

İşte o zaman yazmıştım kağıda “gözümdeki morluğa sahip çıkıyorum” diye..

Yak ateşin
Çeliğe nem gerek
Kurudu umudun denizi
Gözlerim su olası.
![Dar[alan] gözden gizlenen](http://gokekin.com/yazar/yeke.jpg)
Kartal da düşerse bir çoban okuyla
Senden ırakta ölebilirim.

“Çocuk denize bakıyordu
Yutkundu. Ve tükendi deniz.”

çevirdiğin yüzündeki
ıssızlığa yaslanırken ben
sana sızan aydınlığım
sana olan adanmışlığım

İyiliklerimizi kuşanalım çocuklar
Bayramlık iyiliklerimizi…

Bütün harflere duyduğum derin arzu Tanrı’yı küstürebilir mi?

Tevafuk diyorsun ya, sanırım kapının anahtarı onda. Biz, bizim açımızdan tümüyle belirsizlik ve gizemle dolu bir hayatı yaşıyoruz. Aslında içerden ve samimi bakacak olursak son derece korunmasız ve çaresiz bir haldeyiz. Korunmasız derken sahipsiz demek istemiyorum. Hiç kuşkusuz bir Sahibimiz var ve bizi Hafizun meleklerle koruyor. Lakin biz, beş duyu ile algılanabilir bir alemde, kendi sınırlarımıza hapsolmuş, giderek bu berbat modernlik içerisinde de kişisel doğamızın sınırlarında boğulmuş, sanatkar isek, yazar isek, egosantrik hayalciliğin pençesine düşmüş, güçsüz, kendisini bir şey zanneden ama şey dahi olamayan,

Elden gitmeyince gelmez avuca
Kendine gelmeyince var bilinmez.