi göz önünde bulundurarak söyleyebilir misiniz?

Okullarda başarıdan söz edebilmemiz için şahsi çabalar gerekiyor.  Yaklaşım bu konuda ÖSS’de kaç soru çıkacak. 40-50 kelimelik bir sözcükle konuşup, hiç yazmadığımız bir ortamdayız. Kimden ne bekleyelim. Ne yazık ki test sistemi öğrencilerin konuşma, seri düşünme ve tahlil yeteneklerini dumura uğratıyor. Yoksa yukarıda verdiğimiz lise iki örneğinde sekiz saatlik bir haftalık eğitimden bahsediyoruz. Bu sürede neler başarılmaz ki. Kim eğitim verecek ki? Temel eserleri tahlilci bir gözle üç beş defa okumamış, sorduğunuzda size yazarının üslubu hakkında üç beş cümle söyleyemeyen, rahatlıkla “okumadım” diyen birçok eğitimciyle yüz yüzeyiz. Onların da çoğu test kültürüyle yetişmiş. Kitap okutma zevkini kazandırmaktan oldukça uzak. Öğrencisiyle cep telefonu markalarıyla iletişim kurabilen edebiyat öğretmenleri bile var. Anlattığı hiçbir türde kendi ürününü okuyamayan, belki de ömründe eline kâğıt kalemi almamış, hasbelkader edebiyat öğretmenleri… Gönlünde olamadığı mesleklerin hüznü… Olaya maaş açısından bakan… Biraz da öğrenci kalitesiyle alakalı bir durum…

Edebiyat öğretimi kişiyi, edebiyatla buluşturduğunda ya da buluşturmadığında bunun nedenleri nedir, sorumluları var mıdır? Buluşmayı sağlamak için ne yapılabilir?

 

Eğitim sistemi, öğrenci, toplumun beklentileri, bazı meslektaşlar. Materyalizmin çepeçevre kuşattığı bir kültür… Almanın satmanın konuşulduğu bu konuda zayıf olanların toplumun dışında kaldığı bir ortam… .     

Edebiyat öğretiminin günümüz edebiyatıyla bir bağ kurabildiğini düşünüyor musunuz, böyle bir şansı olabilir mi?

 

Öncelikle eğitim elemanları, -bu tabirin biraz kaba olduğunu ifade edeyim- yeni yayınları takip etmiyorlar. Elinde yeni çıkan kitaplar olan edebiyat öğretmeni o kadar az ki. Anladık yazmak farklı ya okumak. Bu işin işçiliği tarafında da yokuz. Takip edemediğimiz bir dünya ile iletişim nasıl kurulabilir.  

 Edebiyat öğretiminin okuma ve üretme süreçlerine katkısı var mıdır, hangi yönde?

Tabi ki ideal olan bu… Okullarda bir moda var. Yıllık dergiler çıkarılıyor. Ne yazık ki edebiyat öğretmenlerinin bir kısmı ne kendi eserleriyle ne de öğrencilerinin çalışmalarıyla bu çabayı destekliyorlar. Bu her zaman böyleydi. Şu an okullarımızda tepe tepe kullanabileceğimiz en az sekiz saat bir edebiyat imkânımız var.   Ve edebiyat öğretmenlere bırakılamayacak kadar önemli bir ders…

Kendi zamanınızda genelde edebiyat, özelde şiirle karşılaşma imkânlarınızla, şimdi arasında nasıl bir ilişki görüyorsunuz? İnternet bu durumu hangi yönde etkiliyor?

Aslında sözlü kültürün zayıfladığı yazılı kültürünse bizlere ömür “attaya gittiği” bir dünyada yaşadığımızı düşünüyorum. Bu konuda TV ve internet imdadımıza yetişti. Buralarda işe yarar sadra şifa bir metin bilgi aradığımda çoğu zaman elim boş çıkıyorum. Kes, kopyala, yapıştır… Al sana metin. Şu yüz temel eser hikâyesi var bir de… Kuşa çevrilen klasikler. Orijinaline hiç benzemeyen, okuma değil sayfalama zevkine hitap eden, Zararlı oyuncaklar gibi.  

Küçük-büyük demeden edebiyat ve şiirle karşılaşma imkânlarımızı nasıl artırabiliriz?

Okuma grupları oluşturulabilir. Mesela okuryazar mektebi gibi… Tahliller farklı okuma tecrübelerinin paylaşılması, kitapları tercih sebepleri, usta sayılan kişilerin dinlenmesi gibi… Düzenlenecek şiir geceleri dar veya geniş katılımlı olabilir. Yerel yönetimlerin il kültür müdürlüğü, belediyeler, sivil toplum örgütleri, dâhil edileceği bu tür çalışmalar edebiyat çalışmalarımızı daha verimli kılacaktır. Burada bizi bekleyen bir tehlike de bu işe heveslenen insanların tahammüllerinin az olması. Bedel ödemeli. Kadru kıymet bilinmesini beklemeden önce bir kitap okuyor olmak, maalesef geçer akçe değil. Bazı gazetelerin yaptığı atölye çalışmaları yaygın hale getirilebilir. Bu konuda ÖSS sadece bir mazeret, kötü bir kaçamaktır. Ezber kültürü de eli kolu bağlayan, aslında eğitim kadrosunun öteden beri işine yarayan bir imkândır. Bize tarih, kültür ve medeniyet hissi veren divan edebiyatına daha fazla yer verilebilir. Bunun için de asgari düzeyde bir Osmanlıca eğitimine ihtiyaç vardır. Temel eserlerin seçimi bu noktada isabetlidir. Onların takibi ile asgari bir kültür ortamı oluşturulabilir. Edebiyat öğretmenlerimiz kendi çaba ve gayretleriyle edebiyat grubu derslerini daha keyifli hale getirebilirler.

Çalışmalarınızda başarılar dilerim.

Selamlar.

halis demir

halis demir

1968 Sivas doğumluyum.Sivas İmam hatip lisesi mezunuyum.Marmara İlahiyat fakültesini bitirdim.Lise ve üniversite yıllarımda dostlarımın dergi ve gazete çalışmalarına mutevazı katkılarda bulundum. Bir kaç yıl İstanbul merkezli bir haftalık siyasi bir derginin tashihinde bulundum.Bu arada öğretmenliğe başladım. İslam hukukunda ihtisas çalışmalarında bulundum.Halen öğretmenlik yapıyorum.Evliyim, üç çocuğum var. İlgi alanlarım edebiyat, daha çok okuma şeklinde, genel olarak hukuk, çevre ve ağaçlandırma konuları. | Yorumları
Yorum yazabilir, veya kaynak gösterebilirsiniz.

“Anladık yazmak farklı ya okumak…” başlıklı yazıya ait bir yorum var

  1. Yunus Nadir Eraslan | Cumartesi, Ekim 18, 2008, 17:37

    Hoş geldin bir tanem, hoş geldin ciğerparem hoş geldin. Ara sıra da olsa -bize de öyle gelirsin- gel e mi? Şerefyab oldum ustam.

Görüşünüz