
Tut ki
Tutamadın şarkıların kanadından
Kırıldı aşka düşerken billur kalbin

Ama bak bir şey kalmıyor geriye
Nardan ekşiyi çıkarınca
Bak ne diyor ‘acılardan büyük bir yer yoktur’
Öyle mi sahiden soytarı

Gökyüzünü içen yıldızlar vardı
Aydan uzak gecelerde
Yudum yudum gece olurlardı
Bir çocuk sesi yayılırdı zamana


İnsana dünyada
Bir yurt var sanmazdım
Sana gelmek
Yıllar süren gurbetten

Orada sesinle karşılaştım
Sustum
Senin o Cebrail’in kanadı gibi
Yaramızı iyileştiren gülümseyişinde

Ve der ki:
Acıları göğe uzanan bir selvidir ben
Diler arşı yokluğa rağmen.

Kursakta dizilen lokmalar
Nefesinle yutulur
Acı, bir yerdir der gözlerin
Acziyete oradan varılır

”çok sevdim, güzel sevdim ve fakat güzelliğim kırıldı/ ürkek ve tedirgin büyüdüm, yumruğum sonradan gelişti.”

Varlık bilgisi ve soruşturmasından uzak, maddenin de mananın da bilgisine, ergisine sahip olmadan [yine bilgisine ve ergisine sahip olmadan gelenek deyip dururken bile gelenek dışı] ödünç kavramlarla birşeylerin “öte”sini vehmedip metafizik kuruntularla “şiir söylemeye” çalışıldığı bir zamanda “şiirden öte” bir şeyler aramak elzem olsa gerektir.