

Çamurlu sularına secde ettim yıllarca Çokça pişman oldum senden medet bekledim Çatlak ve kısık bir ses kırık bir heves kaldı Yazık ki değilmişim kendimi Davut sandım…

Ne garip terk edip gitmek eskisi kadar zor gelmiyordu. Ne de olsa ayrılık acısı kanayan yarasıyla her an beraberindeydi. Nerede olduğu ne fark ederdi ki. Gönlü yaşamak istediği mekanlardaydı, bedeninin varlığı iyice anlamsızlaşmıştı.

ben şimdi gidiyorum fotoğrafımı çekme sakın arada sırada gidebilmelidir insan ansızın ve bu yansımak zorunda değildir başka şeylere çünkü fotojenisi olmayan bir eylemdir gitmek

Biliyor musun abi, benim sevdiğim kız başkasıyla evlendi. Olmaz dedim kurban olduğum Allah bu kulunu görür dedim; bir engel çıkar; kar yağar boran olur; bir aksakallı dede gelir her şeyi değiştirir dedim. Hani masallardaki gibi abi.

korkudan eğilmez demir ateş ile indim arzına kıvam tutmadı hamur atıldım suya

22 Aralık 2006 tarihinde gösterime giren “Eve Giden Yol: 1914”e, açıkçası fragmanlarını izleyen herkes gibi ben de ilgi duymuş ve izlemek için bir gün sonrasında sinema salonunda soluğu almıştım.

Şu acı varolduğundan beri Kayıp çıkar nice şahlanan tutkular. O zaman ki zehredene/kahredene Sualsiz/emsalsiz bir nispet vakti.

Düşünsel boyutlarda İnançlarımı zorlasan da Kopardım ben o dikenleri Ayıkladım tek tek çürükleri

Dilim ırmak kenarında, doymadım suya Akıl kör his çapkın kalmadı sabrım Vareden beni de karanfili de Dirilt ve durult bizi ki solmayalım