
söz kuşları başında dulda
ezgisi sözlerinde gizli bu şarklı
Yusuf diyarında bir gül
gül zindanlara galip

O pencereden her bakmaya kalkıştığımda, başıma neler gelir bilirsin. Parmaklarımın ucuna basarak yükselirim. Sonra, bu defa da engin bir maviliğe takılırım engel diye.” Çekilir misin yolumdan? “

Tıkırtılar, kuvvetli vuruşlara döndü. İçeridekilerin iyiden iyiye duyacağı şekilde, en sağır piri faninin bile işiteceği biçimdeydi artık. ‘Yeter artık! Sağır sultan duydu sen duymadın, bu kadar umarsız olmak için karanlık kuyulara düşmüş olmalısın, yazık sana.’ diye seslense acaba daha çok küser miydi kendisine?

Makine ustasının sırrının sessizliğiyle çalışması, ondaki sabrı, temkini, iradeyi ve kararlılığı gösterir. Adı üstünde ‘emek’ verendir, emekçidir o. Ben’in soğuması, ekmek döktüğünden bellidir. Ekmek azizdir. Ben, insanın en büyük tuzağıdır.

Bir sevgili çıkar gelir
Taziye elasıyla
Bahara yıkar beni
‘’Eskiden’’ derim

Nedense hep alkışlanır kürsüye geciken adam?
Bir akrep telaşlanır nedense, yelkovanın durduğuna…
Oysa besmele anlamını yitirmiştir bu kürsüde
Tespih çekilmese de olur
Yine alkışlar…

bu şehrin damarlarında seni bekleyişlerim var
yareler içinde nefistir aşk
/acının aroması bu olsa gerek/
parmağı kapılar arasına sıkışmış çağda
sevimsiz şehirler koleksiyonudur bu


oysa gök mavisiz kalınca çiçeklenir deniz
yusuf kuyulandıkça daha kalabalık oysa
oysa insan acılandıkça daha dirençli
yunus kovuldukça daha aşık oysa

Bir de
Kelimeleriniz elbiselerinize benziyor
İPANA kokuyor ağızlarınız