
Evlat işte, ateş gibi yakıp deler bağrı,
Su gibi yatıştırıp soğutur ciğeri.

Bu merhabanın rengi mavi, ey sevgili okur!
Denize kıyısı olan yerlerinin hüznü var bu sayıda,
ılık rüzgârların esintisi, tebessüm soluyan dudaklarda.
Bırakıp gitmeler var,

Edebiyat öznellik, özgünlük ve özerklik alanıdır. İnsanın içinde ahenk ve disiplin sağlar. Ahenk insanın içinde tek başına bir disiplin sağlayabilir; fakat disiplin tek başına insanda bir ahenk sağlamaz. Okullarda öğretilen edebiyat disiplin merkezlidir. Öznelliği, özgünlüğü ve özerkliği kısıtlar. Burada çoğu kere “ahenk” yakalamak gibi hedef de yoktur.

Şiirle karşılaşmamaya dikkat etsek daha iyi olur. Şiir insanı değiştirir. O değişime hazır değilsek, çarpar, uçuruma yuvarlar. O değişime hazırsak, şiir gelir bulur bizi.
Şiir toplumuyuz ama şiir okumayız. Çünkü herkes şiir yazıyor. Yazan okur mu, niye okusun, adam yazıyor.(!) Ne tuhaf değil mi?

nasıl unutursun?
dört yan şeytan ablukası
yangın göğüslü kızlar ve
kıraç yüzlü adamlar ile
kurşunlanırdık
hama’daydık

Çalacak saatin sırrını haber veren yok mu
Bakın kaç yama dikilmiş hayatın pörsümüş elbisesine
Çocuklar pelteleşmiş büyümeyi ertelemiş gibiler
Arılar da beklemiyor çiçeklerini bahar bahçelerinde
Bakın hohlayarak silinmiyor dünyanın buz tutmuş camı
Kıyıya vuran balıklardan beni tanıyan yok mu

Oruç, Sezai Karakoç’un ifade ettiği anlamda ‘başka bir dünyanın meşalesi’ gibidir. Önümüzü aydınlatır, ufkumuzu genişletir, bize yeni bir ruh katar, bizi zengin kılar, kötü eyleme karşı bir kalkandır adeta. Sezai Karakoç, çocuklukta oruçluyken üç duyguyu yaşadığımızdan söz eder: Kutsal korku, kutsal sevgi, kutsal heyecan.

Zaman hızla geçiyor. Büyük bir devran ve dönüş. Yaz bitti Ramazan-ı Şerif geldi. Güz hüzün ayıdır. Hüznün sevince dönüştüğü, sevincin coşkuyla, duygunun akılla, aklın güzelliklerle buluştuğu bir ay…
Erişilmesi güç imkânlar sunan, af ve bağışlanma sağanağının yaşandığı bir ay… Ramazan ile haneler şereflenir.

Burada anlatmak istediğim bu tarz olayların yaşanmayan olaylar olduğu değil. Bu romanlardakinden çok daha ilginç olaylar yaşanıyordur. Bunları konu edinmek elbette yazarın hakkıdır. Öbür tarafta tutkularından ziyade daha rahat yaşam isteyen ve bunun için sevmediği, belki kedisinden hayli yaşlı bir adamla kendi isteği ile güle oynaya evlenen veya evlenebilecek insanların olduğudur. Yâda tarla’da, fabrika’da çalışıp tutku, aşk düşünecek zamanı ve durumu olmayan insanlar yok mu?

bugün seni sahiden bir kez daha
seni
biraz daha
belki de öylesine
ama daha fazla