Ama bir şarkıda geçer adımız
580 izlenim
İstanbul Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümünde okuyordu. Sancılı, başarısız, kaotik bir öğrencilik dönemi idi onunki. Şiire sarılıyordu O da. Bir gün şiirlerini dosya hâline getirdi ve onları basacak bir yayınevi aramaya koyuldu. Ancak kapısını çaldığı yayınevlerinin hiçbirinden istediği cevabı alamadı. O da öğrenci bursu karşılığında bir matbaa sahibi ile anlaşıp bastırdı kitaplarını. Çok zor şartlarda okumaktaydı. Buna rağmen her ay aldığı bursu, bastırdığı kitabının ederi olarak matbaa sahibine ödüyordu. Birçok gece aç yattı, kimi zaman vapur parasını bile bulamayıp sokaklarda bozukluk aradı. Bastırdığı kitabı da en az onun kadar şanssızdı. Kitabının satılmasını sağlamak için bu kez kitapçıların yolunu tuttu. Fakat sadece bir yayıncı, kitabın gerçek pahasının yarısına yüz kitabını ondan satın aldı. Hem tek geçim kaynağından olmuş hem de yüzlerce kitapla kala kalmıştı. Kitapları koyacak yeri de yoktu genç adamın. Bir arkadaşına rica etti, kitapların barınacağı yer olarak bir ofisi buldu arkadaşı da. Ancak kitaplar, bütün kış boyunca ofis çalışanlarınca ısınmak amacıyla yakıldı. Kesin bir fiyaskoydu bu. Yıllar sonra Sarıkamış’ta askerliğini yaparken, kitabı bastırmak için harcadığı burs faiziyle beraber kapısını çalacak, arkadaşlarına kitaplarının telif ücretiyle borcunu kapatmalarını rica edecek ve O’na danışılmadan kitapları basılacaktı. Türk şiirine son yüzyılda armağan edilen en yetkin şiir kitabı, İşaret Çocukları işte böyle doğmuştu.

Cahit Zarifoğlu

Cahit Zarifoğlu

Cahit Zarifoğlu
Ama Bir Şarkıda Geçer Adımız
Yaşadığı çağa yabancı değildi Cahit Zarifoğlu. Afgan’ın figanı olmuştur meselâ. Savaş Ritimleri çalışmasında Sovyet-Afgan savaşını işleyen ACZ, Sevinç Çağına Doğru şiirinde Afganlı savaşçıları destansı bir biçimde resmetmiş, Yıldızlar Üstlerinde’de ise Afganlı mücahitlerin Bedir’de savaşan sahabeden beslendiğini ifade etmiştir. Afganistan Çağıltısı ise büsbütün dünyaya açık bir çağrı özelliği taşır; ırkçılığı alenen reddeder ve bütün Müslümanları Afganistan’da yaşananlara duyarlı olmaya çağırır. Mavera’da ise Afganistanlı Abdülhak ve Meral Matuf’un ağzından orada yaşananları okura aktarmıştır. Bir başka zulmün, Hama katliamının Türkiye’ye uzanan çığlıdır Zarifoğlu. Zamanın Kerbela’sının Hama olduğunu ifade eder Hama: Sımsıcak şiirinde. Hama’da susturulan insanlar ve camilerin bütün bir insanlığın felaketi olmasından korkar. Filistin’de akan kanın ise ağıtıdır şair. İntifada üzerine yazılmış olan en güzel şiir de O’nun kaleminden çıkmıştır. O’na göre Filistin’de taş atan çocukların kanlarıyla dolan hokkalar, Yaradan’ın gazabını yoğurmaktadır. Mahzundur, mahcuptur, ezilmektedir olan-biten karşısında susan insanlık adına.
Şaşkınlıktır Cahit Zarifoğlu’nun çevresine saçtığı. Daha tanışmıyorlarken Cemal Süreya’yı arayarak aynı evde kalmalarını teklif edecek, Süreya ise kendi tabiri ile uzun bir süre şaşkınlığını atamayacaktı. Aşka Dair’i de bu ilginç tanışma faslından sonra hem Papirüs’te hem de Papirüs seçkisinde yayımlanacaktır. Bundan dolayı Aşka Dair, İkinci Yeni içinde Zarifoğlu’nun en bilindik şiiri olacaktır. Necip Fazıl Kısakürek’i şaşırtmıştır “Üstad bu oyuncaklarla siz mi oynuyorsunuz?” diye sorarak. Üstadından “Artist” cevabını almıştır sorusuna. Namaz vaktinin geçmekte olduğunu fark ederek İstanbul’un en işlek caddesine seccade atıp namaz kıldığında, yanındakileri şaşkına çevirmiştir. İsmet Özel’in taraf değiştirmesi çağrısına “Allah bilir” demiş, Özel’in yanındaki “O ne karışırmış?” dediğinde de, “Sadece O karışır” demiştir. Şiiri de şaşkına çevirmiştir şiirle uğraşanları. Fazla ya da eksiktir dizeleri, kapalıdır, anlaşılamıyordur. Kendisine bu durumu soran Nazif Gürdoğan’a “Hiç kimse, şu ya da bu şiiri anlamak zorunda değildir. Şiirimi bana şikayet ediyorlar. Anlamıyorsa niye rahatsız oluyor bilmem? Ben de Botanik’ten hiç anlamam” cevabını verecek; Rasim Özdenören’e “Bu şiirin nesini anlamıyorlar?” diye dert yanacaktır. Rüyasında Necip Fazıl’ı gördüğünde arkadaşlarına, “Üstadı gördüm, yirmi beş yıl sonra kavuşacağız dedi bana” dedikten yirmi beş gün sonra vefat edecektir.
Yaşantısını sahabelere endeksleme gayretindeydi Zarifoğlu. “Ebu Zerr, çorbanın suyunu bol koy, komşularınla içersin” hadisini işittikten sonra, Mavera yazıhanesinde öyle yapacaklardı arkadaşlarıyla yemeklerini. Abdullah bin Mesud kadar korkusuzdu “Ben Müslümanım” derken ve Ömer bin Hattab denli kararlıydı çizgisinde. Müslümandır ve İlhan Berk’e göre İslâm haritasında önemli bir şair ve Müslüman şiirin öncüsüdür. Selim İleri’nin okuyabilmek için aylarca beklediğini ifade ettiği Yaşamak adlı tasnifi yapılamamış eserinde evre evre anlatacaktır nasıl bir yaşam sürdüğünü.
Kocaeli ve Kahramanmaraş’ta birer caddeye adı verilen şair ayırca İstanbul’da bir okulunun tabelasını ismiyle süslemektedir. Çocuk Edebiyatı dalında ödülü bulunan ACZ, ayrıca şiir, roman, hikaye, deneme, tiyatro alanlarında da eserler yazmıştır. Ayrıca Anılar Defterinde Gül Yaprağı şiiri, Selçuk Küpçük tarafından bestelenmiş; Daralan Vakitler ve Afganistan Çağıltısı da İbrahim Sadri tarafından seslendirilmiştir. Zarifoğlu’nu ölümünden önemli bir süre sonra, 2003 yılında Vivo’nun öncülüğünde tekrar keşfetme ve anlama gayreti oluşmuş, bu dönemde Okuntu, Kitap Haber, Parşömen, Hece gibi dergiler özel sayılar yayımlamış; Müslüman şiir için bir ilk olarak adına şiir ödülü konulmuş (Sadece iki kere verilebildi), hayatı belgesele aktarılmış, açık oturumlar düzenlenmiş ve Cahit Zarifoğlu Girişimi kurulmuştur.





Her kıyamda seccadesine davranan bu adamı böyle naif bir dille anlatacak seksen kuşağı yazarı var mı bilemiyorum. Gönlümün ve tüm zamanların en “ZARİF” madalyası senindir ustam.
Diline bereket.
Benim sakıt dilim Zarifoğlu’nu anlatmaya kifayet eder mi şekteyim ancak her kıyama duranın, her kıyama kalkanın, ‘her kıyamda seccadesine davranan’ın sonsuz anlatılması gerektiği konusunda hemfikirim.
Her Kıyamda Seccadesine Davranan Adam: Zarifoğlu’nu ifade ederken başvurulucak tamlamaların üst sıralarına bunu eklemeliyim.
Müthiş …. Tarifsiz bir anlatım … Zarifoğlu’nu herkes bilir ama herkes tanımaz. Bu metni yazan kişi en az gören kadar tanıyor …
Bir Zarifoğlu’nu, böyle bir zarif dille anlatan, zarif insana teşekkür etmek istedim.
” sakalını şiirle sıvazlayan bu adamın
kitaplarını yakmayın durun bekleyin biraz
alın işte bunlar ellerim “
Teşekkür ederim ‘zarif’ nevazişleriniz için dostlarım.
Tanımak ve tanıtmak gibi bir yerde bulunmanın nefesi dahi beni heyecanlandırıyor, Ömer Vural Üstadım. Şükranla.
Sinan, cehaletimi mazur gör,
”sakalını şiirle sıvazlayan bu adamın
kitaplarını yakmayın durun bekleyin biraz
alın işte bunlar ellerim “
dizeleri kime ait?
Bilemiyorum sayın abi. Bir yerde okumuştum. Aklımda kalmış. O yüzden iliştirmek istedim son cümle olarak. İsmi hatırlıyamıyorum. Bağışlanamamı dilerim…
merhum Zarifoğlu’nun sezai karakoç’a yazdıklarıyla sesleniyorum kendisine;
“artık yalnız değil adımların
horantası bir hayli arttı güneşin”
bu kalemler zarifce büyüyor ve büyütüyor umudu…
yüreğine sağlık… güzel adam güzel yazı…
[...] Cahit Zarifoğlu, Yazı Yayıncılık’tan 1988 yılında çıkan İşaret Çocukları adlı ilk kitabına aldığı Su serlevhalı şiirinde “raskolnikof müthiş bir Allah ağrısı çekmektedir” dizesine yer verir. Şair, şiirinin sonraki yayımlarında dizeyi “raskolnikof müthiş bir iman* ağrısı çekmektedir” şeklinde değiştirir. Bu Allah ve iman trampasına neden olan duyguyu keşfedilmek adına Rus Altın Çağının en önemli muharrirlerinden Fyodor Mihailoviç Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını yeniden okumak gereğini duydum. Şimdi, Abdurrahman Cahit Zarifoğlu’nun yukarıda anılan değişikliğe giderken, iman kelimesinin ıstilahî manasından çok lügat manasını önemsediğini düşünüyorum. Bunu böyle diyebilmek için de geçerli bir nedenim var. Şöyle ki; ıstilahî manasını önemsemiş olsaydı şair, yaptığı bir harf değişikliğinden öteye gidemeyecekti. Zira iman mefhumu ilk batında akla, Allah’ı da getirir. Öyle ki, İslâm inancına göre imanın altı şartından ilki, Allah’a iman etmektir. Doğallıkla iman kelimesinden anlamamız gereken şey, onun lügat manasından başka bir şey değildir. Bununla beraber, adı geçen takasın dizenin ahengini menfi cihette etkilediğini de itiraf etmeliyim. Allah lafzı dizenin ritmi içinde daha sağlam bir yer işgal etmekte. Ancak tabii ki şair bu değişikliğe gitmekte -yukarıda değindiğim sav uyarınca elbette- sonsuz haklı. Gerçekten de Rodyan Romanoviç Raskolnikov’un çektiği ağrı iman ağrısıdır. [...]
[...] Cahit Zarifoğlu gibi berbat bir hastane odasında, hain bir hastalığın pençesinde iken de ölmek istemezdim. [...]
[…] Cahit Zarifoğlu, Yazı Yayıncılık’tan 1976 yılında çıkan İşaret Çocukları adlı ilk kitabına aldığı Su serlevhalı şiirinde “ve raskolnikov müthiş bir iman ağrısı çekmektedir” dizesine yer verir. Şair, şiirinin sonraki yayımlarında dizeyi “ve raskolnikov müthiş bir iman ağrısı çekmektedir” şeklinde değiştirir.”
Sayın Suç ve Ceza isimli arkadaşım. Affınıza sığınarak sormak istyorum. Yukarıda değişiklik oldğunu söylediğiniz dizeyi defalarca okudum ve ben burada var olan değişiliği bir türlü çözümleyemedim. Cahilliğime verin ama bunu açıklar mısınız ?
Ve sayın Söz adlı arkadaşım..
İnanın Cahit Zarifoğlu gibi berbat bir hastane odasında, berbat bir hastalığa yakalanarak ölmeyi ve onun, yaşadığı ruh iklimini anlamak isterdim. Ve elbette onun yanına gitmeyi. Sonuçta bi ölüm şekli seçmek zorundadır insan. Ben onun ölümünü seçiyorum.
Kıymetli Mavi Çocuk,
Uyarınızla Suç ve Ceza başlıklı yazımızda yapmış olduğumuz hatayı fark ettik. Elbette doğrusu “Cahit Zarifoğlu, Yazı Yayıncılık’tan 1988 yılında çıkan İşaret Çocukları adlı ilk kitabına aldığı Su serlevhalı şiirinde “raskolnikof müthiş bir Allah ağrısı çekmektedir” dizesine yer verir.” şeklinde olacaktı.
Uyarınız ve dikkatiniz için müteşekkirim.
( Kusura bakmayın yazınızın altına bir şiir ekliyorum. Eklenecek bir yer aradım ama bulamadım.)
-acz’e
ey zarif beni duysan bir kere şu dilimi mahreme uzatmazdım
susardım ellerim açık gökten elini indirseydi Tanrım
bir şiirini takıştırıp boynuma yatınca geceye karşı
kristal tabutları çatlıyor göz evlerimin
içimin en doğurgan havasıyla en çırpınanları
ölüyorum inansınlar artık varı yoğu bir kırk yediliyim
korkmuyorum inanın değil bu korku
şehrin ortasına seccademi serip şükürler ediyorum
beden ölür bir et yığınıdır çürüyüp kenara koyarlar
koysunlar bırakın koysunlar Tanrı vardır ya biliyoruz
şükürler olsun
ruhunu mumyalayıp ruhuma doldurdum ey zarif sığmadı
o ne dehşet o ne derin bir kanama içten içe ete yayılan
yalnızlık deyince öyle bir ifrit doğuruyor kanım taş çatlıyor
ya sabır
deyince olmuyor bana bir zarif gerek
Kıymetli Mavi Çocuk, burası bir Şiir Seçkisi, doğallıkla has şiire hayır denmez. Bununla birlikte; adresinden kayıtlanabilir ve adresinden de ürünlerinizi incelenmesi için kaydedebilirsiniz.
Zarifoğlu ilginizin daim olması temennisiyle. Ki bu bana şiir ilgisinden bile daha sevimli geliyor.