Frank McCourt’ a Pulitzer ödülü getiren bu roman oldukça çarpıcı konusu ve üslubuyla bu ödülü fazlasıyla hak ediyor. Fakat bu romanın da filmi yapılınca bence kitaba en büyük haksızlık yapılmış. Bu: romanda ki geniş tasvirlerin ve buna binaen kişilerin hayallerinde giydirdikleri suretlerle filmin örtüşmemesi, basit senaryo, kötü oyunculuk vb. nedenlere bağlanabilir. Aynı fikre ‘Germinal’, ‘Kolera Günlerinde Aşk’ gibi okuyup hayalimde canlandırdığım ortamlarla ve karakterlerle uyumsuzluğu filmde görünce kapıldım. (Fight Club bir istisna)
Romanı filme uyarlarken zorluk yaşanması doğal fakat Angela’nın Küllerin de durum biraz farklı. Şöyle ki: roman büyük ölçüde yazarın başından geçenleri kendisinin anlatması şeklinde yazıldığı için bir zamanda ilerleyiş var (Her romanda olduğu gibi), yani kahramanın annesi babasıyla tanışıyor. Sebepler oluşunca kahraman dünyaya geliyor ve başından geçenleri anlatıyor. Ne zaman anlatıyor? Yetişkin döneminde… Bu nokta neden önemli?
Bu soruyu Edward Hallet Car’ın “Tarih Nedir?” kitabını okurken edindiğim bir fikir ile anlatmak isterim. Car’a göre tarihçi: Bir tarihsel olayı incelerken bu zamana göre inceler yani tarihsel olguya bir yorum getirir. Adını şu an hatırlamadığım biri şöyle demiş: “Olgular çuvala benzer, dik durması için içini doldurmak gerekir”. Romana dönersek yazar geçmişi anlatırken bu zamandaki ruh dünyasıyla yazıyor. Mesela: Şeker Portakalı bir çocuk kitabı mıdır? Bence hayır. Çünkü oradaki duyguları anlamak için çocuk olmamak gerek. İnanın bir çocuk için çok anlam ifade etmez ama benim gözlerimi 20 yaşında ıslatmıştır.Kitaptan fazla uzaklaşmadan bir noktayı daha belirtmek gerek: Yazar okuyucu düşünerek yazar. Cümle biraz kötü oldu ama şuna işaret ediyor: yazar kitabı yazarken okur kitlem nasıl algılayacak diye mecburen düşünür. Bununla kalsa iyi… Bir de maddi yönünü düşünür. Acaba bestseller olacak mı? Kaç dile çevrilecek? vb. hal böyle olunca yazar fakirliği İrlanda’yı Amerikan toplumuna nasıl anlatmayı düşünmüştür. Bunu yazarı eleştirmek içi söylemiyorum. Aynı durum Orhan pamuk içinde geçerli o Avrupa’yı düşünerek Türkiye’yi anlatmış olabilir mi? Evet olabilir. İşte bu noktada okuyucuya düşen neticeye bakmaktır. Romanın vermek istediği nedir? Bu vermek istediği uğruna belki abartıya kaçtı. Belki olduğu gibi yansıtmadı. Ama bir gerçeğe parmak bastı. (Kafka kemiklerin sızlamasın. Sen öldükten sonra yayımladılar. Biliyoruz.)
Bu düşünceler ekseninde tekrar kitaba dönersek; yazar çocukken çocuk gibi yazmış, ergenken ergen gibi yazmış, gençken genç gibi yazmış diyebilir miyiz? Evet yukarıdaki sözlere binaen bu imkansız. Ama bence buna en çok yaklaşan kitap budur. İşte tam bu noktada filme çevrilmesi en kolay olanlardandır.
Yazar oldukça doğal kendini ve ailesini övmekten uzak, okuyucu gerçekten dürüstlüğüne ikna edebilecek yapıda. Fakat zannedersem filmin yapımcıları şunu düşünmüşler: eğer burayı bu şekilde anlatırsak izleyici beğenmeyebilir. Ama çıkarırsak filmin konusu kopuk olur. Ne yapalım? Değiştirelim.İsterseniz bunu; yazar için belki de en çok üzüldüğü, belki yayınlarken en çok çekindiği kısım üzerinden örneklendireyim.
Romanda yazarın babası ailesini bırakıp İngiltere’ye çalışmaya gider. Güya onlara para yolluyacaktır. Ama baba içer ve para göndermez. Ev sahibi bunları even çıkarır. Bunlarda ailecek annenin kuzenine taşınır. Kuzen üst katta yatmaktadır; ve aileyi hizmetini görmek karşılığında yanında tutar. Anne ile kuzen arasında ilişki olur. Çocuklar tabii sesleri duyarlar. Yazar evi terk eder filan. Şimdi yazar burada annesinin onların evden kovmaması için böyle bir şey yapmış olabileceğine ve kendi isteğiyle yapmış olabileceğine eşit yaklaşır. Ama film bunu yapmaz. Bir anne bunu yapmamalıdır. Tamam bende böyle düşünüyorum. Ama burada bir de gerçeklik var değil mi?
Buna bir başka örnek Tolstoy’un İtiraflarım kitabı. Kitabın bir çevirisinde halası Tolstoy’a “Evli bir kadınla ilişkiye gir, bu insanı olgunlaştırır” der. Başka bir çeviride halası Tolstoy’a evlen der. Aradaki farkı görüyor musunuz? Hangisi doğru bilmiyorum ama büyük bir fark olduğu kesin.
İşte bu yüzden cemil Meriç: her çeviri bir yeniden yaratış der.
Bitirirken; bu kadar mükemmel yazarlara niye bu kadar haksızlık eldir? Yazarın düşüncelerini manipüle etmekten daha büyük bir haksızlık olur mu? Bu ayrıca okuyucuya da haksızlık.
Angela’nın Külleri mükemmel bir kitap. Benim söylemek istediğim; izlemeyin okuyun. Son olarak; okumanızı istediğim için romanı anlatmadım. Ama okurken nelerin farkında olup da okunmalı hususunda birkaç söz söylemek istedim.
| Etiket | Açıklama |
|---|---|
| Film: | Angela's Ashes |
| Yönetmen: | Alan Parker |
| Gösterim Tarihi: | 14 Nisan 2000 (Türkiye) / Diğer Ülkeler |
| Tür: | Drama |
| Etiket: | The Hopes of a Mother. The Dreams of a Father. The Fate of a Child. |
| Seyirci Puanı: | 7,905 seyirci, 10 üzerinden ortalama 7.0 puan verdi |
| Süre: | 145 dk. |
| Ödüller: | Nominated for Oscar. Another 5 wins&10 nominations |
| Oyuncular: | ... |
| Diğer: |
|
| Filmden Sahneler: | ![]() Angela's Ashes |