
Çıkagelir birden bire
Ben sen o ya da hepimiz aniden
Çıkagideriz
Yalnız kalsın diye ayrılık habire…

Bu soruyu Edward Hallet Car’ın “Tarih Nedir?” kitabını okurken edindiğim bir fikir ile anlatmak isterim. Car’a göre tarihçi: Bir tarihsel olayı incelerken bu zamana göre inceler yani tarihsel olguya bir yorum getirir. Adını şu an hatırlamadığım biri şöyle demiş: “Olgular çuvala benzer, dik durması için içini doldurmak gerekir”. Romana dönersek yazar geçmişi anlatırken bu zamandaki ruh dünyasıyla yazıyor.

Ben daha kaç yaradan geçeceğim,
Sevgili YARADAN???
Daha kaç karanlık yoldan?

Eli kulağındadır güneşin
neden böyle bir cümle kurdum oysa cevabı bile meçhul çün saat gece bile değil bu defa karalamamaktan yanayım yanlışlarımı hevesim kalmadı hayata hep yanlış silmekten dermanım tükenmeye ramak varsa üç noktalara bırakıyorum damarlarımda ki boz bulanık türküleri geceler daha mutlu mudur nedir ondan gerek bu jilet pırıltılar yüzümde
devasa bir dinginlik suretimde unuttum acının alfabesini çaylar açık ve üç şekerli
utançlarımla zehirliyorum içimi karanlıklarım kavramışsa hüznün hazzını bana böyle gerek aşklar

çünkü vurulmuş bir kuş
nasıl söylesin şarkısını


göğden düşen bin parça
yüz lifleri harlı!
içim denizlerine batır ellerini
bırak bahar çözsün bizi!

Gödel ve Wittgenstein Viyana ve çevresinde büyümüş ve döneminin beklide en parlak bilimsel düşünce merkezlerinden birinde büyümüşlerdir. Beraber toplantıya katılmışlardır ve muhtemelen başka buluşmamışlardır.

Şehirler dar gelince biz de gideriz
Soylu atlara biner çeker gideriz
Çocuklar gibi şen, denizler üstünde
Bulutlara biner seker gideriz

Balatları okuyacak koca adam
Yıkıldın olduğu yerde
Kuruttu ateşin çamurları
Ama nafile